Dünya çaresiz değil

YÜCEL ÖZDEMİR

7-8 Temmuz’da Hamburg’da bir araya gelecek G20 Zirvesi’nin resmi gündemine bakıldığında, bugün dünyayı ilgilendiren bir çok konu bulunuyor: Kalkınma, çalışma yaşamı, küresel ısınma, terörizm, dijitalleşme…

Ancak, ne zirveye katılacak ülkeler ne de bu ülkelerin liderlerinin, dünyada 7,3 milyar insanın karşı karşıya kaldığı sorunları çözme diye bir derdi bulunmuyor. Çünkü sorunları yaratan kapitalist sistemin temsilciliğini yapanlar, daha fazla rekabet ve kâr peşinde olanlar, devasa sorunların çözümünün değil, kendisinin asıl sorumlusudur. Bu nedenle zirveden halkların yararına bir çözümün çıkmasını beklemek boş bir hayalden başka bir şey değildir.

Zira dünyanın bugün içinden geçtiği süreçte karşı karşıya olduğu devasa sorunlar kapitalizm koşullarında “daha iyi bir dünya”nın mümkün olmayacağı kanısı her geçen gün geniş kitleler arasında çok daha fazla belirginlik kazanıyor. G20’ye karşı protesto gösterilerini düzenleyen farklı güçlerin de dikkat çektiği gibi, dünya her açıdan eşitsizliklerin zirve yaptığı bir süreçten geçiyor. Bu nedenle kitleler arasındaki öfke ve tepki her geçen gün büyüyor.

EŞİTSİZLİK VE ADALETSİZLİK BÜYÜDÜ

19 ülke ve AB’nin katılımıyla oluşan G20 grubu dünya nüfusunun yüzde 63’ünü oluştururken, toplam Gayri Safi Milli Hasılanın ise yüzde 87’sin sahipler. 200’e yakın ülkenin olduğu dünyanın geri kalanı ise GSMH’nin sadece yüzde 13’üne sahip: Yani zenginliğin asıl olarak bir avuç ülkede toplandığı, geri kalan ülkelerde ise fakirliğin hüküm sürdüğü görülüyor. Bu nedenle, G20 ülkeleri asıl olarak dünya çapında adaletsizliğin, eşitsizliği büyümesinin politikasını yapıyor.

Bütün veriler dünyanın her geçen yıl biraz daha kötüye gittiğini gösteriyor:

  • Dünyada var olan temel gıdalar 10-12 milyar insanın doymasına imkan sağladığı halde her 10 saniyede bir, yılda ise 6 milyon çocuk açlıktan ölüyor.

  • 923 milyon insan açlıkla karşı karşıya.

  • Dünyada hiç olmadığı kadar fazla para bulunduğu halde Dünya Bankası’nın verilerine göre 1,4 milyar insan yoksulluk içinde yaşıyor.

  • Okul yaşındaki 70 milyon çocuk okula gidemiyor.

Açlık, yoksulluk, eğitimsizlik tablosu bu halde iken bir avuç zengin ise dünyadaki zenginliğin büyük bir bölümünü elinde tutuyor. Oxfam’ın verilerine göre, dünyadaki en zengin 8 kişi dünya nufüsünün yarısının elinde bulundurduğu servetten fazla bir serveti elinde tutuyor.

Bütün bunlara işsizleri, çalıştıkları halde yoksulluk içinde yaşayanları, Uzakdoğu’dan Afrika’ya uzanan sahada karın tokluğuna çalışmak zorunda bırakılan yüzbinleri, savaşlardan ve yoksulluktan ötürü göç yollarına düşen 60 milyondan fazla insanı, doğa tahribatını, küresel ısınmayı, terör saldırılarını da eklediğimizde dünyanın halinin ne kadar vahim olduğu kendiliğinden görülüyor.

Bu tablo elbette sadece G20 dışındaki ülkelerin dışından ibaret değil. Dünyanın zengin emperyalist ve gelişmekte alan G20 üyesi ülkelerde de halklar, emekçilerde bu sefalet tablosundan paylarını alıyorlar.

RAKAMLAR AYNI, ÇÖZÜMLER AYRI

Yukarıdaki tablo aslında bilinmez değil. Ama asıl önemli olan bu karanlık tablonun nasıl değiştirileceği, hiç kimsenin açlıktan ölmediği, yoksullukla karşı karşıya kalmadığı bir dünyanın nasıl kurulacağıdır. Kapitalist devletlerin, onların ideologları, medyası ve sözcülerinin bu sorunların nasıl çözüleceğine dair çözümleri olmadığı gibi çözme dertleri de yok. Onların dünyasında birilerinin alabildiğince zenginleştiği, birilerinin de ortada zenginlik olmasına rağmen açlıktan öldüğü bir dünya var.

Der Spiegel dergisi zirve öncesinde hazırladığı kapakta dünyanın kurdun ağzında olduğunu resmederken, kapitalist liderlere “Kendinize güvenin. Radikal düşünün. Kararlı davranın” diye çağrıda bulunuyor. Daha bir kaç yıl önce “insanlığın geleceğinin küreselleşmede olduğunu” savunanlar şimdi “Küreselleşmenin kontrolü kaybettiği”nden dem vuruyor.

Bu nedenle Hamburg’daki resmi zirve ile alternatif zirveyi ayıran en önemli özellik aynı rakamlara dair çözümlerin farklı olmasıdır.

Alternatif zirve toplantıları ve gösteriler, insanlığın yoksulluk, sefalet ve ölümden başka bir şey üretmeyen kapitalizme mahkum olmadığını gösteriyor. Bir hafta boyunca 20 bine yakın polisin almış olduğu güvenlik önlemleri aslında bu alternatifin duyulmasın engelleme girişiminden başka bir şey değildir. Dolayısıyla aşırı güvenlik önlemler, aslında geniş kesimlerin tepki ve öfkesini bastırmadır.

Ama belirtmemiz gerekiyor ki, bu toplantılarda, kapitalizmden asıl çıkış yolunun sosyalizm olduğu da açık ve yüksek sesle dile getirilmiyor. Halbuki, Ekim Devrimi’nin 100. yılında dünyada yaşananlar, eşitsizlik, sömürü ve savaş sarmalından ancak Ekim Devrimi’nin açtığı yoldan çıkılabileceğini göstermektedir. Zira bugün işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarının giderek kötüleşmesi de, kurulan sosyalizmin çökmesinden kaynaklanıyor. K

Bugün küreselleşme karşıtlarının durmadan dikkat çektiği “eşitsizlik” denilebilir ki, en fazla sosyalizmin olduğu yıllarda azaldı. Sosyalizmin yıkılmasından sonra ise makas açılmaya başladı ve bugünlere gelindi.

Tarih bize hep şunu göstermiştir: İnsanlık çözebileceği sorunları önüne koyar ve önüne koyduğu sorunları er yada geç çözer. Dünyamız, kapitalist-emperyalist sistemin yol açtığı yıkım ve çelişkilerle sonsuza kadar yaşamaya mahkum değildir ve eşitliğin sağlandığı, sömürünün ve sınıfların olmadığı bir dünya kurmak için nedenler ve olanaklar mevcuttur.

Bu nedenle Hamburg’da sömürüye, yoksulluğa, savaşa, diktatörlere karşı yükselen mücadele, büyün insanlık için büyük bir umudu ifade ediyor.