Grev hakkı mücadeleyle savunulur

Değişik sendikal inisiyatifler, sendikacılar, fabrikalardan temsilciler, yazar ve aydınlar Kassel’de grev hakkının korunması ve sendikacılara karşı sürdürülen saldırılara karşı neler yapılması gerektiğini tartıştılar. 7/8 Kasım günleri arasında toplanan konferansta taban örgütlenmesinin önemi ortaya çıktı. Türkiye’den de bir işçi temsilcisinin katıldığı konferans, karar altına alınan sonuç bildirgesiyle son buldu.

SERDAR DERVENTLİ

Alman sermayesinin propagandacılarına göre, “Almanya giderek bir grev ülkesine dönüştü.” Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan ve sonuçları da böyle olan “araştırmalara” göre “vatandaşlar da giderek grevlere duydukları sempatiyi yitiriyorlar!”

Özellikle 2015 yılının ilk dokuz ayında grevler sürekli Almanya’nın gündeminde oldu. Makinistler, pilotlar, postacılar, eğitimciler ve sosyal hizmet çalışanları, perakende satış mağazalarında tezgahtarlar, Amazon ve Charetri grevleri ve şimdi Lufthansa’da tekrar gündeme gelen kabin personelinin grevlerine bakıldığında, “Almanya’da sürekli grevler gündemde” hissine kapılabilir.

2014 yılı genelinde 392 bin iş grev nedeniyle kaybedilirken bu rakam 2015’in ilk yarısında 500 bin işgününü aşmıştı. Temmuz ayından bu yana gündeme gelen grevlerle birlikte bu rakamın 700 bin sınırını aşması bekleniyor.

Ne var ki Almanya’da 41 milyon emekçinin çalıştığı göz önüne alındığında veya bu oran diğer ülkelerle kıyaslandığında grevlerin hiçte ileri sürüldüğü kadar “fazla” yapılmadığı görülüyor. AB ortalamasında Almanya sondan ikincilik için Avusturya ile yarışıyor.

GREVLERDE ARTIŞIN NEDENİ

Kassel’de “Grev hakkına saldırı ve Union Busting’e karşı Konferans” başlığı altında düzenlenen konferansa değişik bölgelerden katılan işyeri işçi temsilcileri, sendikacılar ve aydınlar, “Grevlerin bir önceki döneme göre arttığı doğru. Ama burada asıl olarak artışın nedenini görmek gerekiyor” diyerek önemli bir noktaya dikkat çektiler.

Nitekim ister pilotlar veya makinistler ister tezgahtarlar veya eğitimciler olsun; Greve çıkmalarının tek nedeni işverenlerin, emekçilerin kazanılmış haklarını gasp planları, ücretleri düşürmek için taşeron firma uygulamasını yaygınlaştırmaları vb. Özellikle büyük fabrikalarda üretim bölümlerinin taşerona veya ana şirket tarafından kurulan naylon şirketlere devredilmesi büyük hak gasplarına neden oluyor.

SALDIRILAR UZUN VADELİ PLANLANIYOR

Mücadeleci sendikacıların ve işyeri işçi temsilcilerinin fabrikalarda karşı karşıya kaldıkları en büyük sorun sermaye kesiminin uzun vadeli planlı saldırıları. Bu konuda bir sunum yapan gazeteci-yazar Elmar Wiegand, ABD ve İngiltere’de on yıllardır gündemde olan sendikal örgütlenmeye karşı planlı saldırıların son yıllarda Almanya’ya yansıdığını belirtti.

Amazon tekelini örnek veren Wiegand, dünya çapında faaliyetlerini sürdüren Amazon, Allen&Overy isimli büyük hukuk büroları tarafından desteklendiğini söyledi. Sendikal örgütlenmenin nasıl engellenebileceği ve/veya mücadeleci işyeri işçi temsilcilerinin nasıl ekarte edilebileceği üzerine stratejiler hazırlandığını belirten Wiegand, “Bu tür stratejik saldırılar son yıllarda giderek artıyor ve aynı zamanda giderek işverenlerin sıkça faydalandığı bir hizmet işkoluna dönüşüyor” dedi.

Sermayenin birçok işkolunda, sendikaların ve işyeri işçi temsilcilerinin uzlaşmacı tutumlarına karşın işçi kesimini örgütsüzleştirmek için büyük harcamalardan da çekinmediğine dikkat çeken Wiegand, “Sonuçta bugün yapılan bu yatırımlar bir süre sonra harcamaların ciddi olarak düşmesine sağlayacak türden yatırımlar olarak ele alınıyor” diye konuşmasını sürdürdü. Almanya’da emekçilerin sadece yüzde 40’ının toplu sözleşme kapsamında olduğu ve işyeri işçi temsilciliği tarafından temsil edildiğini söyleyen Wiegand, Almanya’da dayanışma kültürünün geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle grev dönemlerinde dayanışmanın önemli olduğunu vurgulayan Wiegand, “Grevler ve bununla dayanışma bir toplumsal etkinliğe dönüşmeli” dedi.

TABAN ÖRGÜTLENMESİ VE SENDİKAL ANLAYIŞ

Daimler Bremen’den gelen bir temsilci ile Türkiye’den gelen bir diğer temsilcinin konferanstaki konuşmaları da ilgiyle dinlendi. Mayıs-Haziran aylarında metal işkoluna bağlı 15 fabrikada 40 bin civarında işçinin katıldığı grev/işgal eylemlerinde elde edilen tecrübeyi aktaran Türkiyeli sendikacı, “Birkaç hafta içinde öğrendiklerimiz çok önemliydi. Bugün kısmi başarılar ve kısmi yenilgilerle sonuçlanan bu eylemlerin en önemli yanı da bizim için edindiğimiz ve bizden sonra gelecek kuşaklara aktaracağımız tecrübe oldu” dedi.

Türkiye’deki metal işkolunda 2,5 milyon işçinin çalıştığını fakat bunların 150 bininin ancak sendikada örgütlü olduğunu söyleyen genç sendikacı, söz konusu grevlerin sendika bürokrasisine karşı bir tepki olarak gündeme geldiğini de sözlerine ekledi. Taban örgütlenmesini nasıl gerçekleştirdiklerini, komiteler aracılığıyla grevleri nasıl örgütlediklerini anlatan sendikacı, “Bu grevleri gerçekleştirenlerin yüzde 80’i genç işçiydi ve hiçbir grev tecrübeleri yoktu. Ama birliğimiz sayesinde önemli adımlar attık” diye konuşmasını sürdürdü.

İşçilerin, Türk Metal sendikasından istifa etmelerinin sendika karşıtı oldukları anlamına gelmediğini sözlerine ekleyen sendikacı, “Asıl olarak sendika bürokrasisine karşı bir tepkiydi bu. Sendika bir araçtır ve bu aracın kimin elinde olduğu ve kime karşı tuttuğu önemlidir. Biz sendikayı kendi elimizde sermayeye karşı tutmak için harekete geçtik” dedi.

Daimler Bremen’den gelen sendikacı da taşeronlaştırmaya ve kiralık işçiliğe karşı verdikleri mücadeleyi anlattı. IG Metall Sendikası’nın kendilerini bu mücadelede desteklemek yerine engel olduğunu söyleyen sendikacı, “Türkiye’den gelen arkadaşımın dediği gibi; biz de sendikadan vazgeçmedik ve IG Metall’i işçilerin sendikası haline getirmek için çaba harcıyoruz” dedi.

HERKES İÇİN MÜCADELE ETTİK

Konferansa katılan “en kıdemli” sendikacı olan Alman Makinistler Sendikası GDL’in İkinci Başkanı Norbert Quitter, aylarca devam eden TİS sürecini değerlendirdiği konuşmasında, “Biz sadece işverene karşı değil, medyaya, hükümete ve birçok sendikanın yönetimine karşı mücadele etmek zorunda kaldık” dedi.

GDL’in bir saatten sonra grev hakkının koruyucu pozisyonuna geldiğini söyleyen Quitter, “Bu rolü biz istemedik, ama önümüze geldiğinde ise kaçmadık ve oynamamız gereken rolü oynadık. Biz sadece kendimiz için değil, bütün işçiler ve sendikalar için mücadele ettik. Grev hakkı mücadeleyle savunulur” diyerek konuşmasını sürdürdü.

GDL’in bürokratik bir sendika olmadığını belirten Quitter, “Biz mümkün olan her düzeyde profesyonel olmayan sendikacı arkadaşlarımızın sorumluluk almaları, karar vermeleri için mücadele ediyoruz” dedi. Kendisine maaşı ile ilgili bir soruya da, “Maaşımızı diğer sendikalarda olduğu gibi kendimiz belirlemiyoruz. Bunu da profesyonel olmayan sendika üyelerimizin yer aldığı bir komisyon karar veriyor” direk yanıtladı.

Konferans, sonuç bildirgesi karar altına alınarak, önümüzdeki dönem yapılacaklara ilişkin konuşmalarla sona erdi. (Kassel YH)


Grev hakkına saldırı ve Union Busting’e karşı Konferans’ın sonuç bildirgesi:

İşçilerin sırtından sadece ulusal ve uluslararası rekabet sürdürülmüyor. Sosyal kısıtlamalar, iş yaşamının giderek güvencesizleştirilmesi, işten atmalar ve işin yoğunlaştırılmasına karşı direniş de oldukça zayıf.

Sendikal mücadelelerdeki artışa bağlı olarak belli bir süreden beri sermayenin, aktif sendikacılar, sendikalar ve işyerindeki sendika temsilciliklerine yönelik mücadelesinin sertleştirilerek sürdüğünü görüyoruz. Sermayenin bu yöndeki saldırıları üç değişik alanda gerçekleşiyor:

-İçinde bulunduğumuz genel koşullara bağlı olarak patronlar, işletmelerdeki birlik bilincini azgın yöntemlerle bastırma ve mücadeleyi boğma konusunda oldukça cesaretli davranıyorlar. Aktif sendikacılar, işyeri temsilcileri ve tüm temsilcilik kurumuna ayrımcı davranılıyor, mobbing uygulanıyor ve bahaneler uydurularak işten atılarak duruşmalarla uğraştırılıyor.

-Anayasaya aykırı bir şekilde TİS Birliği Yasası’nı yürürlüğe koyan egemenler, şimdi grev hakkını kısıtlayacak yeni yasal düzenlemeler planlıyor. 26 Ocak 2015’teki CSU’nun inisiyatifi bu çizgiyi, sosyal ve kamu hizmet alanındaki grevleri engelleme planlarını gözler önüne seriyor.

-Grevler giderek kriminalize ediliyor. (Daimler Bremen’de grev yapan işçilere yönelik yazılı uyarılara bakınız)

Büyük tekellerin yönetim kadroları, kendilerine “yardımcı menajer” (“Co-Managment”) gibi hizmet veren işyeri işçi temsilciliklerinden oldukça hoşnut olsalar da, sermayenin bir kesimi bu uzlaşmacı çizgiyi terk ederek direniş potansiyelini daha filizlenmeden boğmayı esas alan bir politika izliyor.

Alman Sendikalar Birliği (DGB) ve tek tek sendikalar bu gelişmeyi pek de ses çıkarmadan kayıtlara geçiriyorlar. Ver.di, NGG ve GEW, TİS Birliği Yasası’na karşı çıktılar.

IG Metall yönetiminin, greve çıkan Daimler Bremen işçilerini yalnız bırakması ise utanç verici. Halbuki bu işçiler örnek alınması gereken şekilde kiralık işçilik ve taşeronlaştırmaya karşı mücadele etmekteler. Bu yılın Ekim ayında yapılan IG Metall kongresinde taşeron sözleşmeleriyle ilgili olarak alınan karar şöyleydi:

‚İşletmelerde bazı bölümleri ana firma dışına çıkarmak veya üretimi taşeron firmalara yaptırmak eğilimi giderek artıyor. Bu konuda yapmamız gereken şeyler var. Söz konusu olan daha fazla ücret eşitliği ve eşit işe eşit ücret prensibi.‘

Ama Daimler Bremen’deki işçiler örgütlenerek bu gelişmeye karşı direnmeye başladıklarında ve patron tarafından yazılı ihtar aldıklarında ve aynı tutumu sürdürdükleri durumda işten atılmayla tehdit edildiklerinde IG Metall kendi üyelerine hukuk yardımı yapmayacağını; bizim tarafımızdan çağrısı yapılan bir grev değildi!‘ gerekçesiyle reddediyor.

Sınırsız grev hakkı için!

Bu gelişmeye karşı aşağıdaki temel pozisyonları esas alan bir hareket başlatılmalıdır:

-En doğal insanlık haklarından olan grev hakkı, ister resmen çağrısı yapılsın, ister yapılmasın sendikalı sendikasız her emekçinin en temel hakkıdır.

-Devlet memurlar da hakları için dilenmeye mahkum edilmemek için grev hakkına sahip olmalıdır. Bu hak kiliseye bağlı veya belli bir politik yönelime sahip gazete basım evleri gibi işletmelerde çalışanlar için de geçerlidir. Kiliselere bağlı anaokulu, hastane vb. gibi işletmelerde işyeri teşkilat yasasının bile geçersiz sayılması için hiçbir neden yoktur.

-Hemen hemen tüm AB ülkelerinde uygulamada olan politik hedefler için grev yapma hakkı Almanya’da da geçerli olmalıdır. Herhangi bir çıkar çatışmasında grev hakkı da dahil olmak üzere ortak hareket etme hakkını garanti eden Uluslararası Çalışma Örgütü İLO’nun 87 ve 98. maddeleri, Avrupa Sosyal Sözleşmesi’nin 6. paragrafının 4. maddesi Almanya tarafından imzalanmış olmasına rağmen pratikte buna uygun davranılmamaktadır.

Hepimiz için açık olmalıdır ki, bu haklara sahip olmamız için uğruna mücadele etmekten başka yolumuz yoktur. Yönetenlere yapılan çağrılar bir şey değiştirmez.

Tabi ki bu tartışma öncelikle DGB sendikaları içinde sürdürülmelidir. Ancak sendika yönetimlerine sorumluluklarını hatırlatmak bizi aktif sendikacıların kovuşturulması veya grev hakkının kısıtlanmasına karşı mücadeleyi tabandan geliştirmek, işçileri örgütlemek ve bunlar arasında iletişimi sağlayacak bağ kurmaktan alıkoyamaz.

Sendikaların sorumluluğunun adını koymak

Mahkemelerdeki hukuksal mücadeleler olduğu gibi işyeri temsilcileri ve işyeri temsilciliklerinin savunulması için sürdürülen dayanışma çalışmaları enerjimizi fazladan tüketmekte ve işyerlerinde kolektif haklarımız için mücadelenin örgütlenmesinde gücümüzün zayıflamasına yol açmaktadır.

Bu durum da kısır döngü içine düşme tehlikesiyle karşı karşıya getirmekte. Bu nedenle, sendikaların yaşam koşullarını iyileştirme ve güvenceye alma konusundaki sorumluluklarını kavrayıp tekrar hak elde etme ve kötü koşulları iyileştirme mücadelesine girmesinin ve olumsuz güç dengelerini lehimize dönüştürmek için atılıma geçmelerinin zamanıdır. Hedeflerimiz bellidir: Güvencesiz işlere, taşeronlaştırma ve kiralık işçiliğe karşı ve haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması ve kesinti yapılmadan emeklilik yaşının düşürülmesi ve emeklilik maaşının düzeyinin yükseltilmesi için mücadele edilmelidir.

7/8 Kasım’da Kassel’de yapılan Grev Hakkının Sınırlandırılması ve Union Busting’e Karşı Konferans’ın katılımcıları Union Busting’e karşı güçlü bir mücadelenin örgütlenmesi için bu konuda çalışmalar yapan “aktion./.arbeitsunrecht”, “Work Watch”, “Mannheimer Appell” ve diğer inisiyatifler arasında ağ oluşturma çabası içine girecekler. Buna, DGB ve DGB dışındaki sendikalarla görüşme ve tartışma olanakları yaratmak da dahildir.

Avrupa Birliği tarafından grev hakkının kısıtlanması yönünde (Yunanistan, İspanya ve Portekiz’de olduğu gibi) girişimler olduğundan grev hakkının kısıtlanmasına karşı Avrupa çapında bir hareket oluşturma çabası da sürdürülecektir.

7/8 Kasım’da Kassel’de yapılan Grev Hakkının Sınırlandırılması ve Union Busting’e Karşı Konferans’ın katılımcıları tarafından karar altına alınmıştır.