Köln-İstanbul ‚korku kardeşliği‘

Yücel Özdemir

Almanya’nın Köln kentiyle İstanbul 1997’den bu yana “kardeş şehir”.
O zaman İstanbul belediye başkanı olan bugünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 19 yıl aralıksız Köln belediye başkanlığı yapan Norbert Burger, basın mensupları huzurunda her iki kentin kardeşliğine dair anlaşmanın altına imza attıkları sırada, dışarıda bir grup kadın insanların kaybedildiği, haklarının ihlal edildiği İstanbul’un, Köln’e kardeş yapılmasına karşı sloganlar atıyordu. Sesleri imzaların atıldığı salonda duyuluyordu.
Aradan tam 20 yıl geçti.

Sosyal demokrat Bürger 2012’de bu dünyadan göçtü gitti.
“Müslüman demokrat” Erdoğan bildiğiniz gibi…

Bir grup kadının 20 yıl önce İstanbul için söyledikleri şimdi bütün Türkiye için geçerli.
Denilebilir ki, geride bıraktığımız yılbaşı gecesi bu iki “kardeş şehir” dünyanın en fazla söz ettiği kentler oldu.
İstanbul, Reina’ya yapılan terör saldırısıyla, Köln polisin almış olduğu sözde güvenlik önlemleri ve yaptığı ayrımcılıkla dünya gündemine otururdu. Bir yıl önceki yılbaşı gecesi Kuzey Afrika ülkelerinden geldiği ileri sürülen yüzlerce sığınmacının kadınlara “kitlesel şekilde tacizde bulunduğu” üzerinden koparılan fırtınanın ardından, Köln Emniyet Müdürlüğü bu yılbaşında da aynı görüntülerin yaşanmaması için olağanüstü güvenlik tedbirler aldı.
Bir yıl önce ileri sürülen tacizin yaşandığı merkezi tren istasyonuyla tarihi Dom Katedrali çevresine günler öncesinden yüksek çözünürlüklü kameralar yerleştirildi.
Elbette kentin diğer alanlarına da…

Bütün bu kameralarla yılbaşı gecesi kent adeta “Big Brother Evi”ne çevrildi. Güvenlikten sorumlu yöneticiler bir merkezde buluşarak gelişmeleri canlı izledi.
Olayların sayısında önceki yıla göre önemli bir azalma oldu. Ama buna rağmen polis, yılbaşı gecesi kent merkezinde dolaşan Kuzey Afrikalı Arap görünümlü bütün erkekleri kimlik kontrolünden geçirdi. Ablukaya aldı, on binlerce vatandaşların kutlama yaptığı Ren Nehri üzerindeki köprülere ulaşmaları engelledi. Hal böyle olunca yeni yıla polis çemberinde girdiler.
Emniyet Müdürlüğü bu durumu gece yarısı sosyal medya üzerinden “Yüzlerce Nafis kimlik kontrolünden geçirildi” diye duyurdu.
“Nafris”, yani Kuzey Afrikalılar…

Polisin yılbaşı gecesinden haftalar öncesinden üzerinde çalıştığı “Nafris planı” haklı olarak kamuoyunun bir bölümünde tepki gördü. Ama, başka ırkçı-faşist partiler olmak üzere geri çevreler, Federal İçişleri Bakanı’ndan tutun hükümet partilerinden siyasetçilere ve basına kadar pek çok çevre ise bu durumu göçmenlere karşı önyargıları körüklemek için alabildiğinde kullandılar. Özellikle Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, olanları fırsat bilerek eyalet polisinin federal polise bağlanmasını, ya da federal düzeyde bir polis örgütünün kurulmasını yeniden gündeme getirdi.
Bir kentin nasıl olur da “Big Brother Evi”ne çevrilip bireysel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı ise sorgulanmadı bu kesimler tarafından.
Öncesi bir yana, 19 Aralık’ta Berlin’de Noel pazarına yapılan TIR’lı saldırının ardından yapılan tartışmalara bakıldığında, 11 Eylül 2001’deki İkiz Kuleler saldırısından sonra hızla tırpanlanan temel hak ve özgürlüklerden kalan kırıntılar da yok edilmek istendiği görülüyor.
Hükümetler ve güvenlik birimleri tarafından “Güvenlik için özgürlüklerden feragat” şeklinde özetlenen yaklaşım, her terör saldırısıyla birlikte daha yüksek sesle dillendiriliyor.

Polisin, istihbarat örgütlerinin, güvenlikten sorumlu siyasetçilerin başarısızlığı, görevlerini neden hakkıyla yerine getirmedikleri ise sorgulanamaz oldu. Halbuki her terör saldırı teröristlerin başarısı değil, güvenlik birimlerinin başarısızlığının sonucudur.
Varlık nedeni bulundukları kentlerin güvenliğini sağlamak olan güvenlikten sorumlu siyasiler ve örgütler, görevlerini hakkıyla yapamamanın özelleştirisini yapmak yerine, ülkeleri birer “polis devleti”ne çevirmeyi hayal ediyorlar.
Ve gelinen aşamada terör saldırılarının yarattığı korku ortamı, farklı inançlardan ve uluslardan emekçiler arasındaki bölünmeyi daha fazla derinleştirmiş, özgürlükler ve temel haklardan feragat edilmesini adeta olağan hale getirmiş durumda.
İstanbul ve Köln’de yılbaşı gecesinde yaşananlar, ülkeler farklı olsa da, hükümetler tarafından terör korkusunun, toplum üzerindeki baskının artırılması, bölünmenin derinleştirilmesi, sindirmenin pekiştirilmesi için kullanıldığını gösteriyor.

 

https://www.evrensel.net/yazi/78233/koln-istanbul-korku-kardesligi