Emperyalist diplomasinin içyüzü

Wikileaks adlı internet sitesinin, ABD Dışişleri Bakanlığı ile Büyükleçilikleri arasındaki gizli yazışmaları içeren onbinlerce belgeyi kamuoyuna sunması Avrupa ve Almanya’daki siyasi gündemi şok etti. Herkesin “Dur bakalım ne çıkacak?” diye merakla beklediği belge dağı, kimilerine göre ‘fare doğurdu’, kimilerine göre zaten tahmin edilebilir bazı gerçekleri bir kez daha doğruladı, kimilerine göre “diplomasinin 11 Eylül’ü oldu”, kimilerine de bol bol siyasi magazin malzemesi çıkardı…
ABD’li büyükelçilerin Merkel, Sarkozy, Putin veya Berlusconi gibi liderlere hangi lakapları taktıkları gibi işim magazin tarafı bir kenara bırakılırsa, Almanya’yı en çok ilgilendireni, ABD’nin Berlin Büyükelçisi Philip Murphy’nin tarafından 9 Ekim 2009’da merkeze geçilen “229153” Nolu rapor oldu.
Raporda, CDU/CSU ve FDP arasında yürütülen koalisyon görüşmelerinin, günü gününe “iyi yere yerleşmiş, güvenilir bir FDP üyesi tarafından” büyükelçiye aktarıldığı belirtiliyordu.
Büyükelçinin özellikle odaklandığı nokta ise, Almanya’da bulunan ABD’ye ait nükleer başlıklı bombaların akibetiydi; çünkü FDP bunların ülkeden gönderilmesi önerisinde bulunuyordu.
Wikileaks tarafından yayınlanan belgelerden sonra, FDP içindeki ABD ajanın Dışişleri Bakanı ve FDP Genel Başkanı Guido Westerwelle’nin partideki bir numaralı dış politika danışmanı ve genel başkanlık bürosunun şefi Helmut Metzner olduğu ortaya çıktı. Parti ve hükümet içindeki görüşmeleri ABD’ye sızdırdığı ortaya çıkan Metzner, “önlem olarak” görevinden alındı.

WESTERWELLE’NİN YANINDAKİ AJAN
Westerwelle, belgelerin yayınlandığı haftanın başında ABD Büyükelçisi’nin gönderdiği raporda partisinde bir ajandan söz edilmesini inandırıcı bulmadığını söylemişti. Ancak, partinin diğer yöneticilerinin ajanın ortaya çıkarılması ve cezalandırılması gerektiği yönünde yaptığı çağrılardan sonra durum netlik kazandı.
Konuyla ilgili olarak özellikle Westerwelle ile Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble arasında yoğun ve sert bir tartışmanın yaşandığı da Murphy’nin gönderdiği raporda yer alıyor.
6 yıl önce FDP’ye yakınlığı ile bilinen Friedrich Neumann Vakfı’ndan parti genel merkezine geçen Metzner’in, aynı zamanda partinin dış ilişkiler biriminde de görev alarak ABD Büyükelçiliği ile ilişkileri sıkılaştırdığı belirtiliyor.
Westerwelle’nin bir numaralı danışmanın ABD ajanı çıkması, 1974 yılında yaşanan benzer bir olayın hatırlanmasına da neden oldu. 1969-74 yılları arasında başbakanlık yapan sosyal demokrat politikacı Willy Brandt’ın başdanışmanı Günther Guillaume’nin Doğu Almanya istihbarat örgütü Stasi hesabına çalıştığı 1974 yılında ortaya çıkmış ve Brandt istifa etmek zorunda kalmıştı.
DİPLOMATİK NEZAKET Mİ   GÜÇ MÜ?
Büyükelçilik ve konsoloslukların ‘olağan misyonu’, bulundukları ülkede her bakımdan kendi ülkesini temsil etmek, çıkarlarını korumak, bunun için gerekli ilişkileri kurup geliştirmektir. Ülkelerin bunu, her ne kadar ‘diplomatik kurallar ve nezaket sınırları’ içinde yapması beklenirse de, fiiliyatta bunun başka türlü yaşandığı; her ülkenin gücü ölçüsünde bu sınırları aşmaya cüret ettiği ve aştığı görülmektedir.
Bu cüreti gösteren ve diplomasi kurallarını çiğneyen de sadece ABD değil kuşkusuz. Belli başlı Avrupalı devletlerin de, (henüz internete düşmemiş olsa da!) benzer raporlar tutuğu, çıkarlarını savunmak üzere ‘derin faaliyetlerde’ bulunduğu bir sır değil.
AVRUPA DOĞAL KARŞILADI
Zaten bunun içindir ki, ‘Wikileaks Skandalı’ patlak verdiğinde Avrupalı hükümetlerin hemen tümü ağız birliği etmişcesine, aslında mağdur olanın ABD olduğunu, bir ülkeye ait gizli yazışmaları deşifre etmenin basın ahlakı ile bağdaşmadığını içeren açıklamalarda bulundular. Avrupalı liderleri öfkelendirense ABD’nin bu belgeleri gerektiği gibi koruyamamış olmasıydı!
Bu yüzden, ABD’nin diplomatik gelenekleri hiçe sayacak ölçüde Almanya’daki ‘iç politika’ konularına el atması, bazı muhalefet partilerinin cılız itirazları ve demokratik kuruluşlar dışında esaslı tepki gösterilecek, üzerine gidilecek ‘olağandışı’ bir olay olarak görülmedi. ‘Wikileaks mağduru’ Westerwelle dahil olmak üzere, haklarında hakarete varan düzeyde raporlar açığa çıkan pek çok siyasi yetkili, ABD ile ilişkilerin bir zarar görmeden aynen devam edeceğini dile getirdiler.
ABD HER ŞEYİ BİLİYOR
ABD’den gelen açıklamalarda da bir olağanüstülük yoktu; raporların gerçek olduğu ama ABD’nin resmi görüşleri anlamına gelmediği yolunda yalpan açıklamalar yapıldı. Hatta ABD’nin heme her ülkeyi yakından takip ettiği, en ince detaylara kadar denetimde tuttuğu imajı verdiği ve bir bakıma dünya egemenliği rolünü için alttan alta pekiştirdiği için ‘hoşnut’ oldukları bile söylenebilir.
Öyle ya, Almanya gibi ekonomik ve siyasi bakımdan giderek güç toplayan Almanya gibi bir ülkeyi bile sıkı gözlem altında tuttuğunu ortaya koyan belgeler, ABD’nin bu ülkelere karşı ‘sizi zora sokabilecek birçok bilgiye sahibim” türü bir şantaj fırsatı da sunmuş oluyor.
Wikileaks tarafından verilen belgeleri incelemek üzere 50 kişilik bir komisyon kuran Der Spiegel de, bu durumu “Belgelere bakıldığında, Amerika’nın Alman siyasetindeki sırları Alman politikacılardan çok daha iyi bildiği anlaşılıyor” tespitiyle ortaya koyuyor.
WikiLeaks daha önce de Afganistan ve Irak işgalleriyle ilgili olarak on binlerce belge yayınlanmış ve bu bölgelerdeki işgallerin ne kadar büyük yalanlar üzerinden yapıldığı ortaya konulmuştu. Bu iki belge dalgası dünya genelinde işgallere yönelik eleştiri ve tepkileri çoğaltmış, ABD içinde de etkisini hissettirmişti.
Üçüncü dalga ise doğal olarak, ABD’nin dünyanın 180 ülkesine dağılmış temsilcilerine daha büyük bir şüphe ve temkinle yaklaşılmasını beraberinde getirecek. Ve sadece ABD’nin değil, kendini ‘uygar dünyanın temsilcisi’ gibi gösteren diğer emperyalistlerin de, aslında ne kadar kirlenmiş, samimiyetsiz ve ikiyüzlülük batağında olduğunu geniş kesimler nezdinde daha açık ve anlaşılır kılacaktır. (YH)

Assange gözaltına alındı

Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na ait gizli belgeleri yayınlayan Wikileaks adlı internet sitesinin kurucusu Julian Assange, 7 Aralık günü Londra’da gözaltına alındı.
Şaibeli bir biçimde “cinsel taciz” suçlamasıyla İsveç tarafından aranan ve İnterpol tarafından hakkında tutuklama kararı çıkarılan Assange’nin Londra’da Metropolitan polisi tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Assange’nin randevusunun bulunduğu polis karakolunda, İnterpol tutuklama emri çerçevesinde gözaltına alındığı kaydedildi.
İsveç polisi, Ağustos ayında bu ülkeye gitmiş olan Assange’ı, İsveç’te bulunduğu süre içerisinde iki kadına cinsel tacizde bulunduğu suçlamaları nedeniyle sorgulamak istiyor.
Assange ise, suçlamaları reddederek iddiaların, yayınladığı belgeler nedeniyle kendisini karalamak isteyenler tarafından ortaya atıldığını söylüyor.
Wikileaks’ten yapılan açıklamada, Assange’ın gözaltına alınmasının medya özgürlüğüne darbe olduğu, ancak buna rağmen Amerikan diplomatik yazışmalarını yayınlamaya devam edecekleri bildirildi.
Assange’nin avukatı Mark Stephens, İsveçli savcıları eleştirerek, Assange’nin Ağustos ayından beri savcılarla görüşme teklifinde bulunduğunu söyledi. Stephens, Assange’nin İsveç’e iade edilmesi durumunda, İsveç’in de Amerika’ya göndereceğini ifade etmişti.
Bu arada Wikileaks tarafından yapılan bir açıklamada, yeni yılın ilk günlerinde, aralarında dünyaca tanınmış ABD’li banka ve bazı şirketlerin yöneticileriyle ilgili skandalları içeren gizli bilgilerin kamuoyuna sunulacağı da belirtildi. (YH)

Murphy: Bir kaç fincan kırılabilir

Alman politikacılar hakkında ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdiği “telegramlar”la gündeme gelen Berlin Büyükelçisi Philip Murphy, Der Spiegel dergisine verdiği röportajda WikiLeaks tarafından kamuoyuna sunulan belgelerin uzun vadeli olarak ABD ile diğer ülkeler arasındaki ilişkileri zedelemeyeceğine inandığını, ancak bir kaç fincanın bu sırada kırılabileceğini söyledi. “Belgelerin yayınlanması ABD dış politikasına nasıl bir zarar verebilir?” şeklindeki soruya Murphy, “Bunu ben de son günlerde çok düşündüm. Orta ve uzun vadede bir etkide bulunacağını sanmıyorum. Çünkü ilişkilerimizi son 60 yıl içinde güçlendirdik ve zor dönemler geçirdik. Bu dönemde belki bir kaç porselen fincan kırılabilir. Bu belgelerin etkisinin çok az olacağını da sanmıyorum, tam tersine çok ciddi. Bu konuda Der Spiegel’i eleştirmiyorum, bunları çalanları eleştiriyorum” dedi.

Dünyada ‘Wiki’, diplomaside ‘Leaks’

ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı dünyanın değişik ülkelerinde görev yapan büyükelçiler ve temsilcilerin gönderdiği 251 bin 278 rapor ve “telgrafın” WikiLeaks (Bilgi Sızıntısı) adlı internet sitesi tarafından beş ülkeden gazete ve dergiye verilerek kamuoyuna duyurulması, ABD emperyalizminin dünyayı nasıl da kendi denetimi altında tutmak için yoğun bir çaba harcadığını bir kez daha gözler önüne serdi, sermeye de devam ediyor.
Almanya’dan gönderilen 1719 belgede, ABD büyükelçilerinin başta Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle olmak üzere Alman siyasetçiler hakkında ne dediğini ayrıntılı olarak yazarken, bir yıl önce koalisyon hükümetinin kuruluşuyla ABD’nin çok yakından ilgilendiğini belgeledi.
WikiLeaks’e iletilen belgelerin 8 bin 17’sinde ise dışişleri bakanlığının gönderdiği direktifler yer alıyor.
Bu direktifler, dışişleri bakanlığına bağlı olarak çalışanların aslında birer istihbarat görevlisi olduğunu da gözler önüne seriyor. Yayınlanan belgelerde, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’li diplomatların Birleşmiş Milletler’de (BM) casusluk yapmasını istiyor. Clinton’un bunun için geçtiğimiz yılın Temmuz ayında 30’dan fazla büyükelçi ve konsolos görevlendirdiği belirtilerek, ABD’li diplomatlardan Birleşmiş Milletler’deki iletişim sistemleri konusunda teknik bilgiler toplaması istediği de kaydediliyor.
ABD’li diplomatlardan BM’deki temsilcilerin özel şifrelerinin de istendiğinin yer aldığı belgede, hakkında bilgi toplanması talep edilenler arasında BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da bulunuyor.

İRAN, İSRAİL VE  GUANTANAMO
Belgelerde, İran ve İsrail konusunda da dikkat çekici ayrıntılar var. Belgelerde İsrail’in ABD ve Arap müttefiklerini İran’a yönelik askeri bir saldırı konusunda uyardığı kaydediliyor. Ayrıca Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemesi konusunda ABD’den defalarca talepte bulunduğu da öne sürülüyor.
Belgelerde, ABD’li diplomatların başka ülkelerin yetkilileriyle Guantanamo cezaevini boşaltmak ve tutukluları başka yerlere göndermek için pazarlık yaptığı da yer alıyor. Gizli belgelere göre, Slovenya’ya, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmek istiyorsa, öncelikle Guantanamo’daki cezaevindeki bir tutukluyu ülkesine alması gerektiği söylenirken, küçük ada ülkesi Kiribati’ye de Guantanamo’daki Çinli Müslüman tutukluları alması için milyonlarca dolarlık ekonomik teşvik verilmesi teklif ediliyor. Aynı yönde teklifin Avrupa’da önem kazanmak isteyen Belçika’ya da yapıldığı belirtiliyor.

EGEMENLİĞİ SÜRDÜRME ÇABASI
Belgelerde, tek tek ülkelerle olan ilişkiler, bu ülkeleri yönetenler hakkında ABD büyükelçilerinin hangi sıfatlar taktığı, nasıl nitelemelerde bulunduğu uzunca bir süre, daha çok “magazin boyutuyla” ele alındı.
Ancak, bu yoğun belge trafiğinin asıl amacının “kilit öneme sahip kaynakların, ülkelerin elde tutulması” olduğu görülüyor. Bunun için de gerektiğinde, İtalya ve Rusya başbakanları arasındaki “özel ilişkinin” öğrenilmesinden tutun da Kaddafi’nin “sarışın hemşirelerine” kadar birçok ayrıntı elde ediliyor.
ABD’nin dünya politikasındaki egemenliğini besleyen önemli kaynaklardan biri olan bu bilgi akışı için dünyanın 180 ülkesinde, 260 büyükelçi ve konsolosun denetiminde 12 bin “ABD diplomatı” görev yapıyor. (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: