67’de emekliliğe bir adım daha

Emekliliğe ayrılma yaşının 67’e çıkartılması konusunda hükümet ciddi bir adım daha attı. Emeklilik yaşının kademeli olarak 65 yaşından 67’e yükseltilmesini Kasım ayında Bakanlar Kurulu’nda karar altına alan CDU/CSU/FDP hükümeti, 2 Aralık günü konuyu Federal Parlamento’nun gündemine taşıdı.
2007 yılında kararlaştırılan yasaya göre, 67’de emeklilik ile ilgili yasanın maddi temeli olup olmadığı dört yılda bir incelenecek ve buna göre yasanın yürürlükte kalıp kalmayacağına karar verilecek. Buna bağlı olarak Federal Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan “Emeklilik Raporu”, 67’de Emeklilik Yasası için “maddi temelin mevcut” olduğunu içeriyor.
YAŞLILARIN İSTİHDAMI ARTTI MI?
Almanya’da insanların giderek daha fazla yaşlanırken doğumların azaldığına dikkat çeken Federal Çalışma Bakanı Ursula von der Leyen, “Nüfus gelişimi ve finanssal açıdan 67’de emeklilik kaçınılmazdır” dedi. Bu sözlerin, SPD/CDU/CSU büyük koalisyon döneminin çalışma bakanı Müntefering’e ait olduğunu söyleyen Leyen, “Ben de aynı Sayın Müntefering gibi düşünüyorum” dedi.
Hükümetin, yaşlıların istihdamını yükseltmek için yoğun çaba harcadığını ileri süren Leyen, “60-64 yaş grubu arasında çalışanların oranı ikiye katlanarak yüzde 40’a çıktı. Bu da hükümetin verdiği sözleri yerine getirdiğini gösterdiği gibi 67’de emekliliğe geçiş konusunda önemli bir engelin kalkmasına yönelik ciddi adımlar atıldığını gösteriyor” dedi.
Yasa kararlaştırılırken özellikle sendikaların, “yaşlıların büyük bir bölümü işe alınmıyor ve işsiz durumdalar” yönündeki eleştirilerini bastırmak için “Yaşlılar arasında istihdamı artırmak yasanın yürürlüğe girmesinin önkoşuludur” denilmişti.

“LEYEN, GERÇEKLERİ ÇARPITIYOR”
Leyen’in gerçekleri çarpıttığını söyleyen Sol Parti Emeklilik Politikası Sözcüsü Matthias Birkwald, tartışılması gerekenin 60-64 yaş grubu olmadığını, sadece 64 yaşındakilerin istihdam durumunun yasa konusunda asıl belirleyici nokta olduğuna dikkat çekti. Çalışma Bakanlığı’na yazılı bir soru önergesi veren ve aldığı yanıtı parlamentoya sunan Birkwald, “Bakanlığın verilerine göre Mart 2010’da 64 yaşındaki erkek işçilerin sadece 8,3’ü, kadın işçilerin ise sadece 3,4’ü sosyal sigortalı tam gün işte çalışmaktaydılar” dedi.
Leyen’in sözünü ettiği verileri elde etmek için işyeri sahiplerini, devlet memuru (bu statüdekiler emekli sandığına aidat ödemiyorlar) olanları, mini işlerde ve 1 Euro’luk işlerde çalışanları dahi saydığına dikkat çeken Birkwald, “Ama yasa tam gün sosyal sigortalı işlerde çalışanların durumuna bakılmasını istiyor. Ve ne iş yaparsa yapsın sadece yaşı tutsun demiyor” dedi. Bakanın günde bir saat çalışanları dahi istatistiğine aldığını söyleyen Sol Parti politikacısı, “Biz bu yasanın geri alınmasını talep ediyoruz” dedi.

SPD, VİRAJI ALMAYA  ÇALIŞIYOR..
CDU/CSU partileriyle birlikte yasayı karar altına alan ve sadece bugünkü uygulamayı eleştiren SPD, bu konuda bayağı zorlandı. “Yasanın yanlış olduğunu düşünmüyorum, aksine doğru ve yerinde olduğunu düşünüyorum. Sorun yasanın uygulamasında” diye konuşan SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, yaşlı işçilerin istihdamı konusunda hükümetin doğruyu söylemediğini belirtti.
Asıl sorunun 67’de emeklilik yasasının giderek “yaşlılıkta yoksulluk yasasına” dönüşmesinde olduğunu söyleyen Gabriel, “Biz bunu istemedik. Eğer yasaya desteğimizi istiyorsanız ülke genelinde yasal asgari ücret uygulamasına karşı direnişinizi bırakın, bırakın ki insanlar yaşlılık dönemlerinde yoksullaşmasınlar” dedi. Almanya’da 6,5 milyon insanın 8 Euro’dan daha düşük saat ücretiyle çalıştığını söyleyen Gabriel, “Bu insanlar 45 yıl aidat ödedikleri halde alacakları emeklilik maaşları 558 Euro olacak. İş piyasası yoksulluk ücretlerinden arındırılmadığı sürece biz bu yasaya onay vermeyeceğiz” dedi.
Hartz I, II, III ve IV yasalarıyla düşük ücretleri olağanüstü yaygınlaştıran ve böylece milyonlarca emekçinin çalışırken ve emeklilik döneminde yoksullaşmalarına neden olan SPD (ve Yeşiller) şimdi virajı almaya ve gelecek seçimler için puan toplamaya çalışıyorlar. SPD ve Yeşiller partilerinin kurmayları emekçilerin hafızalarının o kadar güçlü olmadığını ve yasaya yönelik ilk adımın kimden geldiğini unuttuklarını düşünüyorlar. Önümüzdeki aylarda kimin haklı çıkacağını göreceğiz (YH)

Mezarda emeklilik mi, yaşlılıkta yoksulluk mu?

SERDAR DERVENTLİ
Hükümet, bütün “itirazlara” rağmen emeklilik yaşını 2012 yılından itibaren kademeli olarak 67’e çıkarmakta kararlı. Çünkü “itirazlar” hükümeti “ikna” edecek türden değil.
Parlamentodaki bütün muhalefet partilerinin bütün “itirazları”, yaşlılara yeterince istihdam olanağı sağlanmadığı için emeklilik reformunun ertelenmesi üzerine kurulu. Buna göre eğer 60-64 yaş grubundaki emekçilerin istihdamı artarsa o zaman yasa yürürlüğe girebilir.
Sendikaların itirazları da bu yönde. Hem muhalefet partileri hem de sendikalar, “eğer 60-64 yaş grubundakilerin istihdamı artırılmaz ve bu yaş grubundakilerin çoğunluğu işsiz kalırsa, yasa emeklilik maaşlarının düşük olmasından başka bir işe yaramaz” diyorlar. Soruna sadece bu yönden bakıldığında bu doğru. Yeni Hartz IV uygulaması yürürlüğe girdiğinde uzun süreli işsizler için artık aidat ödenmeyecek, bu da emeklilik döneminde maaşın düşük olmasına neden olacak. Veya iş bulamadığı için 67’den önce emekliliğe ayrılmak isteyenler, erken ayrıldığı her ay için yüzde 0,3 daha az emeklilik maaşı alacaklar.

2006 yılında SPD’nin Köln milletvekili, Prof. Dr. Karl Lauterbach tarafından yayınlanan bir raporda özellikle düşük ücretli işlerde çalışanların daha erken öldüğünü ortaya koyuyordu. Düşük ücretli (1500€ altı) erkek işçiler ortalama olarak 71,1 yaşında yaşamlarını yitiriyorlar. Yani bugün 65 olan emeklilik yaşına göre bile bu insanlar ancak 6,1 yıl “emekliliğin tadını” çıkartıyorlar! Emeklilik yaşının 67’e çıkması bu emekçiler için 2 sene daha az emeklilik anlamına geliyor! Ayrıca 67’ye kadar çalışanların ömürleri de daha hızlı tükenecek.
Sermayenin kârlarının artması uğruna milyonlarca emekçinin yaşamlarının kötüleşmesine hatta daha erken yaşamlarını yitirmelerine neden olacak bir emeklilik reformuyla karşı karşıyayız.
Diğer tarafta emeklilik yaşının 67’e çıkartılması aynı zamanda genç kuşakların iş olanaklarını sınırlıyor. Yaşlılar ne kadar geç emekli olurlarsa gençler için de iş bulmak o kadar zorlaşacak. Sermaye ve hükümetinin, “yaşlı nüfus artıyor, genç nüfus azalıyor, bu nedenle yaşlılar daha uzun süre çalışmalı. Yoksa emeklilik sigortası batar” gerekçeleri de doğru değil. Almanya’da üretkenlik sürekli artıyor. Yani sürekli daha az işçiyle daha fazla üretiliyor. Dolayısıyla sorun çalışabilen nüfusun azalmasında değil; Sorun çalışabilen nüfusun tam gün ve tam ücretli işlerde istihdam edilmemesinde yatıyor. Son yıllarda düşük ücretli işlerde çalışanların sayısı 7 milyona çıktı. Tam gün ve tam ücretle çalışanların sayısı ise düşüyor. Bu da kaçınılmaz olarak sosyal güvenlik kasalarına (emeklilik, sağlık ve bakım) ödenen aidatların düşmesine neden oluyor.
Ayrıca genç nüfusun azalması, yani doğum oranlarının gerilemesi de bugünkü çalışma ve yaşam koşullarıyla bağlantılı. Kendileri için gelecek göremeyenler nasıl aile kurup, çocuk yetiştirebilirler ki?
Emeklilik sigortasının güvenceye alınması, yaşlılıkta insanca yaşamın olanaklı olması, gençlerin geleceklerine güvence bakabilmesi için yapılacakların başında haftalık çalışma sürelerinin olduğu gibi ömür boyu yaşam süresinin de (Lebensarbeitszeit) kısaltılması gerekiyor. Haftalık çalışma süreleri tam ücret karşılığı 30 saate, emeklilik yaşı ise maaşlardan kesinti olmadan 60’a düşürülmeli.
Görüldüğü gibi işçi ve emekçilerin seçenekleri “mezarda emeklilik” veya “yaşlılıkta yoksulluk” ile sınırlı değil. Sermaye ve hükümetini “ikna” edecek olan şey ise itirazlar değil, üretimden gelen gücün emekçilerin lehine kullanılması olacaktır. Eğer mücadele etmek yerine “itiraz etme” tutumu devam ederse birkaç sene sonra 69’da emeklilik gündeme gelecek. 2 Aralık günü parlamento 67’de emekliliği tartışırken CDU Ekonomi Konseyi, “Emeklilik sigortası güvenceye alınmak isteniyorsa, 69’da emeklilik üzerine düşünmeye başlamalıyız” açıklamasını yaptı bile.

Türkiyeliler daha az emekli maaş alacak

SERDAR DERVENTLİ
Türkiye kökenli göçmenlerin yaşlılıkta yoksullukla karşı karşıya kalma tehlikeleri Almanlara oranla daha yüksek. Sigorta şirketleri için araştırmalar yapan DIA Enstitüsü tarafından yapılan açıklamaya göre Almanya’da yaşayan 2,5 milyon Türkiye kökenli emekçiyi yaşlılık döneminde zor günler bekliyor.
DIA için araştırmayı yapan Türkiye ve Uyum Araştırmaları Merkezi (TAM), bunu Türkiye kökenlilerin genelde yerli emekçilere oranla daha fazla düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaları ve işsizlikten de daha fazla etkilenmelerine bağlıyor.
Bu durum doğal olarak Türkiye kökenli göçmenlerle Almanlar arasında tasarruf eğilimlerine de yansıyor. Ekonomik durumları kötü olan Türkiye kökenli göçmenler arasında tasarruf eğilimi yüzde 13,9 dolayındayken Almanlar arasında bu oran yüzde 38,5. Bu rakamın yüksek olduğu söylenemeyeceği gibi ülkedeki genel olarak yoksullaşmanın geldiği boyutun da aynası olarak algılanabilir.
Türkiyeli emekçilerin Türkiye’ye yönelik yaptıkları (mevduat hesabı, şirketlere ortak olma, finans kuruluşlarına para yatırma gibi) yatırımlarda elde ettikleri kötü tecrübeye dikkat çekilen araştırmada, bunun sonucu olarak altın, emlak v.b. daha kolay denetlenebilen yatırımları tercih ettikleri yer alıyor. Türkiye devleti tarafından uzun yıllar propagandası edilen “süper emeklilik” türü ek emeklilik konusunda yaşanan kötü tecrübeler de milyonlarca insanı daha dikkatli olmaya yöneltti.
“TÜRKİYE’DE YAŞARIM”  HAYALLERİ
Yaşlılık döneminde elde edecekleri emekli maaşlarıyla geçinmelerinin çok zor olacağını bilen Türkiye kökenliler arasında, emeklilik döneminde önemli ölçüde Türkiye’de yaşama eğilimi mevcut olduğu da araştırmada yer alıyor. Buna göre Türkiyelilerin yüzde 21’i emeklilik dönemlerini tamamen Türkiye’de geçirmeyi planlarken yüzde 48 gibi önemli bir bölüm ise Almanya ve Türkiye arasında gelip gitmeyi planlıyorlar.
Tabi bu planların ve hayallerin ne kadarının gerçekleşebileceği meçhul. Nitekim Alman yasalarına göre ülkeyi altı aydan fazla terk edenin bütün oturum hakları yok oluyor. Bunu ise kimse istemiyor. Türkiye’deki sağlık ve sosyal güvenlik sistemine güvenmeyen “Almanyalılar”, Türkiye’de yaşamak isteseler de buradaki oturum haklarını koruyarak en azından “ek bir güvenceye” sahip olmak istiyorlar.
Bu anlaşılır bir tutum; Herkesin temelli dönen fakat bu kez Türkiye’deki yaşama uyum sağlamada zorluk çeken, hastaneye gittiğine pişman olan ama oturum haklarını kaybettiği için dönemeyen en azından bir veya birkaç tanıdığı var.
DIA’NIN NİYETİ FARKLI
DIA’nın raporu genel olarak bir gerçeği ortaya koyuyor. Ama bunun şimdiye kadar bilinmeyen, şimdi ortaya çıkmış bir gerçek olmadığı da ortada. Tabi bu durumda, “ne oldu da DIA böyle bir araştırma yaptırdı” sorusu akla geliyor ister istemez.
Bunun yanıtı  aslında açık: DIA’nın arkasında Almanya’nın büyük sigorta şirketleri bulunuyor. DIA Türkiye kökenlilere yönelik bir araştırma yaptırıyorsa, bu, DIA’yı finanse eden sigorta şirketlerinin bu kesime yönelik özel bir çalışma başlatacakları anlamına geliyor. Sonuçta 2,5 milyon Türkiye kökenli az bir kitle değil. DIA’nın raporunda çalışabilen Türkiye kökenli nüfusun yüzde 20’sinin “Riester-Rente” özel emeklilik sözleşmesi yaptığı yer alıyor. Kısacası sigorta şirketleri için dev bir pazar fethedilmeyi bekliyor!
Bu da Türkiyeli emekçilerin önümüzdeki aylarda “Türkçe konuşan” Volkswagen ve Deutsche Bank’dan sonra “Türkçe konuşan” Allianz, Ergo vs. gibi şirketlerle karşı karşıya kalacağı anlamına geliyor.
Tabi bu arada “Riester-Rente”si sözleşmesi imzalayan milyonlarca yerli ve göçmen emekçinin sigorta şirketleri tarafından çok kötü aldatıldığını da hatırlatmakta fayda var. Yapılan “mükemmel” hesaplarda 20, 25 veya 30 yıl sonra elde edilecek “ek emekli maaşı” diye bir rakam ortaya çıkıyor. Bu rakama aldanıp sözleşmeyi tam incelemeyen vatandaş, bazı “ince ayrıntıları” gözden kaçırabiliyor. Neredeyse bütün sigorta şirketleri, vatandaşa vaat ettikleri “ek emekli maaşının” sadece yüzde 20’sini ödeme güvencesi veriyorlar. 400 € “ek emekli maaşı” alacağım diye hayal kuranlar, bu meblağın mali piyasalardaki çalkantılara bağlı olduğunun ve sigortanın kendilerine her koşulda ödemek zorunda olduğu miktarın bu durumda en fazla 80 € gerçeğinin farkında olmuyorlar. Olduklarında ise iş işten geçmiş oluyor.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: