Toplumsal muhalefet canlandı

İskandinav ülkeleri bir kenara bırakılırsa, toplumsal muhalefet ve protesto geleneği açısından Avrupa’nın ‚en ölçülü‘ ülkelerinden biri de Almanya’dır. Ancak ekonomik ve politik alanda yaşanan gelişmeler ve biriken sorunlar, Almanya’daki toplumsal protesto hareketine de yeni özellikler katmaya başladı. Stuttgart’ta yerel bir imar projesine karşı ortaya çıkan ve farklı bir ‚halk hareketi’ne dönüşerek yılboyu ülkenin önemli gündemlerinden biri haline gelen protesto dalgası ise bunun en tipik örneği oldu.
Stuttgart 21 karşıtı hareket, ilk olarak uzun soluklu olmasıyla dikkat çekti. Saman alevi gibi parlayıp sönen değil, protestolara neden olan sorunun varlığına endeksli olarak az rastlanır bir kararlı bir karakter taşıdı. Bir diğer dikkat çeken yanı ise taşıdığı kitlesellik oldu. Aylarca her hafta kimi zaman 5, kimi zaman 10 kimi zaman da 20-30 bin insan bıkmadan usanmadan taleplerini dile getirdi. Eylemlerin doruk noktasında ise Stuttgartlılar, 50 ile 100 bin arasında değişen kalabalıklar halinde sokaklara döküldüler. Protestolar sadece en alttakileri değil, hükümet politikalarında rahatsızlık duyan orta kesimleri de içine aldı. Bu ise hükümet ve sermayenin izlediği politikaların işçi ve emekçiler dışında toplumun diğer kesimlerinde de tahribat ve sorunlar yarattığının bir işaretiydi. Orta sınıflardan insanların da protestolara katılması dile getirilen talebin esas olarak emekçi sınıfların ihtiyacı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor tabii ki. Stuttgartlıların yılboyu dile getirdikleri ve sayısız eylem yaptıkları talebin özü şuydu: Halkın yarattığı değerlerden oluşan kamu kaynakları, lüks bir proje yapılarak banka ve büyük şirketlerin kasalarını büyütmeye değil, kentte acil çözüm bekleyen sorun ve ihtiyaçları gidermeye harcanmalıdır!
Hükümet ve polisin gösterileri engellemek için şiddet kullanmaktan sakınmaması ise halkın yöneticilere karşı zaten sarsılmış olan güvenini daha da sorgulamaya ve ciddi bir demokrasi tartışmasına neden oldu. Stuttgart’ta yaşanan ve yakın gelecekte pekala birçok başka yerde ortaya çıkma potansiyeli taşıyan toplumsal hareketin belki de en önemli sonuçlarında biri de bu oldu; halkın karar mekanizmalarında olmadığı; yönetenlerin halkın ihtiyaçlarını değil bir avuç zengin azınlığın beklentilerini dikkate aldığı daha açık görülmeye başlandı.
2010 yılını toplumsal hareketler açısından ilginç kılan bir başka gelişme ise Hamburg ve Berlin’de ortaya çıkan ‚Halk inisiyatifleri‘ oldu.

HALK İNİSİYATİFLERİ YILI
Berlin’de suyun özelleştirilmesine karşı, Hamburg’da ise eğitim ve okul sisteminin iyileştirilmesi, özelleştirilen enerji şirketleri ve bazı hastanelerin yeniden kamulaştırılması ve yeni özelleştirmelerin önlenmesi amacıyla kurulan inisiyatifler hem savundukları talepler hem de kitlesel karakterleri ile yıla damgasını vuran toplumsal hareketler olarak dikkat çektiler. Sözkonu inisiyatifler birçok kez gösteri ve eylemler yapmanın yanı sıra, kısa zamanda onbinlerce imza toplayarak talep ettikleri konularda halkoylaması yapılmasının önünü açtılar.
İki kentte de hareketin öne çıkan özelliği, bu inisiyatiflerin belli muhalif çevrelerle sınırlı kalmayıp kent halkının önemli bir kesiminin ilgi ve desteğini kazanmış olmasıydı.
Su, elektrik, okul, hastane gibi yüzbinlerce insanı ilgilendiren konularda ortaya çıkan ve bu alanların kar amaçlı özel şirketlere sunulmasına karşı çıkan bu tür inisiyatiflerin önümüzdeki dönem diğer kentlerde de kendini göstermesi sürpriz olmayacak görünüyor.

NÜKLÜER KARŞITI HAREKETTE CANLANMA
2010 yılında kendini hissettiren bir başka sosyal hareketlenme ise hükümetin nüklüer enerji politikasına karşı gelişen protestolar oldu. Bu konuda zaten belli bir tabanı olan hareket, hükümetin atom santrallerinin işletim süresini uzatma kararı üzerine sıra dışı bir canlılık kazanarak yıl içinde birçok eylemi ortaya çıkardı. Ortaya çıkan bu harekette de büyük enerji şirketleriyle halkın ihtiyaçları arasındaki karşıtlığın açık bir biçimde tartışılıp sorgulanması dikkat çekti. Enerji tekellerinin değil halkın ihtiyaçları ve güvenliğinin belirleyici olmasını talep eden atom karşıtı hareket, nüklüer atık naklini protesto eylemleriyle doruk noktasına ulaştı.
Hükümetin ‘iç güvenliği arttırma’ adı altında kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan yeni tedbirleri devreye sokmak istemesi de 20102da protestolardan nasibini alan bir başka konu oldu. Uzun soluklu bir harekete dönüşmese de, yıl içinde değişik etkinliklerle halkın bu konudaki duyarlılığı arttırılmaya çalışıldı ve düzenlenen mitinglere onbinlerce insanın katılması dikkat çekti.

ÖĞRENCİ EYLEMLERİ VE BARIŞ HAREKETİNİN HIZI KESİLDİ
2009 yılını oldukça canlı ve kitlesel eylemlerle geçiren öğrencilerse geçtiğimiz yılı ‘sakin’ geçirdiler. Önceki yıl hem lise hem üniversite öğrencilerinin ülke çapında gerçekleştirdikleri boykot ve protesto hareketi, büyüyüp genişlemek bir yana cılız ve dağınık protesto eylemleriyle sınırlı kaldı.
2010’u görece sakin geçiren bir başka alan da barış hareketi oldu. Afganistan’daki işgali protesto ve Alman ordusunun geri çekilmesi talebiyle geçmiş yıllarda gerçekleşen eylemelerde adeta bir yorgunluk ve sönme gözlendi. Cılız bazı hareketlenmeler dışında, bu harekete damgasını vuran siyasi oluşumların daha çok ‘halkın ordunun Afganistan’dan çekilmesini istediğini gösteren anketleri’ öne çıkarmakla yetinmesi dikkat çekti.
Bir bütün olarak geride bıraktığımız 2010 yılındaki toplumsal muhalefete baktığımızda, hareketin önceki yıllara göre, gerek talepler gerekse kitleselliği açıcından daha gelişmiş özellikler kazandığı görülüyor. İşçi hareketinin diğer bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi çok güçlü geçmemesi ve diğer toplumsal kesimleri sürükleyici bir konumda olmamasına rağmen, toplumsal muhalefetin yıl boyunca yaşadığı canlılık dikkat çekiyor.
Bunda rol oynayan başlıca etkenlerse; toplumsal sorunların ekonomik krizin etkisiyle daha da ağırlaşması; sosyal adaletsizliğin, eşitsizliğin daha bariz görülmeye başlanması; ve gerek eyalet gerekse federal düzeyde uygulanan zenginler lehine uygulanan politikaların daha geniş bir kesimi rahatsız eder hale gelmesi oldu.
Bu açıdan 2010’da kendini hissettiren bu canlılığın kimi değişik biçimler alarak, önümüzdeki yıl ve yıllarda da süreceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Türkiye kökenli göçmenlerin sendikal eylemler dışarıda tutulursa bu tür sosyal hareketlenmeler içinde hissedilir oranda yer almayışı ise dikkat çekiyor.  (YH)

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar verfassen

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.

%d Bloggern gefällt das: