Yazıl(ma)mış Mektuplar

Bazen öyle olur: Yazılacak mektuplar ertelenir.
Çoğunca istemeyerek.
Şu kış geçsin deriz.
Hele yıl bitsin.
Yazacak ne var ki!
Zaman uzar gider!
Yazılacak mektuplar birikir.
Biz öyle sanırız.

Oysa nice mektuplar yazılır.
Kimi zaman sıcacık bir gülüşle!
Kimi zaman ten tene değince!
Kimi zaman bir şiirin dizelerinde.
Bazen bir grev çadırında!
Bazen omuz omuza yürürken.
Kimi zaman da göz göze gelince.
Bakabiliyorsak elbette birbirimizin gözlerine!
Göz derken, gönül gözü diyorum.
İşte böyle… Nerede kalmıştık?

Bir bayram daha geçti.
Kendi zaman ölçülerimize göre yeni bir yıl önümüzde.
Bizler, Küçük Asya’dan çok uzakta yurt edindiğimiz coğrafyada geçen yılları düşünüyoruz.
Bir ay sonra 50. yıla girecekmiş göçmenlik macerası.
Elli yıl nedir ki ihtiyar dünyamızın geçmişi gözönüne alınırsa!
Deryada bir damla!
Öte yandan bir ömür!
***
Son günlerde “uyum” sözcüğünü çok duyar olduk.
Hani “Integration” diyorlar ya!
Bunca yıldır anlayamadım ne olduğunu.
En azından Almanya’daki devlet erkinin dayattığı “uyum”u.
Bu konuda konuşacak çok şey var gibime geliyor.
Öyleyse mektuplaşacağız bu konuda da.

Sahi, nedir “uyum”?
Bizim çok işittiğimiz şekliyle “İntegration”?
Sözlüklere bakmaktan başka umarım yok!
Neden mi?
Geçenlerde çocuklar için düzenlenmiş bir edebiyat matinesine katıldım.
Çocuklar… Almanlar, Türkler, Kürtler, Rusya’dan göç etmiş ailelerin çocukları!
Öyle çok soru sordular ki!
Çocuklar yanıta sorularla ulaşılacağını bilirler, sorulardan yeni sorular üretirler… Sonra da yanıtlar aranır…
Sorulara yanıtlar aradık. Yeni sorularla.
Hadi dedim ben de bir soru sorayım:
“İntegration nedir?”
Her biri bir başka “İntegration”u anlattı.
Benim “İntegration”um da farklıydı.
Sonra öğretmenlere sorduk.
Onlar da farklı farklı “İntegration”lardan bahsettiler.
Sahi, nedir İntegration?

Latince “integrare”den geliyormuş.
Batı dillerinde “Tümleşme, bütünleşme” anlamında kullanılıyormuş. Matematik terimi olarak da kullanılmaktaymış: “Tam sayılar” ya da “sıfır” anlamına da geliyormuş.
Sizlerin “İntegration” beklentinize uyuyor mu?
Sahi nedir İntegration?
Merkel’in “İntegration”una benziyor mu?
Elde var sıfır!
Türkçe bir sözlükte “tümleştirme, birleştirme” diye anlatılmış “İntegration”.
Sizin de aklınıza geldi mi? Bu size bir şeyleri çağrıştırıyor mu?
“Birlik ve beraberlik” gibi!
Neyse, konumuz o değil şimdi!

Sizi bilmem ama bu sözcük, “İntegration”, çok itici gelmeye başladı bana!
Brecht’in çok güzel bir şiiri vardır. Der ki o şiirde,

İyi insan olacağınıza
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
iyilik beklenmesin!

A. Kadir ile A. Bezirci’nin Türkçe’ye kazandırdıkları bu güzelim şiirin tamamını bana ayrılan yer nedeniyle ne yazık ki buraya alamıyorum. Brecht’in şiiri öyle anlamlı çağrışımlarla dolu ki… Neden olmasın, günün birinde İntegration sözcüğüne gerek kalmaz belki. Toplumsal dirliğe ulaşılınca. İnsanlar gönül dilini kullanmaya başlayınca. Ekmek daha hakça paylaşılınca…

“İntegration” dendi mi akla ilk gelen şey “dil” oluyor! Dilin önemini yadsımak değil amacım. Nedir ki, şu soruyu sormamak elde mi: Günde sekiz saat çalışmalarına karşın bi topan ekmek için sosyal yardım kuruluşlarının kapılarında onurları zedelenen Alman asıllı milyonları nasıl tümleştirecekler, bütünleştirecekler?
“İnsanca yaşamak” adlı dili nasıl öğreneceğiz?
Bayan Merkel bize şu sorunun yanıtını verebilir mi: Üst sosyal katmanlardan gelen çocukların liseye gitme şansı, diğerlerine göre neredeyse 3 kat fazlaymış. Bunu şöyle tercüme edelim: Varlıklı ailelerin çocuklarının liseye gidebilme şansı, yoksullara göre 2,7 kat fazla!
Ailelerin ekonomik durumları “sosyal devletin eğitimde fırsat eşitliği” ilkesine bu kadar utanılası yansır mı! Bu “tümleştirmesizliği” INTEGRATION edebilir mi acaba cici başbakanımız?
Ne diyelim?
Sıfır!
***
Geçenlerde toza bulanmış kitaplarımın arasından yıpranmış birini çekip aldım. Romen öykü ve roman yazarı Panait İstradi’nin kitabını daha önce okumuş olmama karşın elimden bırakamadım. Orada ilk okuyuşumda gözümden kaçmış, daha doğru bir deyişle dikkatimi çekmemiş bazı satırlara takılıp kaldım.
Öyküye adını da vermiş olan Arnavut asıllı pastacı Kir Nikola efkarlandığı bir günde çırağı Adriani’ye şunları söyler:
“… Sen büyüyüp adam olduğun zaman, benden sana yalnız bir anı kalacak. Yalnız şunu bil ki, bir ülkedeki yabancı, anayurdunu sırtında taşıyan adamdır. Bu yaşadığı ülkenin insanlarının hoşuna gitmez, dolayısıyla yabancı hep fazladır orada. Ama daha da beteri var. Yurt değiştiren adam, bir zamanlar kendisini sevmiş olanlara bile aykırı gelir ve işin en üzücü yanı da budur zaten.”
(…)
“İbrail’e gelip de bu mahalleye yerleştiğim zaman, konu komşuya yırtıcı bir kuş olmadığımı göstermek istedim. Açılış günü, bir kuruş almadan büyük küçük bütün mahalle halkına tam yirmi kilo plaçinta’yla üç yüz simit dağıttım. Sonuç: ‚Pis Arnavut.‘ Bu laf yüreğime işledi, ama yine de aldırmadım. Gördüğün gibi, küçük haydutların dostu, güçleri yettiğince malımı aşıran, bana gönülleri çektiğince küfreden insanları hoş gören, kendi halinde bir adam olarak kaldım.”
(…)
“Benim derdim bu işte. Dostlarım için ben, çoğu kez, ağza düşecek olgun bir armudum. Kışladakiler için yolunacak bir tavuk. Mahalle halkı için, bir ‚Pis Arnavut.‘ Zavallı Zinkutza’cığım için, ‚aşağılık bir ulus.‘ Oysa ben herkesle kardeş olmak isterdim, ama kimse bunu arzulamıyor. Hiç kimse, doğuştan iyi bir insanın iyi kalmasına yardım etmediği gibi, böyle bir talihe kavuşamamış insanın sonradan iyi olmasına yardım etmeye de yanaşmıyor.”

Yüz yıl kadar önce yazılmış bu satırları göçmenlerden daha iyi kim anlayabilir!
Bu konu tek mektuba sığacak gibi değil!
Öyle anlaşılıyor ki, Türkiyelilerin Orta Avrupa’da yaşadıkları göçmenlik serüveni üzerine yazılacak çok şey var daha.
Göçmenler üzerine söylenenlere bakıp bu konuda politika üretme(me)ye çalışan egemen çevreyi gözlemleyince bir şeylere HAYIR, öyle değil böyle demek gereği çıkıyor ortaya. Biliyorum, zor iş!
Birçok eski kavramı ya da daha doğru bir deyişle yozlaştırılıp içi boşaltılmış kavramları sorgulamak, yeni kavramlar üretmek gerekiyor.
***
Ne dersiniz, bir test yapsak? Sorsak “İntegration” nedir diye. Verdiğimiz her yanıta eksi ya da artı puanlar versek? Ben birkaç soruyla başlayayım. İsteyen bu listeye kendince yanıtlar ekleyebilir:

“İntegration” nedir?
– Deri pantolon giyip Bavyera usulü zılgıt çekmektir!
– Camiye gidip Almanca Kur’an okumaktır!
– Döneri “dönbürger niyetine yemektir!
– Almanca’yı çok iyi konuşmaktır!
– Alman milli marşını ezberden ve makamına uygun okuyabilmektir!
– Leitkultur’un ne demek olduğunu açıklayabilmektir!
– Gözlerini kapatıp “Almanya bir göç ülkesi değildir” diyebilmektir.
– “Ben yabancılara karşı değilim” cümlesine “ama” sözcüğünü ekleyip yeni bir cümle kurabilme sanatına sahip olmaktır!
– Alman başbakanlarının, cumhurbaşkanlarının şöyle bir cümleyi kurmayı becerememeleridir: “Yabancı dediğimiz insanlar toplumumuzun vazgeçilmez bir parçasıdırlar. Almanya’nın zenginliği, gerçeğidirler.”
– …

Mektup/Habib Bektaş

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: