‚NSU’nun arkasındakiler kesinleşirse devlet krizi çıkar‘

Gedenken an den Mord an Mehmet KubasikNSU Davası’nın tanıkları arasında yer alan 20 yaşındaki bir kadın evinde ölü bulundu. Daha önce de şüpheli ölümler olmuştu. Davanın avukatı olarak bu türden ölümlerin olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu ölümler açık bir şekilde şüpheli. Özellikle üç tanık; istihbarat ajanı olan Thomas Richter’in evinde ölü bulunmasından başlayarak yaşanan ölümlere çok şüphele yaklaşıyoruz. En büyük sorun ise bu konuda doğru bilgilere ulaşamıyoruz. Mesela kod adı “Corelli” olan Richter,  geçen yıl ölü bulunduğu sırada biz kendisini tanık olarak çağırmayı hazırlanıyorduk. Çünkü o zamanlar kendisinin istihbarata verdiği bir CD’nin varlığı ortaya çıkmıştı. 2006’da hazırlandığı belirtilen bu CD’nin üzerinde “NSU” yazılmıştı. Bu demektir ki, Thomas Richter çok önceden bu örgütün varlığından haberdardı. Bu nedenle çok önemli bir tanıktı bizim için. Bir diğer önemli yanı da Mundlos’un bir tanıdığının tanıdığı olmasıydı.

Bu ölüm olayı ortaya çıkınca hemen nasıl öldüğü konusunda bilgi edinmek için harekete geçtik. Ancak savcılık bize hiç bir şekilde bilgi vermedi. Sadece “Galiba şeker hastalığı varmış. Sürpriz bir şekilde bu hastalık ortaya çıkmış ve ölümüne yol açmış” denildi. Tamam, madem öyle, ‚o zaman bunun doğru olup olmadığı araştırılsın‘ diyoruz. Savcılığa bu durumu raporlaştırma teklifi götürüyoruz. Ancak bu konuda da bir gelişme olmuyor. Böyle olunca doğal olarak bizde şüphe oluşuyor. Ardından bir kişi daha bezer şekilde öldüğünde şüphemiz daha da büyüyor. Çünkü bu şüpheli ölümler konusunda ikna edici doğru bilgileri bir türlü alamıyoruz.

Bu şüpheler gelip önemli tanıkları ortadan kaldıran bir ağın varlığına mı işaret ediyor? Öyle bir ağ olabilir mi?

Onu bilmiyoruz. Bildiğimiz bazı bilgilerin açıklanmaması için bir sebebin olması gerekiyor. Bunlar gerçekten doğal ölümlerse, o zaman bunun öyle olduğunun açıklanması gerekiyor. Bu olmayınca her şey ortada kalıyor.

Özellikle polis memuru Michaela Kieserwetter’in öldürülmesi konusunda bilgisi olduğu ileri sürülen Florian Heilig’in ölüm biçimi tartışmalara yol açtı. Ailesi intihar etmesinin söz konusu olmadığını ileri sürüyor. Şimdi de kız arkadaşı evinde ölü bulundu. Bir bağlantı olabilir mi?

Heilig’in ihbarlarının doğru olduğu sonradan ortaya çıktı. Baden-Württemberg’de gizli bir örgüt hakkında konuşuyordu. Sonradan bu gizli örgütün NSU olduğu ortaya çıktı. Yani, Florian Heilig de daha NSU ortaya çıkmadan bu örgütün varlığından haberdardı.

NSU Davası yaklaşık 200 duruşmasını geride bıraktı. 6 Mayıs’ta ikinci yılını dolduracak. Davada cinayetleri işleyenlerin arkasında kimlerin olduğu konusunda bir ilerleme sağlanabildi mi? Şu anda istihbaratla sanıklar arasındaki bağlantılar konusunda bir bilgi var mı?

Şu anda istihbaratla Naziler arasında çok yakın bir işbirliğinin olduğunu biliyoruz. Bu kesin. Bir işbirliği söz konusu. Demek ki, istihbarat bu Nazilerin ne yaptığını biliyordu. Gerçekten cinayetler hakkında bilgilerinin olup olmadığını ise hala bilmiyoruz. Ama bu konuda da şüpheler var. İstihbarat ve emniyetin cinayetler konusunda tam olarak ne kadar bilgi sahibi olduğunun bilgisine ulaşamadık.

Davanın sonunda özellikle baş sanık Beate Zschaepe’nin yüksek ceza alacağı belirtiliyor. Ancak bazı avukatlar en yüksek cezayı almasının yeterli olmayacağını, “güvenlik hapsi”nden bu cezayı alması gerektiğini savunuyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

“Sicherungverfahrung” olarak belirttiğimiz sizin söylediğiniz duruma bir hukukçu olarak gerek olmadığını düşünüyorum. Bezte Zschaepe müebbet cezası alacak. Bu da hukuka göre olacak. Bir demokrat avukat olarak “Sicherungverfahrung” konusunda fazla bir şey söylemek istemiyorum.

Peki dava, cinayetleri işleyenlerin arkasında kimlerin olduğunu ne kadar ortaya çıkaracak?

Bu aslında şu anda ortaya çıkmış durumda. Özellikle de Chemniz’de. Çünkü, bu grubun “yer altına çekildiği tarih” olarak 1998 gösteriliyor. Jena’da aranmaya başlandıktan sonra Chemniz’e taşınıyorlar. Taşındıktan sonra herkes “gizli yaşadılar” dese de, gerçek hiç de öyle değil. Davada ifade veren tanıklar üçlünün normal şekilde yaşadığını söyledi. Bunu bir şebeke sayesinde yapmışlar. Etraflarında da 30 kadar Nazi varmış. Bunlar, üçlüye hem silah hem de ev temin etmişler. Bu nedenle ileri sürüldüğü gibi yer altında, kapalı ve üç kişiden ibaret bir hücre demek yanlış olur.

Bu şebekenin önemli elemanları arasında istihbaratla birlikte çalışan Tino Brandt da vardı. O da mahkemeye getirildi, ancak bir şey söylemeden gitti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tino Brandt’ın davada yalan söylediğini açık olarak gördük. Gerçi daha önce de gerçekleri söylemediğini biliyorduk. Bu davada benim gördüğüm en büyük sorun, tanık olarak gelen Nazilerin tümü açık olarak yalan söylüyor. Asıl sorun savcılık, bu yalanlara hiç bir şekilde müdahale etmiyor. Genellikle gelen Nazi tanıklar, “bilmiyorum”, “ilişkim yok”, “tanımıyorum”, “hatırlamıyorum” diyor. Buna karşı savcılık daha fazla baskı yapabilir aslında.

Peki avukatlar bu konuda bir şey yapamaz mı?

Avukatlar bu konuda çok fazla bir şey yapamaz. Sadece iddiada bulunabilir. Ancak asıl olarak savcılığın harekete geçmesi gerekiyor. Eğer tanık olarak gelenler hakim ve savcılarda bir ilgisizliğin olduğunu fark ederlerse, o zaman çok rahat hareket ediyorlar. Yani yalan söylemeye devam ediyorlar. Sonraki tanıklar da bu yalanları internetten okuyorlar, nasıl rahat ettiğini görüyorlar ve kendileri de aynı şekilde davranmaya devam ediyorlar. Bu, dava için felaket bir şey. Çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasını engelliyorlar.

Bizim görebildiğimiz kadarıyla, Zschaepe sonuna kadar yargılanacak ve yüksek bir ceza alacak. Bu savcılığın istediği bir şey. Sonra da NSU kapatılacak. Bütün şebekenin varlığının ortaya çıkması istenmiyor. Eğer çıkarsa büyük bir skandal olur. Devlet krizine kadar gidilebilir. Ben öyle düşünüyorum. (YH)

 

Kubaşık Ailesi’ne karşı ırkçılık yapan polislere birşey yapamıyoruz

Siz NSU davasında Kubaşık ailesini temsil ediyorsunuz. Mehmet Kubaşık’ın öldürülmesinden sonra güvenlik birimleri gerekli soruşturma ve araştırmayı yapmış mı?

Hayır yapmamış. Cinayetin NSU tarafından yapıldığı ortaya çıkmadan önce, aileye karşı çok ırkçı bir yaklaşım söz konusuydu. Bu çoktandır biliniyor. Ancak Dortmund’ta büyük Nazi gruplarının olduğunu da biliyoruz. Mehmet Kubaşık’ın öldürüldüğü 2006’da Dortmund’ta NSU tipi bir grubun kurulması hazırlığı vardı. Belçika’dan bir sürü silah getirildi. Bizim bilgimize göre polis bu gruba karşı hiç bir soruşturma yapmamış. Bu grubun üyeleriyle Zschaepe, Böhnhardt, Mundlos’un etrafındaki kişiler de bağlantılıymış. Bu konunun açığa çıkarılması için mahkemeye dilekçeler verdik. Bugüne kadar bir sonuç alamadık.

Mehmet Kubaşık öldürüldükten sonra ailesine karşı ırkçı yaklaşım içinde olan polislere karşı hukuken bir şey  yapılamaz mı?

Bu çok zor. Çünkü bu polislerin iyi niyet göstermesi gerekiyor. En önemlisi de bu sadece Dortmund’la ilgili de değil. Diğer kentlerde de benzer uygulamalar var. Bu demektir ki yapısal bir sorun var. Bu polisler var olan kurallara göre davranıyorlar. Bu nedenle dava açmak çok zor. Sadece yaptıkları bir ihmal olarak görülebilir. İhmalden dolayı soruşturma açtıramıyoruz. Bu şu anda ahlaki bir suç. Belki polisten bu konuda bir disiplin soruşturması gerekiyor. Şu anda öyle bir şey bile söz konusu değil.