Macron’a karşı mücadele örgütlenmeli

La Forge / Başyazı

Bu zamana kadar görülmemiş gizli uygulamalar eşliğinde aylardır sürdürülen manevra ve görüşmelerden sonra Cumhurbaşkanı Macron, başbakanı ve çalışma bakanı (İş Yasası’na dair) kararnamelerin içeriğini açıkladılar. Patronlar cenahında memnuniyet, mutluluk ve hükümetin cesaretine övgüler egemen. Sendika yönetimleri cenahında ise FO (İş Gücü) sendikası başkanı Jean-Claud Mailly gibileri “daha da kötüsünü” önlediklerinden dolayı memnuniyet duyarken, CFDT sendikası yöneticileri ise yasaya, el Khomri yasasındaki (bir önceki iş yasası) kadar dahi müdahil edilmediklerinden dert yanarak, kararnamelerin yeterince ileriye gitmediğini düşünüyorlar.

Neyse ki Solidaires sendikası ve başka örgütlerin de desteğiyle, 12 Eylül’de mücadeleyi güçlendirmeye ve bu sosyal gerileme karşı ve iş yasasını parçalamak için mücadele çağrısında bulunan CGT sendikası var. Bu yıkım Macron’dan önce başlamıştı, fakat onunla birlikte atılacak yeni adımlarla saldırı artık küçük büyük bütün iş yerlerini ve tüm işçileri kapsayacak.

160 sayfa (kararname)! “Toplu gönüllü işten çıkma”, toplu iş sözleşmelerine gece çalışmalarını ekleyebilme olanakları, küçük işyeri patronları için sendika temsilcisi olmadan her şeyi neredeyse sınırsız geriye çekebilmek için müzakere başlatma olanağı… gibi “yenilikler” barındırıyor. Bir patron gazetesinin manşete taşıdığı gibi: İşten çıkarma, esnekleştirme, güvencesizlik ve işçilerin kolektif haklarını parçalamaya yönelik bu kararnamelerde “şirketler için bir çok fırsat” bulunuyor.

İşçilerin sosyal güvencelerini toplu imha etme silahı olan (bu yasanın) merkezini oluşturan “çalışmanın liberalleştirilmesi”nin hedefi işsizliği düşürmek değildir, esas amacı iş gücünün patronlar tarafından aşırı sömürülmesi, onların kolayca, hızlı bir şekilde ve çok bir maliyete yol açmadan işten atabilmelerini sağlamaktır.

12 EYLÜL ÖNEMLİ BİR GÜN

Çünkü patronlara 51 milyar Euroluk kâr yetmiyor; her zaman daha fazlasını istiyorlar.

12 Eylül önemli bir gün: En azami sayıda göstericinin sokaklara çıkması gerekiyor. Önümüzdeki günler, kararnamelerin incelenmesine, bu saldırıya karşı öfkeyi ve mücadeleyi güçlendirmek için işçilere anlatılmasına ayırılacaktır.

Ama Macron bununla yetinmiyor. Karşı reformlarında her zaman bir adım önde bulunuyor. Faturayı emekçi sınıflara kesme, sosyal bütçeleri kısma, en zenginlerin ve şirketlerin vergilerini azaltma temel bir hedef olarak atılan her adımının yönünü belirliyor.

Sosyal güvence için alınan katkı vergisi CSG’yi arttırma, konut politikasının liberalizasyonundan önce ev yardımlarını (APL) kısma, binlerce devlet finansmanlı iş sözleşmelerinin iptali… Okullarda, yerel yönetimlerde, derneklerde, işsizlik kurumu da dahil devlet dairelerinde sonuçları korkunç.

“Bu kararları alanlar, bizimle aynı dünyada yaşamıyorlar!”.

(…) Eğitim Bakanı Jean Michel Blanquer sıkıntılı bölgelerde ilkokulun birinci sınıflarında artık 12 çocuktan fazlasının olmayacağını beyan ediyor, fakat bu çocukların önünde bir öğretmenin, bir öğretmen yardımcısının, ders yapacak bir sınıfın olup olmadığıyla hiç ilgilenmiyor…

MACRON NE İSTİYOR?

Cumhurbaşkanı, patronların adayı olarak, elini çabuk tutmak istiyor; kendisini disiplinden, inançtan körce takip eden ve tıpkı (Çalışma Bakanı) Penicaud gibi, ticaret dünyasından gelen, neoliberal dünya görüşünü ve toplumu bireyselleştirme isteğini paylaşan meclis çoğunluğundan faydalanmak istiyor. OHAL’in anti-demokratik ve özgürlükleri kısıtlayan önlemlerini yasalara geçirerek polis devletini güçlendirmek istiyor. Tartışma ve yasama sürecini kısarak, devlet yüksek kadroların ya kendi politikasını savunması ya da istifa etmelerini dayatarak yüksek bürokraside siyasi denetimi arttırarak yürütmenin elindeki gücü daha da merkezileştirmek istiyor. Savaş bütçesini arttırma kararlılığına dair kuşku duyan genelkurmay başkanını istifaya iterek yaptığı tam da buydu. Afrika’ya, Ortadoğu’ya müdahale politikası ve savaşları devam ettirebilmek için bu alanda 2018 yılı için “tarihsel” bir artış ilan etti.

İşçi ve emekçileri, kadın ve erkekleri, gençleri, emeklileri hedef alan bu politikaya karşı. İşçi ve halk muhalefetini örgütleme aciliyet kazandı. Kuşkusuz kendimizi hemen bugün savunmalıyız, fakat toplumu derinden gerici, eşitsiz bir yönde değiştirmek isteyen, işçi ve emekçi kitleler için daha zor yaşam dayatan bu politikaya karşı uzun soluklu mücadele de etmeliyiz.

Bu mücadelenin var olan tüm güçlere ihtiyacı vardır: Macron’un yoğunlaştırılmış neoliberal politikalarına, bölücü politikasına, sınıflar arası ittifakın yeni bir ifadesi olarak cepheleri bulanıklaştıran ideolojik saldırısına, Almanya ile birlikte emperyalist ve savaşçı Avrupalı büyük bir güç oluşturma isteğine, savaş politikalarına karşı mücadele eden tüm güçlere ihtiyaç var.

Bizim açımızdan, krizin temel nedeni emperyalist kapitalist sistemdir ve Macron bu sistemi savunmak için dümene geçmiştir. Bunun için politikasına karşı mücadeleyi bu sistemden devrimci kopuş mücadelesine bağlıyoruz.

(Çeviren: Kıvanç Demir)