Avrupa’nın ilk göçmen köylüleri

Gelecek yıl göçün 50. yılı. Ama bu Anadolu’dan Avrupa’ya ilk göç değil. Biliminsanları bundan yaklaşık sekiz bin yıl önce Ortadoğu’dan Avrupa’ya göçün yaşandığını söylüyorlar. Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi’ne bağlı Antropoloji Enstitüsü, Saksonya Tarihi Eserlerden Sorumlu Daire ve Adelaide Üniversitesi’ne bağlı DNA Merkezi’nden biliminsanları Almanya’nın Saksonya Eyaleti’nde bulunan Derenburg kasabasında yaptıkları kazılarda Neolotik Çağ’dan (bkz. kutuya) kalma, 7100 yıl öncesine ait kırk evin harabesine ulaştı. Aralarında iplik çıkrığı, toprak kaplar, sığır dişleri, peynir için kullanıldığı varsayılan parçalanmış bir süzgeç bulan biliminsanları, tüm bunların keramik dönemine ait olduğunu belirtiyorlar.
Bu yerleşim alanında mezarlarda buldukları kemiklerden aldıkları DNA parçalarını inceleyen biliminsanları ilginç sonuçlara ulaştılar. Genetik bulgular bunların o dönemde burada yaşayan yerlilere ait değil, Mezopotamya bölgesinden buraya göç eden köylülere ait olduğu yönünde. Genetik bulguları Avrupa’da ve Asya’da otuz altı bölgeden bugünkü insanların DNA’ları ile karşılaştıran biliminsanları çıkan sonuçların şaşırtıcı olduğunu söylüyorlar. Biliminsanları bu köylülerin üç Orta Avrupa bölgesi ile Türkiye, Irak’tan, Suriye ve Ortadoğu’nun başka bölgelerinden insanlarla çok yakın akraba ilişkisi olduğunu tespit ettiler. Göçün Ortadoğu’dan başlayıp, Anadolu ve Balkanlar üzerinden Tuna Nehri boyunca kuzeye, Orta Avrupa’ya kadar uzandığı da saptanmış.
Alman domuzlari da         göçmen!
Avrupa’da yaşayan yerli topluluklar daha toplayıcılık ve avcılıkla uğraşırken gelen köylüler, tarımla uğraşıyor ve hayvanları evcilleştirmeyi biliyorlardı. Yani gelenler yerlilere göre yüksek bir teknoloji kültürünü temsil ediyorlardı. Tarımla uğraşan bu çiftçiler yanlarında evcilleştirilmiş sığır ve domuzlar da getirmişler. Yani Alman domuzlarının ataları da Orta Doğu ve Anadolu’dan gelme!
Yapılan kazılarda ayrıca göç eden köylülerin hayvanların sütünden yaralanmayı bildikleri ve süt tüketiminin yaygın olduğu da tespit edilmiş. Yine bu köylülerin yabani türlerinden kızılca buğday elde ettikleri ve bunu ekmek yapımında kullandıkları ifade ediliyor. Avrupa’nın yerlileri daha kulübelerinde kürklerine sarılıp otururlarken gelen köylüler, Avrupa’da yeni bir döneme geçişi hazırlayacak yoğun bir çalışma içinde olmuşlar…
Biliminsanları, köylülerle birlikte kıta üzerinde yavaş yavaş hayvancılık ve tarımın geliştiği ve bütün Avrupa’ya hakim olduğunu belirtiyorlar.
Kazma ve kil kap gibi araçlar da kullanan köylüler, penceresiz uzun evler inşa etmişler. Daha da kuzeye doğru ilerleyen topluluklar, çalışkan ve hamaratlıkları ile kısa sürede yayılmışlar. Kil heykellerin üzerindeki resimlerde erkeklerin pantolon giydikleri ve tıraşlı oldukları gösteriliyor. Yine heykellerin üzerindeki resimlerde kadınların saçlarını kırmızıya boyadığı ve deniz salyangozlarının kabukları ile saçlarını süsledikleri resmediliyor.
Tarıhte göçün önemı
Avrupa’ya göç eden bu köylülerin ataları bütün bunların bilgisine çok önceleri sahip oldukları ve daha Avrupa avcılık ve toplayıcılıkla uğraşırken uygarlıklar yarattıkları biliniyor. Mezopotamya bölgesinde yapılan bir çok kazıda bundan yaklaşık on bin yıl önce burada yaşayan toplulukların hayvanları evcilleştirip tarımla uğraştıkları tespit edildi. Örneğin ilk buğdayın Diyarbakır Karacağ’da yetiştirilmiş olduğu ortaya çıktı. İlk keçi İran’da bundan dokuz bin yıl önce evcilleştirildi. Yine yaklaşık bu dönemde Güney Anadolu’da koyun, sığır ve domuzun evcilleştirildiği biliniyor. Çayönü, Nevala Çori, Aşıklıhöyük, Caferhöyük gibi Neolitik Dönem’e ait yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda o dönemin yerleşik yaşamından, inanç sistemine, aletlerden duvarlardaki kabartmalara kadar bir çok şey elde edildi. Bunlardan en iyi bilineni ve tanınanı Çatalhöyük’tür. Tarihte bilinen ilk kentin yaklaşık 9000 yıl önce, burada kurulduğu tahmin ediliyor. 10 bin kişilik bir nüfusla, elli futbol sahası genişliğinde bir kent kurulmuş. Çatalhöyük’te evler, arı kovanı gibi birbirine yapışık inşa edilmişti, kentin cadde ve sokakları yoktu. Evlere giriş çatılardandı. Ölüler, evlerin içlerinde tabanların altlarına gömülürlerdi. Evler yıkıldıkça, eski evlerin üzerine yenilerini inşa ettiler ve kent bir höyük şeklinde yükselmeye devam etti. Bugün saptanan tam 16 yapı katmanı var ve höyüğün yüksekliği 21 metre. Çatalhöyük evlerinin dikkat çeken bir özelliği de, duvarlardaki kabartmalar ve resimler. Arkeolog Mehmet Özdoğan yapılan kazılarda bu toplulukların ikibin yıl hiç bir yere ayrılmadıkları ve hep burada kaldıklarının tespit edildiğini belirtiyor.
Bütün bu bulguların aynı zamanda bugün sürdürülen göç tartışmalarını daha da keskinleştireceğini belirten biliminsanları, tarihi Hıristiyan-Yahudi Kültürü ile açıklayanların bu bulgularla ne kadar yanıldıklarını belirtiyorlar. Göçün tarih boyunca insanın ve onun kültürünün bir parçası olduğunu söyleyen biliminsanları en kritik dönemlerde insanın kendini göçle yeniden var ettiğini de ifade ediyorlar.
Elde edilen bulgular aynı zamanda yerlilerin ve göçmenlerin zekasını genlerle açıklamaya kalkan Thilo Sarrazin’in tezlerinin ırkçı olduğunu da bir kez daha açıkça ortaya koyuyor.


DERLEYEN: MEHMET SALİM

Neolitik Dönem

Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmuştur. Arpa, buğday gibi bitkilerle koyun, keçi ve domuz gibi hayvanların yabani ataları bu ılıman ortamın flora ve faunasının arasına girmiştir. Bu olumlu değişimin sonucunda insanlık tarihinin ilk büyük devrimi olarak kabul edilen NEOLİTİK DEVRİM yaşanmıştır. Neolitik devrim insan topluluklarının binlerce yıl boyunca geçimini sağladığı avcılık ve toplayıcılık yerine üretime başlaması yani tarım ve hayvancılığı öğrenmesidir. Neolitik devrim elbette ki dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan değişik insan guruplarınca aynı anda yaşanabilmiş değildir. Elde edilen arkeolojik verilere göre, bu devrim ilk kez Ortadoğu’da ve M.Ö. 9000-7000 yılları arasında uzun bir süreç sonunda gerçekleşmiştir. Bu dönemde Anadolu’nun güney kesimlerinin uygun şartlara sahip olması ve sözü edilen bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşama alanı olması nedeniyle Neolitik Çağın ilk kez burada başladığı düşünülmekte ve bu düşünce de arkeolojik verilerle sürekli olarak desteklenmektedir. İnsan topluluklarının bu dönemde üretime geçmesi bir dizi gelişmeyi de beraberinde getirmiştir. Artık beslenmek için av hayvanlarının peşinde göç etmeye veya tükenen bitkilerin yerine yenilerini aramaya gerek kalmamış, aksine ekilen tohumların yetişmesini, üreyen hayvanların büyümesini uzun süre bir yerde bekleme gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak da insanlar göçebe hayat tarzından yerleşik düzene geçmeye başlamışlar, ilk köy toplumları da böylece yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Güneşte kuruyan çamurun sertleşmesinin öğrenilmesiyle ilk evler, daha sonra da kilin pişirilmesiyle çanak çömlek yapımı gelişmiştir.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: