Terörün yarattığı korku tüneli

Sadece Fransa ve Almanya’dan başlayarak Avrupa ülkeleri değil, neredeyse bütün dünya “terör canavarının” yarattığı “korku tüneli”nde ilerliyor. Her tarafta halk arasında endişe ve panik havası hakim.
Sadece son bir ay içinde olanlara baktığımızda şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız:
*Büyük ve güvenli kentlerin merkezlerinde bellerine bomba bağlamış teröristler adeta cirit atıyor ve insanların toplandığı, gittiği alanlara yaklaşarak kendilerini patlatıyorlar. Yüzlerce insanı bir anda katlediyorlar.
*Yaklaşık 10 bin fit yükseklikten giden uçak düşürülüyor, ardından çok sayıda sefer iptal ediliyor.
*Milli maçlar iptal ediliyor, on binlerce seyirci stadyumlardan tahliye ediliyor.
*Polis, yüksek volümlü anonslarla yurttaşlara zorunlu kalmadıkça evlerinden çıkmama çağrısı yapıyor.
*Merkezi tren istasyonlarında, havaalanlarında, kent merkezlerine elleri tetikte, ağır silahlı polis ve askerler dolaşıyor.

Bütün bu olanlar bir film sahnesinde değil, bugünün Avrupası’ndan ekrana yansıyanlar. Elbette gerçekte olanların daha fazlasını bunlara eklemek mümkün. Ama sadece bunlar bile insanlığın nasıl da büyük bir korku tüneline sürüklendiğini gösteriyor. Her an nerede ortaya çıkacağı, ne yapacağı belli olmayan büyük bir “canavar”la karşı karşıya insanlık… Öyle gösteriliyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Hiç şüphe yok ki; yapılan katliamlar sıradan, geçiştirilebilecek gibi değil. Her bombadan sonra yüreğimiz yandı. Bu nedenle olanları yüzeysel şekilde “panik havası” diye yaftalamak doğru değil. Zira ortada insanların topluca katledildiği olaylar zinciri var.
Peki insan kanına susamış bu “canavar”ı kim yaratıp, ortalığa saldı?
Yanıtı biliniyor, ama bir kez daha vurgulamakta yarar var: Bugün Ankara’da, Paris’te, Beyrut’ta, Şam’da, Bağdat’ta… ortaya çıkan “terör canavarı”nın yaratıcısı Batılı emperyalist devletlerdir. “Terörü bitirme” adına devreye koydukları “önleyici savaş” doktrini terörü bitirmek yerine canavarlaştırdı. Bu nedenle, İkiz Kuleler’in yıkılmasından bu yana, “terörle mücadele” adına ülkelerin işgal edilmesinin terörü bitirme yerine büyüteceğini söyleyenler haklı çıktı. Terörün büyüdüğü kaynak durumundaki Afganistan, Irak, Suriye ve Libya’ya bakınca bunu daha iyi görmek mümkün.
Kendilerinden emin şekilde işgalle birlikte terörün kökünün kazılacağını savunanlar açık bir şekilde yanıldılar. Yanılmakla kalmadılar bilinçli bir şekilde suç işlediler. Blair bunu itiraf etti.
Bu nedenle, bugün büyük kent merkezlerinde yapılan katliamlardan aynı zamanda bu terörün yaratıcısı emperyalist devletler sorumludur.
Yarattıkları bu “terör canavarı” üzerinden bir taraftan ülkeleri işgal ederken, diğer taraftan temel hak ve özgürlüklerde önemli kısıtlamalara gittiler. Halka güvenlik için özgürlüklerden feragat edilmesi çağrısında bulunan, destek isteyen hükümetler, bunca kısıtlamaya rağmen görüldüğü gibi Paris’in ortasında bombaların patlamasını engelleyemediler. Demek ki, sorun temel haklar varlığından kaynaklanmıyor. Ya da temel haklar kısıtlanınca terörün önüne geçilmiş olunmuyor.
Sorunun temelinin, hakların varlığı değil, terörü yaratan asıl koşulların ortadan kaldırılması olduğunu kabul etmek istemeyen emperyalist devletler, şimdi son saldırıları gerekçe göstererek yeniden kısıtlamaları halka dayatıyorlar.
11 Eylül’den bu yana çıkarılan yasalarla yok edilen geriye hangi kırıntılar kaldıysa… Bu dalgada onlardan gözlerine kestirdiklerini yok etmek için plan yapıyorlar.
Amaçları terörü engellemekten çok halkın temel demokratik haklarını kısıtlamak, denetimi daha fazla artırmaktır. Fransa’nın üç ay boyunca olağanüstü hal ilan etmesi kendi başına büyük bir hak gaspıdır. Fransa Hükümeti, iklim sorunlarına dikkat çekmek için yapılmak istenen gösteriyi dahi yasakladı. Güvenlik önlemleri alıp, gösteri hakkına saygı gösterme yerine “toptan yasak” en basit yöntem olarak kullanıldı. Bundan sonra da aynı yönteme başvurulmaya devam edilecek gibi görülüyor.
Benzer şekilde Hannover’de oynanması planlanan Almanya-Hollanda dostluk maçından sonra yaratılan paniğin ardından, yıllardır yapılmak istenen ama yapılamayan ordunun yasal olarak iç güvenlikte kullanılması tartışması yeniden alevlendirildi. “Madem tehlike var, ordu ne güne duruyor” denilerek kapı aralanmak isteniyor. Hem de yasal olarak acil durumlarda ordunun iç güvenlik için göreve çağrılması mümkün olduğu halde…
Özetle, terörün yarattığı “korku tuneli”nden bir an önce çıkıp, terörü yaratanları teşhir etmek, temel hak ve özgürlükleri savunmak büyük bir önem kazanmış durumda. Aksi halde tarihin en eski etkili silahlarından biri olan korku, emekçilerin yaşamını daha da çekilmez hale getirecektir.
Korkunun panzehiri cesareti toplayıp, bütün katillerin yüzüne tükürmektir.

 

YÜCEL ÖZDEMİR

http://www.evrensel.net/yazi/75333/terorun-yarattigi-korku-tuneli