Kadına yönelik şiddete hayır!

25 Kasım Perşembe günü dünyanın birçok ülkesinde ve Almanya’da ‚Kadınlara yönelik şiddete hayır‘ denilecek. Şiddeti yaratan sosyal, toplumsal, geleneksel, kültürel ve ekonomik sorunlarla mücadele çağrısı yapılacak. Kadına yönelik şiddete karşı mücadele gününün ortaya çıkışı 1960 yılına dayanıyor. 25 Kasım 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde askeri diktatörlük döneminde Mirabel Kardeşler, muhalif kimlikleri ve talepleri nedeniyle işkenceye, tecavüze uğradılar ve sonra da katledildiler. Mirabel kardeşlerin ve tüm dünyada savaşlarda katledilen, yaşadığı ülkeyi terk etmek zorunda kalan, tecavüze uğrayan, fuhşa zorlanan, toplumun, eşlerinin, babalarının, erkek kardeşlerinin baskı ve diretmeleri altında yaşayan, hayatlarıyla ilgili kararları kendileri alamayan, şiddete maruz kalan kadınların yaşadıklarına dikkat çekmek ve şiddete karşı mücadeleyi sürdürmek için 25 Kasım ‚kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü‘ olarak ilan edildi.
RAKAMLAR ÜRKÜTÜCÜ
Her yıl 25 Kasım şiddete karşı bir mücadele günü olarak ele alınsa da dünyanın en gelişmiş ülkeleri de dahil olmak üzere her köşesinde kadına yönelik şiddet sürüp gidiyor.
Örneğin Almanya’da 16-85 yaş arasında her 4 kadından biri hayatında en azından bir kere partnerleri tarafından bedensel, cinsel şiddete uğruyor. Yüzde 42’si ise psikolojik şiddetle karşılaşıyor. Kadınların yüzde 13’ü ise tecavüz, tecavüze teşebbüs veya başka şekillerde cinsel ilişkiye zorlandıklarını ifade ediyor. Bedensel şiddete uğrayanların yüzde 37’si, cinsel şiddete uğrayanların yüzde 47’si uğradıkları vahşeti kimseyle konuşamıyor.
İtalya’da her üç günde bir kadın sevgilisi, eşi ya da eski eşi tarafından öldürülüyor. Fransa’da ise bu rakam yılda 160’a tekabül ediyor. Kadınlar salt sokakta, işyerinde değil, en huzurlu, güvenli yer olarak nitelendirilen evlerinde de şiddete uğruyor. İtalyan kadınların yüzde 64’ü kendi evlerinde öldürülüyor. Türkiye’de ise sadece Ekim ayında 23 kadın öldürüldü, 16 kadın yaralandı. Cinayetlerden dördü „namus“ gerekçesiyle işlendi. Dokuzu çocuk 17 kişi tacize, yedisi çocuk 15 kişi tecavüze maruz kaldı.

ŞİDDET BEDENSEL VE RUHSAL BÜTÜNLÜĞÜ TEHDİT EDİYOR
Kadınların ne yaşları, ne kökenleri ne de eğitim durumları şiddete uğramasının önünde engel olabiliyor. Almanya’da partnerleri tarafından şiddete uğrayan kadınların yüzde 29’u yüksekokul mezunu. Orta düzeyli okullardan mezun olan kadınlar arasında bu oran yüzde 25 iken, Hauptschule diploması olanlar arasında ise yüzde 19 civarında seyrediyor. Herhangi bir eğitim almayan ya da diplomaya sahip olmayan kadınlar arasında ise bu rakam yüzde 25 olarak açıklanıyor.
Özellikle boşanma ve ayrılma dönemlerinde kadına yönelik şiddet oranı artıyor. Ayrılık talebinin kadından yahut erkekten gelmesi durumu değiştirmiyor. Her durumda kadına yönelik şiddet gündeme geliyor. Şiddet, kadının bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tehdit ediyor. Bugün hala milyonlarca kadın evde, sokakta, işyerinde toplumsal yaşamın bütün alanlarında şiddetten arınmış bir dünyanın özlemini çekiyor.
Kadına yönelik şiddet, dünyanın birçok bölgesinde devam eden savaş ve bölgesel çatışmalarda, giderek artan yoksullukta, doğurganlığa yapılan müdahalelerde, taciz ve tecavüzlerde, ev içinde, namus, gelenek yahut töre adına yapılan her edimde açıkça ortaya çıkıyor. Bütün bunlara ek olarak medya, cinsiyetçi ve kadını aşağılayan, geleneksel kadın erkek rollerini pekiştiren, şiddeti magazinleştiren, pornografiyi körükleyen yayın anlayışıyla kadınları aşağılıyor ve kadınlara yönelik suçların artmasına davetiye çıkarıyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlamasına göre kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır. Şiddetin çok değişik biçimleri var ve kadına yönelik şiddet, ataerkil, toplumsal, hukuksal, ekonomik, siyasal, eğitimsel yapı içinde kadının ayrımcılığa uğramasından, eşitsizlikten, kadının erkeğe bağımlı hale getirilmesinden ortaya çıkıyor. Hali hazırda toplumdan topluma, dönemden döneme farklılıklar gösterse de kadınların bir cins olarak ezilmesi sonucunu doğuran kültürel, geleneksel ve kurumsal uygulamalar ve kadınların eşitsizliği bütün dünyada devam ediyor. Bu nedenle kadınların mücadeleleri içinde, kadına yönelik şiddet halen önemli bir yer tutuyor.

SORUNLAR DA ÇÖZÜMLER DE PERDELENİYOR
Almanya’da şiddetle ilgili tartışmaların ağırlıklı olarak göçmen kadınlar üzerinden sürdürülmesi ise şiddetin bütün topluma nasıl da nüfuz ettiğini perdelemekten ve şiddete karşı mücadeleyi gölgelemekten başka bir işe yaramıyor. Elbette göçmen kadınların bir bölümü yıllardır burada olmalarına rağmen dil bilememe, gettolarda yaşamaya mahkum edilme, iş bulamama gibi nedenlerle geleneksel aile ve toplum yapısının dışına çıkamıyor. Bu da göçmen kadınlar üzerindeki baskı ve şiddetin daha fazla olmasına neden oluyor. Hala kızlarını istemedikleri kişilerle evlendirmeye kalkışan, boyun eğmemesi durumunda baskı yapan ya da bunu ’namus davası“ haline getiren aileler var. Ve hala ne yazık ki namus nedeniyle işlenen cinayetler var. Ancak, bunların engellenmesi, sorunun gelişigüzel ve genelleştirilerek tartışılmasıyla hatta yasaların sertleştirilmesiyle mümkün değil. Geçtiğimiz günlerde kararlaştırılan eşten bağımsız oturma hakkının 2 yıldan 3 yıla çıkarılması, kadınları şiddet ortamında yaşamak zorunda bırakmaktan başka bir anlam taşımıyor. Ayrıca Avrupa Konseyi’nin her 10 bin kadına bir sığınma evi açılması önerisinin yaşama geçirilmesi bir yana Almanya’nın birçok kentinde sığınma evleri ve kadın danışma merkezleri para yok gerekçesiyle kapatılıyor, bütçeleri kısıtlanıyor.
Dolayısıyla göçmen kadınlara eğer gerçekten yardım edilmek isteniyorsa bu engellemelerle ve kısıtlamalarla değil tam tersine göçmen kadınların haklarının arttırılması, uyumu sağlamaya yönelik samimi politikaların hayata geçirilmesi ve kadın ve genç kızların gündeme yalnızca yaşadıkları sorunlarla değil başarılarıyla da getirilmeleriyle olacaktır.
Tüm bu nedenlerle Göçmen Kadınlar Birliği, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri sonucu yaşadığı her tür şiddet ve ayrımcılığı sadece kadınların değil tüm toplumun sorunu olarak görüyor. 25 Kasım’da yani kadına yönelik şiddetle mücadele gününde bir kez daha kadınların ayrımcılığın ve şiddetin esas hedefi olmasına ve şiddeti yaratan, besleyen, körükleyen bütün uygulamalara hayır diyor ve duyarlı herkesi şiddete karşı çıkmaya, seslerini duyurmaya ve birleştirmeye çağırıyor.

Pelin Şener

*Almanya ile ilgili rakamlar Federal Aile Bakanlığı tarafından yapılan „Gewalt gegen Frauen  in Paarbeziehungen“  ve „Lebenssituation, Sicherheit und Gesundheit von Frauen in Deutschland“ başlıklı araştırmalardan alındı.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: