‘Sistem’ dayatıp ‘fiili başkanlığa’ razı etmek!

İhsan Çaralan

Başbakanın “balkon konuşması”nda “Herkesin kucaklanacağı yeni bir dönem” ilanı ve buna inananların “gerilimsiz”, “Uzlaşmacılığın egemen olacağı bir dönem” iyimserliği iki gün bile süremedi. Ve son üç yılın siyasi alandaki gerilimlerin ana konusu olan “başkanlık sistemi” dayatması AKP tarafından gündeme getirildi.
Seçimden bir gün sonra yapılan AKP MYK toplantısında alınan kararlar konusunda bir açıklama yapan AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “yeni anayasa”nın dönemin en önemli hedeflerinden birisi olduğunu, bu amaçla girişimlere başlanacağını açıklamıştı. Sorular üzerine de Ömer Çelik, “Başkanlık sisteminin metne Mecliste konabileceğini” söyleyerek, “Başkanlık sistemini yeni anayasa tartışmalarında çok önemli bir sorun olarak görmediklerini” ima etmişti. Ama ertesi gün Ömer Çelik, Yalçın Akdoğan tarafından düzeltildi! Akdoğan, “Yeni anayasa Türkiye’nin büyümesi için ne kadar önemli ise başkanlığı da böyle önemli bir konu olarak görüyoruz. Bu da bizim vazgeçemeyeceğimiz konulardan birisi” dedi.
Dün de Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın; “Cumhurbaşkanının görüşü, bakanlık sisteminin Türkiye’ye lig atlatacağıdır. Bu tartışmanın yapılması önemlidir.” demesi “başkanlık sistemi” tartışmalarının Saray’dan bağımsız gündeme gelmediğini de göstermektedir.
Tabii burada AKP’nin Mecliste 317 milletvekili olduğu ve AKP’de başkanlık sistemine karşı olanların da bir hayli olacağı da dikkate alındığında, “Başkanlık sistemi bu Meclisten geçmez” denilip geçilebilirdi ama burada amaç, anayasaya başkanlık sisteminin sokulmasından ibaret değil. Tersine Erdoğan ve AKP, anayasa ve yasalarla bir başkanlık sistemi getirmeye güçlerinin yetmeyeceğini, bırakalım başka engelleri bunun için Mecliste yeterli desteği bulamayacağını bilmektedir. Bu yüzden de burada asıl amacın 7 Haziran’dan sonra Cumhurbaşkanı tarafından öne sürülen “Fiili başkanlık sitemine geçişle” ilgili olarak adımlar atmak olduğu görülmektedir.
Tartışmanın “yeni anayasa” ve “başkanlık sistemi” olarak birleştirilerek gündeme getirilmesinde amaç da AKP içinde (tabii kamuoyunda da) ”fiili başkanlığa” karşı çıkanların, çıkacak olanların önünün kesmektir. Böylece “başkanlık sistemi” getirmeyi AKP Meclis Grubunun önüne “Yeni anayasa şartı kadar önemli bir hedef” olarak konarak, “fiili başkanlığın” önündeki muhtemel engeller kaldırılmak istenmektedir. Ki, böylece Cumhurbaşkanlığı etrafında zaten önemli ölçüde tamamlanmış olan “yürütme yapılanmasını” ilerleterek, asıl “yürütme komitesi”nin Saray’da” olduğu yasal hükümetin de bu “üst hükümetin” teknik heyetine dönüştürülmesine yönelinmiş olunmaktadır.
Kısacası AKP cenahından başlatılan “yeni anayasa” tartışmalarına da bağlanacağı görülen “başkanlık sistemi” tartışması; gelecekte, Meclisten geçtikten sonra uygulanacak bir “sistem tartışması” değil, ama fiilen uygulamaya geçilen anayasal dayanakları olmayan, kaba güce dayanılarak uygulamaya sokulan “fiili başkanlığın” organize edilerek hayata geçirilmesinin perdelenmesi olduğunu bilerek tutum almak gerekmektedir.
Tartışmalar, partilerde de hemen yankı buldu.
CHP Sözcüsü Gürsel Tekin, “Başkanlık sistemiyle geleceklerse kapımızın önünden geçmesinler” derken, HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen’in, “Yeni anayasa çalışmaları kapsamında başkanlık sistemi dahil her konunun tartışılabileceğini” söylemesi, medyada; HDP’nin başkanlık sistemine soğuk bakmadığı, tartışılacak bir konu olarak gördüğü, hatta AKP ile HDP’nin üstünde uzlaşabileceği bir konu olarak gündeme getirildi ve böylece de getirilmeye devam edilecek görünüyor.
Ayhan Bilgen’in, yeni anayasa konusunda tavırlarının eskiden beri açık olduğunu, prensipte başkanlık sistemine karşı olduklarını, “Her şeyin tartışılmasının demokratik bir anayasa yapım yöntemi olduğunu” düşündüklerini ama aynı zamanda “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünün hâlâ geçerli olduğunu da belirtmesine karşın tartışmanın sürdürüleceği de görülmektedir.
Siyasetin gerçekler değil algılar üstünden yapıldığı bir ülkede elbette partilerin ve sözcülerinin hangi sözün nerelere kadar çekilebileceğini bilerek davranması da siyasette doğru tutum almak kadar önemlidir. Hele de “başkanlık sistemi” konusunda imajını 7 Haziran seçimi’ndeki çıkışıyla düzelten HDP’nin bu konularda daha dikkatli olması gerekir. Çünkü “Her şeyin tartışılmasından yanayız” demek Türkiye’nin koşullarında demokrasi ve özgürlüklerin sınırlarının genişletilmesini gündeme getirmek biçiminde anlaşılmamaktadır. Tersine böyle bir yaklaşım, “Fiyatı ödenirse her çevreyle uzlaşırız” pragmatizmine karşılık geldiği propaganda edilerek, karşı taraf mahkum edilmeye çalışılmaktadır.
Bugün dönem, başkanlık sistemi söz konusu olduğunda, sadece anayasa değişikliği kapsamında bir “başkanlık sistemi” tartışması değil, “Seni fiili başkan da yaptırmayacağız” diyen bir teşhir ve mücadeleyi gerekli kılmaktadır.