Mülteci pazarlığıyla “vizesiz Avrupa”

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Schengen Bölgesi’ne üye 26 ülkeye vizesiz seyahati hakkında uzun yıllardır süren pazarlıklar sona doğru yaklaşıyor. Daha önce AB ile Türkiye arasında yapılan müzakerelerde 1 Ekim 2016’dan itibaren vizesiz seyahat öngörülürken, mülteci kriziyle birlikte sıklaşan pazarlıklar nedeniyle bu süre 1 Temmuz’a çekildi.
AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu’na vizenin kaldırılması önerisinde bulunacak. Türkiye, AB’nin istediği 5 kriteri ise henüz yerine getirmedi.
AB tarafından vizesiz seyahat için 72 şartın 67’sinin yerine getirildiğini açıklayan AB Komisyonu, yerine getirilmeyen şartların ise haziran ayına kadar tamamlanmasını istedi. Tamamlanması istenen şartların başında yargı, antiterör yasalarında değişiklikler geliyor. Zira, vize kaldırıldığı takdirde AB ülkelerine gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının iltica etmesi resmen ortadan kaldırılmak isteniyor.

VİZENİN KALDIRILMASI, İLTİCA HAKKINI YOK EDECEK

Başta Suriye olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinden Türkiye’ye sığınan ve Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçen mültecilerin, aynı zamanda Türkiye’den gelen Türkiyeli kökenlilerin iltica hakkı da ortadan kaldırılıyor.

Almanya Sol Partisi Federal Parlamento Milletvekili Dr. Alexander S. Neu yaptığı yazılı açıklamada bu noktaya dikkat çekti.
Merkel ve Erdoğan’ın mülteciler üzerinden yaptığı pazarlıkla sığınma ve insan haklarını ayaklar altına aldığını belirten Neu, “Cenevre Sığınmacılar Konvansiyonu ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu, sığınma hakkında bulunan ve tehlike içinde olan mültecileri, takibata uğradıkları ülkelere geri gönderilmemeyi öngörüyor. Türkiye’de tam da bu tehlike var bu nedenle güvenli bir ülke değil. Dolayısıyla Federal Hükümet sığınmacıların hayatıyla oynuyor” dedi.
Vizesiz seyahat başladığı tarihten itibaren Türkiye’den gelip AB ülkelerinde iltica başvurusunda bulunmak fiilen ortadan kaldırılacak. Son yıllarda izlenen politikalardan ötürü Türkiyeli mültecilerin iltica başvuruları oldukça azalmış, başvuranların ilticası da çoğunlukla reddedilmeye başlanmıştı.
Türkiye’de rejimin baskılarıyla karşı karşıya olan, başta Kürtler olmak üzere değişik kesimlerin vizesiz olarak Avrupa’ya gelebileceği ve iltica başvurusuna bulunabileceği şimdiden Alman basınında yazılmaya başlandı.

‚EL FRENİ‘ VİZESİZ AVRUPA’YA SON VEREBİLİR

Bu duruma karşı ise Almanya’nın başını çektiği ülkeler “el freni” önerisini gündeme getirdiler.

Buna göre; 26 AB ülkesine altı ayda 90 günlük vizesiz seyahat sonrasında Türkiye’ye geri dönmeyenlerin sayısı fazla olduğu takdirde “el freni çekilecek” ve vizesiz seyahat hakkı kaldırılacak. Bu, vizesiz seyahatin şimdiden şartlara bağlanması anlamına geliyor.
Anlaşmaya göre; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları en fazla üç ay AB ülkelerinde kalabilecekler.
Seyahat için AB ülkeleri tarafından güvenlik gerekçesiyle uygulamaya konulan biometrik pasaport şartı bulunuyor. Bild gazetesinde yer alan habere göre, AB Komisyonu geçiş sürecinde eski pasaportların kullanılmasına da sıcak bakıyor.

AP VE AK’NİN ONAYLAMASI GEREKİYOR

Avrupa Komisyonu’nun yeşil ışık yaktığı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz seyahati konusunda nihai kararın Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından verilmesi gerekiyor. AB üyesi ülkelerin liderlerinin katıldığı AK toplantısında bir çok ülke liderinin buna itiraz etmesi, ağır şartların konulmasını isteyebileceği ifade ediliyor. Ayrıca AP’deki oylamada da kararın yeteri çoğunluğu almayabileceği ileri sürülüyor. Bütün bunlar ve AB Komisyonu’nun yaktığı yeşil ışık her şeyin bittiği anlamına gelmiyor.

MÜLTECİLER SIRTINDA UTANÇ TABLOSU

Bu nedenle çoktan olması gereken vizesiz seyahatin hem AB hem de Türkiye egemen sınıfları tarafından mültecilerin sırtından siyasi ranta tahvil edilmesi insanlık adına bir utançtır.

Şimdi hem AB ülkeleri hem de Türkiye egemenleri siyasi ranta tahvil ettikleri “vizesiz Avrupa” için demagojik açıklamalar yapıyorlar. Türkiye yönetenlerine bakılırsa “Tarihi bir adım atılmış”. Evet, 1973’ten bu yana sürüncemede bırakılan, yok sayılan bir hakkın yeniden elde edilmesi önemli. Ancak, seyahat özgürlüğü, aynı zamanda seyahat etmek için gerekli ekonomik şartlara sahip olunduğu takdirde bir anlam taşıyor.

Parası olan, iyi kazananlar için zaten vize bir engel değildi. İsteyen istediği ülkeye gidip gezebiliyordu. Hala da değil. Avrupa’da bir yakını olan da birçok gereksiz ve zor bürokratik engeli aştıktan sonra vize alabiliyordu. Ancak, parası olmayan emekçiler için vizenin kaldırılması da çok fazla bir anlam taşımayacaktır. Zira, şimdiden Schengen Bölgesi’ne girişte Türkiye vatandaşlarından “yeterli mali olanaklara sahip olunduğunun ispatlanması” isteneceği belirtiliyor. Sınır polisleri şüphelendikleri kişileri, hiçbir gerekçe göstermeden ülkeye sokmayabilir.

Özetle, AB Komisyonu tarafından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yakılan “vizesiz Avrupa” sinyali bir lütuftan çok, gasp edilen hakkın şartlara bağlanarak geri verilmesinden başka bir şey değildir. Vizesiz Avrupa’yı “tarihi başarı” olarak sunan Türkiye Hükümeti “kaybettiği eşeği halka yeniden buldurtarak“ yeniden sevincini pazarlamanın derdinde. Zaten dönemin Başbakanı Davutoğlu mülteciler üzerinde sürdürülen bu görüşmeleri de “Kayseri Pazarlığı“ yani ‚At pazarlığı‘ olarak adlandırmıştı.


TÜRKİYE’NİN YERİNE GETİRMEDİĞİ KRİTERLER

Türkiye’nin 5 kriteri yerine getirmediği ifade ediliyor. AB Komisyonu’nun yerine getirilmesini istediği 5 kriter şöyle:

-Yolsuzlukla mücadele (42. kriter)

-AB ile birlikte kriminal olaylar konusunda işbirliği (47. kriter)

-Avrupa Polisi (Europol) ile işbirliği (54. kriter)

-Bilgi Koruma Yasası’nın AB standartlarına çıkarılması (56)

-Terör tanımının yeniden yapılması (65). Polis, yargı, savcıların bağımsız olarak hareket etmesi.


VİZESİZ AVRUPA HAKKI 1973’TE TANINMIŞTI…

AB ile Türkiye arasında vizesiz seyahat yıllardan beri değişik düzeylerde tartışılıyor. AB’nin sığınmacı pazarlığı üzerinden hızlandırmak zorunda kaldığı vizesiz seyahat aslında gasp edilen bir hakka yeniden kavuşmaktan başka bir şey değil. 1973’te imzalanan Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe giren Katma Protokolü’nün 41. Maddesi’nin 1.Fıkrası’na göre, Türkiye vatandaşları AB ülkelerinde bir yıl içinde toplam üç ay boyunca vizesiz seyahat edebilirler. Yasaya göre “Taraflar, aralarında, yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar” deniliyor. Başka bir deyişle Türkiye’den AB’ye bir hizmetten yararlanmak için gidenlerden vize istenmemesi gerekiyor.
Avrupa Adalet Divanı bu yasaya dayanarak pek çok kez AB ülkelerini mahkum etti. Adalet Divanı 2000’de Savaş, 2003’de Abatay, 2007’de Tüm ve Darı, 2009’da Soysal kararlarıyla Türk vatandaşlarının haklarının kısıtlanamayacağına, dolayısıyla vize istenmeyeceğine karar vermişti. Ancak buna rağmen tek tek ülkeler kararları tanıyıp uygulamaya yanaşmadı.
Sığınmacıların engellenmesi üzerine yapılan pazarlıklara malzeme edilen AB ülkelerine vizesiz seyahat hakkı bu nedenle geciken bir haksızlığın giderilmesi anlamına geliyor.
Ancak bu aynı zamanda her Türk vatandaşının Avrupa’ya gideceği anlamına gelmiyor. Zira seyahat aynı zamanda ekonomik koşullara bağlı. Parası olan zaten vizenin olduğu dönemde de istediği ülkeye vize alıp gidebiliyordu. TC vatandaşlarının sadece yüzde 10’unun pasaport sahibi olduğu gözönünde alındığında, “vizesiz Avrupa” imkanından ilk etapta az bir kesimin yararlanacağı anlaşılıyor. (YH)


Erdoğan anlaşmayı bozacak mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Komisyonu’nun ‚Vize serbestisi için Türkiye’nin Terörle Mücadele Yasası’nı AB’ye uyumlu hale getirmesi gerek‘ açıklamasına tepki gösterdi. „Şu anda Avrupa Birliği vize için terörle mücadele yasasını değiştireceksiniz diyor“ hatırlatmasında bulunan Erdoğan, tepkisini „Teröristlere çadır kurduracaksın, bunu demokrasi adına yaptığını söyleyeceksin, bize de vize için terör yasasını değiştirin diyeceksin. Biz yolumuza gidiyoruz sen yoluna git kiminle anlaşabiliyorsan anlaş“ diyerek ortaya koydu.

Erdoğan, ‚AB Komisyonu „terör“ tanımını çok geniş buluyor ve daraltılmasını talep ediyor‘ diyerek tepkisini sürdürüyor. (YH)