Euro inişe geçti

16-17 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen AB zirvesinde Başbakan Angela Merkel bir kez daha düşüncelerini kabul ettirebildi. Devlet ve hükümet başkanları, 2013’den itibaren kalıcı ve sürekli bir Euro kurtarma sisteminin yerleştirilmesini karar altına aldılar. Bankalardan da borçların transferi yoluyla sisteme dahil edilmelerinin istenmesi kararlaştırıldı. Bu kararları güvence altına almak için de, Lizbon Sözleşmesi’nin değiştirilmesi kabul edildi. Önerilen değişikliğin düzeyi, yeniden halk oylamaları yapma zorunluluğundan kurtulmak için alt sınırda tutuldu. Böylece AB yoluna, yöneldiği kısıtlama rotasında devam edecek. Bugüne dek kararlaştırılan kurtarma paketlerinin başlıca amacı, Alman ve Fransız bankalarının sallantıya girmiş olan kredilerini kurtarmaktı. Bu yılın bahar aylarında ilk paket, Yunanistan için hazırlanmıştı. Euro Bölgesi ülkeleri IMF ile birlikte Yunanistan’a yeni krediler verilmesi için teminat sunmuştu. Bu da, Yunan hükümetinin sosyal kısıtlamalar, bütçe ve ücret kesintileri konusunda detaylı dayatmalar içeren bir memorandumu imzalaması koşuluna bağlanmıştı. Bu politikanın sonucunda Yunanistan ekonomisi bu yıl yüzde 5 oranında küçülecek. Kredileri geri ödeme ihtimali ise giderek daha fazla sıfıra yaklaşıyor. Pratikte AB Komisyonu ile IMF ülkeyi yönetir duruma geldiler. Yunanistan, sonu görülmeyen bir girdaba çekilmiş durumda. Alman hükümeti o dönem, Yunanistan’a verilen krediyi Euro’ya istikrar kazandırma şeklinde gerekçelendirmiş, durumu tehlike arz eden İspanya, Portekiz, İrlanda ve İtalya gibi diğer ülkelere benzeri yardımlar yapılmayacağını ilan etmişti.
Aradan iki hafta geçmeden bu açıklamayı geri almak zorunda kaldı. Hemen ardından Euro Bölgesi ülkeleri, AB Komisyonu ve IMF ortaklaşa 750 milyar Euro tutarında bir Euro Kurtarma Paketi hazırladı. Burada da Federal Meclis’teki Sol Parti dışındaki bütün partiler, bu paket sayesinde Euro’nun sağlamlaştırılacağının ve hiçbir ülkenin yardım istemek zorunda kalmayacağını açıklamıştı.
İRLANDA MODELİ FİYASKOYLA SONUÇLANDI
Paketin, spekülatörlerin Euro’yu hedef alan saldırılarını geri püskürteceği ileri sürülmüştü. Aradan yarım yıl geçmeden İrlanda Euro Kurtarma Paketi’nden yardım ödenmesi için başvurdu. FDP Genel Başkanı Guido Westerwelle’nin birkaç yıl öncesine dek Almanya için örnek gösterdiği İrlanda modeli iflas etmişti. Yatırımları teşvik gerekçesiyle yabancı sermayeye çok düşük vergiler getiren ve banka piyasasını tümüyle kuralsızlaştırarak ‘Kelt Kaplanı’ unvanını alan İrlanda Modeli, büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı. İrlanda devleti, iflas eden İrlanda bankalarının borçlarını üstlendi. Bunun sonucunda devlet borçlarında patlama yaşandı. Sonuç olarak, yeni borçlanma bedelleri astronomik boyutlara ulaştığı için İrlanda Kurtarma Paketi kapsamına alındı. Yunanistan örneğinde olduğu gibi İrlanda’ya yapılan yardım da, orada faaliyet gösteren Alman ve Fransız bankalarının alacaklarını kurtarmak için yapılan devasa bir yardım oldu. Bankaların borç transferlerinde sorumluluk payı almaları, her iki örnekte de öngörülmemişti.
ÇÜRÜMÜŞ BANKACILIK  SİSTEMİNİN FATURASI HALKA
Bu, AB vatandaşlarının ödedikleri vergilerle üçüncü banka kurtarma operasyonu yapılmasından başka bir anlam taşımıyordu. Amaçlanan, çürümüş bankacılık sisteminin ortaya çıkardığı borçların devletleştirilmesi ve faturanın çalışan halka ödetilmesinden başka bir şey değil. Ve adı geçen halk, iki defa ödüyor. Birincisi; bankaların suçlarını ödemek zorunda kalmasıyla gerçekleşiyor. İkincisi ise; dayatılan tasarruf paketleri sayesinde gerçekleşiyor. Bu bağlamda İrlanda’ya dayatılan memorandumda asgari ücretin aşağı çekilmesi ve özellikle çocukları etkileyecek tasarruf önlemleri alınması isteniyor. Aslında tarafların hepsi, alınan son zirve kararlarının da Euro’nun güvence altına alınmasına yetmeyeceğinin farkında. Gelecek yıl İspanya ve Portekiz’in yardım için Kurtarma Paketi’ne başvurmasına kesin gözüyle bakılabilir; ayrıca Belçika ve İtalya’nın da başvurması muhtemeldir. Bu yüzden paketin kapsamının 1,5 trilyon Euro’ya çıkarılması tartışmaları çoktan başladı. Avrupa çapında gündeme getirilen kısıtlama paketleri göz önünde tutulduğunda krizin derinleşeceği söylenebilir. Söz konusu ülkelerde bugünden işsizlik ve kitlesel yoksulluk artmaya başladı. AB’deki içpiyasaya yönelik talep sallantılı durumda. Alman sermayesi bu nedenle çözümü dışticarete ağırlık veren bir stratejide görüyor. Avrupa piyasasında uğradığı zararları Çin, Hindistan ve Güneydoğu Asya piyasalarında yeni pay kazanarak telafi etmeye çalışıyor.
ALMANYA AB’YE DAMGASINI VURUYOR
Almanya’da izlediği düşük ücret stratejisini devam ettirdiği için, birçok AB ülkesi geri düşüyor ve onunla rekabet edemez duruma geliyor. Bu ise sonuçta AB üyelerinin kendi aralarında yeni kırılganlıklara yol açıyor. Alman sermayesi giderek artan oranda AB’ye kendi damgasını basıyor. Bunu yaparken de Avrupa’da başka ülke ekonomilerinin tümden çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını göze alıyor. Alman sermayesinin temsilcisi Federal Hükümet, AB üyeleriyle ilişkilerinde diğerleri üzerinde hegemonya kurma yolunu seçiyor. Euro tahvilleri ve Avrupa Merkez Bankası’nın verdiği direk kredilerle ilgili tartışma, Euro’nun yaşadığı sorunun çözümü açısından devede kulak gibi kalıyor.
Ancak Federal Hükümet bu öneriyi bile reddediyor. Bu tartışmalar ışığında ekonomik durgunluğun önümüzdeki onyıllarda süreceğini ve kısıtlama paketlerinin gündemden kalkmayacağını öngören senaryolar daha fazla ihtimal dahiline giriyor. Belirsiz olan, Euro bölgesi ve AB’nin bu gelişmeler sonucunda hayatta kalıp kalamayacaklar. Bu ülkelerde yaşayan halkların büyük maddi zararlara uğrayacağı ise açık. Bu durumda denklem sadece şöyle kurulacaktır: Avrupa = Banka Kurtarma + Kısıtlama Paketleri + Demokrasi Kaybı.

Martin Hantke

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: