Faşizme karşı mücadelede sosyalistler yok sayılabilir mi?

Yaygın kanı, 1939-45 yılları arasında Almanya’yı yöneten, İkinci Dünya Savaşı’nı başlatan Hitler faşizminin başta Yahudiler olmak üzere, diğer dini ve ulusal azınlıkları katlettiği, toplama kamplarında bunların tutulduğu, genel olarak da Alman ırkından insanların faşizmden etkilenmediği yönünde. Aynı şekilde Hitler faşizmi işbaşına geldikten önce ve sonra Alman ırkından hiç kimsenin bu insanlık dışı rejime karşı mücadele etmediği sanılıyor.
Bu görüşlerin Almanya içinde ve dışında bu genel kanıya dönüşmesinde, İkinci Dünya Savaşı sırasında Federal Almanya Cumhuriyeti’nde izlenen anti-sosyalist kampanyanın önemli rolü bulunuyor. Bu rol aradan 65 yıl geçtikten sonra halen de varlığını sürdürüyor.
Çünkü, Sol Parti tarafından Kasım ayı ortasında meclise sunulan bir önergede, Hitler faşizmine karşı mücadele eden Alman komünistlerin ve anti-faşistlerin onurlandırılması, halen yaşayanlara tazminat ödenmesi yünündeki talebe mevcut hükümet karşı çıktı. Yani; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sürdürülen anti-komünist kampanya olduğu gibi devam ediyor.
Aslına bakarsanız; Hitler faşizmi öncesinde ve sırasında bu ülkenin sosyalistlerine yönelik izlenen politika, özünden bir şey değişmedi. Faşizm tarafından işkencelerden geçirilen, kurşuna dizilen, toplama kamplarında insanlık dışı koşullarda tutulan Alman sosyalistlere yönelik Federal Almanya Cumhuriyeti de acımasız davrandı. Asıl kadroları Hitler faşizmi dönemindeki devlet aygıtı içinde etkili görevlerde bulunanların oluşturduğu “Federal Cumhuriyet’te” sosyalistlere yönelik büyük saldırı 1951’de faşizme karşı mücadelede lideri Ernst Thaelmann ve nice kadrosunu yitiren Almanya Komünist Partisi’nin (KPD) yasaklanması süreci ile farklı bir biçimde devam etti.
Yasaklamaya gerekçe olarak gösterilen “Özgürlükçü demokratik düzeni yıkma”, bugünkü hükümet tarafından faşizme karşı mücadele eden Alman komünistlerinin onurlandırılmaması ve tazminat ödenmemesi için kullanılıyor. 11 Kasım günü Federal Parlamento’da yapılan oylamada bu gerekçeyle komünistlere tazminat ödenmesi talebi CDU/CSU, FDP ve SPD’in oyları ile kabul edilmedi.
Önergeyi hazırlayan Sol Parti Milletvekili Jan Korte, sonucu haklı olarak bir “skandal” olarak derlendirerek şunlara dikkat çekiyor: “Çünkü komünizmle mücadele söz konusu olduğunda hemen Nazi’lerin hukuk anlayışı kendisini gösteriyor. O vakit, daha önce Hitler’in saflarında yer alanlar yeni görevlerde bulunmaya devam ederken, paralarını da aldılar. Ama faşizme karşı mücadele edenler daha sonra da mağdur edildi.”
Gerçekten de Der Spiegel dergisinde yer alan bir araştırmada, 1951-68 yılları arasında “özgürlükçü-demokratik düzene” karşı çıktığı gerekçesiyle ceza alan komünistlerin sayısı Nazi katillerin sayısının tam yedi katı olarak tespit edilmiş. Bu yıllar arasında toplam 200 bin Komünist hakkında soruşturma başlatıldı ve 7-10 bin arasında kişi ceza aldı. Ceza alanların çoğu kamudaki işini kaybetti, vatandaşlık haklarından men edildi.
Hitler faşizmi tarafından mağdur edilen pek çok kesimin daha sonra onurlandırıldığını, kendilerine tazminat ödendiğini ifade eden Korte, faşizmin katlettiği Alman komünistleri için de bir jest yapılması gerektiği çağrısında bulunuyor. Hükümet partileri bu tarihsel gerçeği görüp ona göre davranma yerine, önergeyi “Sol Parti’nin, komünist geçmişin devamı olduğunun ispatı” olarak değerlendirip, geçmişten ders çıkarma derdinde olmadıklarını bir kez daha gösterdi. Örneğin komünistlerin faşizme karşı mücadele ettiğini kabul eden CDU/CSU grubu sözcüsü Klaus-Peter Willsch, tazminat ödenmemesi yönünde aldığı tavrını Almanya’nın SSCB’ye yanaştırma çabasına dayandırıyor.
Bilindiği gibi, Hitler’in partisi NSDAP’ye katılım en çok CDU’nun önceli olan Merkez Partisi’nden (Zentrumpartei) olmuştu. Keza, savaş bittikten sonra ise eski Nazi kadrolarının önemli bir bölümü bu kez da CDU’nun kuruluşuna katılmıştı.
SPD ise, Hitler faşizmine karşı mücadele eden tüm KPD üyelerine tazminat verilmesinin söz konusu olamayacağını, ancak aktif yöneticileri için bunun kabul edilebileceğini savunarak önergeye karşı çıktı.
Alman komünistlerinin faşizme mücadelede verdiği bedeller İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra genel olarak yok sayılırken, bunu sosyalistlerin dışında ilk olarak 1985 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Richard von Weizsäcker gündeme getirmiş ve “Komünist direniş taktire şayandır” demişti. Buna rağmen devlet katında bir tavır değişikliği olmamıştı.
Federal Tazminat Yasası’na (BEG) göre 23 Mayıs 1949’dan sonra “Özgürlükçü demokratik düzene” karşı çıkanlar tazminat alamıyor. Ancak mevcut hükümet, bu tarihten önce Hitler faşizmine karşı mücadele eden komünistleri de bu kategoride değerlendiriyor.
Sol Parti tarafından verilen önergenin parlamentoda kabul edilmemesi anti-sosyalist koalisyonu geçmişle yüzleşmeye, bu ülkenin anti-faşist, komünist geleneğini görmezlikten görmeye devam ettiğini gösteriyor. Halbuki; bu ülkenin geçmişinde Alman ulusundan gelen devrimcilerin, sosyalistlerin olduğunu görmek, onları tanıtmak, onurlandırmak, ırkçılığa karşı güçlü ve köklü bir geleneğin oluşmasında da hizmet edecektir. Alman ulusu dendiğinde Avusturyalı Adolf Hitler’in değil, ona karşı savaşan Ernst Thaelmannların akla gelmesi için bunu yapmak gerekiyor. Çünkü Almanya’nın geçmişinde  faşizm var ise ona karşı verilen anti-faşist mücadele de var. İçinden geçtiğimiz dönemde bugün bunu görmek çok daha önemli ve anlamlıdır. (YH)

Faşizme karlı mücadelenin sembolü: Ernst Thaelmann

SPD’nin Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında Alman burjuvazisinin savaş politikasına destek vermesine karşı gelişen tepki üzerinden kurulan, 1919 Kasım devriminde önemli bir rol oynayan Almanya Komünist Partisi (KPD), Hitler faşizmine karşı mücadelede en kararlı ve militan güçtü. 1928’de ülke genelinde 130 bin üyesi ve 3.2 milyon seçmeni olan parti kısa bir süre içinde gücünü ikiye katladı. Hitler’in partisinin iktidarı almasına yol açan Aralık 1932’deki genel seçimlerde KPD’nin 250 bin üyesi, 6 milyon seçmeni (yüzde 16.9) ve 100 milletvekili bulunuyordu. Hitler’in iktidara gelmesinden sonra 5 Mart 1933’te yapılan ilk genel seçimlerde ise KPD yüzde 12,3 oyla 81 milletvekili çıkardı. Ama üç gün sonra 8 Mart 1933’te çıkarılan Reichstag Yangını gerekçe gösterilerek üç gün önce seçilen milletvekilleri düşürüldü. Böylece Hitler’e bütün yetkilerin verildiği 23 Mart 1933’teki oylamaya KPD’nin katılması engellendi. Bu oylamadan sonra yasal olarak bütün yetkileri elinde toplayan Hitler, üç gün sonra da 26 Mart 1933’te KPD’nin mallarına el koydu, yasaklama, tutuklama, terörize etme süreci başlattı. Binlerce KPD militanı toplama kamplarına götürülerek katledildi.
Bunların başında ise partinin genel başkanı Ernst Thaelmann geliyor. Bir liman işçisi olan Thaelmann 3 Mart 1933’te tutuklanarak Buchenwald Toplama Kampı’na götürüldü. 11 yıl burada tutulduktan sonra 18 Ağustos 1944’te kurşuna dizilerek katledildi.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: