Rosa Luxemburg Konferansı’ndan geriye kalanlar

YÜCEL ÖZDEMİR / BERLİN

Almanca’dan Türkçe’ye çevirdiğimizde “Genç Dünya” anlamına gelen “Junge Welt” gazetesi, Almanya’daki günlük gazeteler yelpazesinde en solda yer alıyor. Tirajının 20 bin olduğu gazetenin geçmişi 1947’ye kadar uzanıyor.

Hitler faşizminin 8 Mayıs 1945’te yıkılması, ardından Almanya’nın savaş galibi ülkelerin kontrol ettiği bölgelere ayrılması, sonradan adı Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) olacak bölgede Almanya Komünist Partisi’nin (KPD) sağ kalan kadroları tarafından gençlik örgütlenmesi için “Jung Welt”, önce iki haftalık, sonra haftalık, ardından da günlük gazete olarak yayın hayatına başladı.

DDR döneminde Sosyalist Birlik Partisi’nin (SED) yayın organı olan “Neues Deutschland”dan da fazla satan Junge Welt, denilebilir ki o dönem “en popüler” günlük gazeteydi. Tirajı bir dönem 1.6 milyona kadar çıkmıştı.

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve iki Almanya’nın resmen birleşmesinin ardından, o zamana bütün kamu kurumları gibi Junge Welt de özelleştirilince, eski çizgisinde kalmasını savunan bir grup aydın ve gazeteci tarafından kurulan bir kooperatif satın alındı. Halen de kooperatif şeklinde yayınını sürdürüyor. Ama adı “Genç Dünya” olsa da, eskiden olduğu gençlik örgütünün yayın organı değil. Genç yaşlı herkesin okuyabileceği, sol-sosyalist düşüncelerin, haberlerin yer aldığı siyasi bir gazete haline geldi.

Parlamentoda grubu bulunan Sol Parti’den başlayarak sola doğru açılan bir yelpazede yazarları ve okurları var. Bu nedenle Almanya’da sosyal demokratların solundaki kesimlerin önemli bir bölümünün kendisini ifade ettiği, bilgi edindiği, kimi zaman da sayfalarında tartıştığı bir platform özelliği taşıyor.

ALMANYA’NIN BÜTÜN SOLU URANIA’DA BİRLEŞTİ!

Bu özellik, gazete tarafından 1996 yılından bu yana, her yılın ocak ayının ikinci cumartesinde düzenlenen Rosa Luxemburg Konfaransı’nda da görülüyor. Urania Konferans Merkezi’nin kapısından içeriye adımınızı attığınızda, adeta Almanya’daki bütün sol Urania’da birleşmiş gibi bir hava hakim. Dahası sadece Almanya’dan değil dünyanın pek çok ülkesinden devrimci, ilerici, komünist parti ve örgütlerin yayınlarına da Urania’da ulaşmak mümkün. Ülkeler bazında baktığımızda elbette Almanya’dan sonra en çok Türkiyeli grupların dikkat çektiği hemen görülüyor. Rosa Luxemburg Konferansları’nın bir diğer önemli özelliği de, Küba ile dayanışma. Küba ile dayanışmak üzere kurulan derneklerin standında Latin Amerika rüzgarı esiyor. Küba purosundan, Küba Komünist Partisi yayın organı “Granma”ya kadar her şey var. Yine ezilen halklar Kürtler, Katalonlar, Basklılar’a özel bir destek ve sempati var bu konferansta. Bu halkların sembollerini her yerde görmek mümkün. Bunlara bir de eski DDR nostaljisi yapan yaşlı kuşağı eklememiz gerekiyor. O dönemden kalma bayraklar, semboller ve kitaplar sıra sıra…

Dünyanın bunca sıkıntılarla geçtiği bir dönemde, sadece Almanya’dan değil değişik ülkelerden gelen solun aynı atmosferi soluması bakımından Rosa Luxemburg Konferansı önemli bir buluşma noktası olma özelliği taşıyor.

KATILIMDA REKOR

Bu yılki konferansı önceki yıllardan ayıran en önemli özelliklerden birisi katılımın en yüksek seviyeye ulaşması oldu. Junge Welt gazetesinde konferans sonrasında yer alan habere göre, toplam 2600 kişi gün boyunca konferansı izledi. Bu bugüne kadar yapılan 21 konferansta en yüksek rakamı ifade ediyor. Junge Weld Genel Yayın Yönetmeni Arnold Schölzel, katılımdaki yüksekliği dönemin koşullarına bağlıyor. Dünya savaş ortamına sürüklendikçe, Almanya bu savaş politikalarında daha fazla rol almaya başlayınca, toplumda da tepki kendisini dışa vuruyor. Özellikle de gençler arasında. Bu nedenle konferansın katılımcıları arasında gençlerin sayısının hissedilir düzeyde yüksek olması dikkat çekiciydi.

TÜRKİYE’DEKİ GELİŞMELER YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR

Bu yılki konferansın bir diğer önemli noktası da, “Ateş, kan ve gözyaşının hakim olduğu coğrafya”dan gelen, gazetemiz yazarı ve Evrensel Kültür dergisi Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu’nun açılış konuşmasını yapmasıydı. Daha önceki konferanslarda Küba, Venezuella gibi Latin Amerika ülkeleri öne çıkarken, bu kez yaşanan gelişmeler nedeniyle Türkiye vardı. Schölzel, Türkiye’deki gelişmelerin farkına olduklarını, nedenle daha fazla dikkat çekmek için Aydın Çubukçu’yla açılış yapmak istediklerini ifade etti. Pek de haksız sayılmazdı. Çünkü, Türkiye’deki gelişmeler her geçen gün daha fazla can alıyor, dolayısıyla insanların ilgi alanına giriyor. Dolayısıyla olup bitenler hakkında kafalardaki sorulara yanıtların verilmesi gerekiyordu. Çubukçu da sunumunda Türkiye ve içinde bulunduğu bölgenin nasıl da savaş ve faşizm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu net bir şekilde anlatarak, buna karşı geniş bir halk cephesi çağrısında bulunurken, bu cephenin uluslararası dayanaklarının olması gerektiğine vurgu yaptı.

Denilebilir ki, Almanya’da uzunca bir süredir Türkiye ve Kürdistanlı örgütler tarafından değişik şekillerde Alman kamuoyuna, aydınlarına ulaştırılmak istenen mesaj, bu kez Türkiye’den gelen Çubukçu tarafından doğrudan muhataplarına iletildi ve özellikle Kürt halkının enternasyonal dayanışmaya acil ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Evet bu yıl da, Rosa Luxemburg Konferansı’nda yapılan konuşmalarda bugünkü dünyanın kanayan bütün yaralarına parmak basıldı. Bu yaraların iyileşmesi için derman ise konferansın sloganının esinlendiği Enternasyol Marşı’nın dizelerinde saklı:

Tanrı, patron, bey, ağa, sultan / Nasıl bizleri kurtarır, / Bizleri kurtaracak olan / Kendi kollarımızdır ”


Savaşa karşı anti-emperyalist mücadele çağrısı

Konferansta yapılan konuşmalar ve verilen mesajlarda asıl olarak savaşa ve faşizme karşı mücadele öne çıktı. Hitler faşizmi döneminde toplama kamplarında kalan, ömrünü faşizme karşı mücadeleyle geçiren Yahudi kökenli Ester Bejarano, Almanya’da ırkçıların hedefi olan göçmenleri ve sığınmacıları anarak, Neonazilere karşı mücadele mesajı verdi. Ardından da Micropfon Mafia ile birlikte rap tarzı türküler söyledi.

Ukrayna’nın doğusunda Donbass’ta savaşan Komünist Brigad “Prisrak”ın kurucusu ve siyasi bölüm komutanı Alexej Markov, konferansa canlı bağlanarak faşizme karşı mücadele çağrısı yaptı.

16 yıl boyunca ABD’de tutuklu kalan Küba Beşlisi grubunun üyesi Gerardo Hernández”in konuşması salonda dikkatle dinlendi. Che’nin resminin üzerinde olduğu t-shirt ve kızıl yıldızlı şapkayla sahneye çıkan Gerardo Hernández, kendilerinin serbest bırakılması için dayanışma gösteren herkese teşekkür etti ve ABD emperyalizmine karşı mücadelenin büyütülmesi çağrısında bulundu. Gerardo Hernández’in coşkulu konuşması salonda ayakta alkışlandı.

Sol Parti Meclis Grubu Eşbaşkanı Sahra Wagenknecht’in yaptığı konuşma da salonda dikkatle dinlendi. Federal Hükümet’in izlediği politikaları eleştiren Wagenknecht, Merkel’in sığınmacı dostu görünme yönündeki politikasının sahtekarlıktan ibaret olduğunu belirtti. Wagenknecht, Türkiye ile AB arasında imzalanan anlaşmaya da tepki göstererek, IŞİD’e destek veren, Kürtler’e karşı kanlı bir savaş sürdüren Türkiye hükümetiyle ilişkilerin gözden geçirilmesini istedi ve Almanya’nın derhal silah satışını durdurmasını istedi.