24 Haziran seçimlere 2 gün kala Avrupa’da durum

YÜCEL ÖZDEMİR

Türkiye’nin “kader seçimi”ne iki gün kaldı.
Pazar günkü seçimlerin “kader” özelliği taşıması nedeniyle dünyanın gözü kulağı da sandıklardan çıkacak sonuçta. Zira, seçimlerin ortaya çıkaracağı yeni tablo Türkiye’nin gelecekte diğer ülkelerle nasıl bir ilişki sürdüreceği açısından önemli. Bugüne kadar izlenen gerilim politikası artarak devam mı edecek yoksa bazı değişikliklere kapı aralanacak mı?
Bu durum özellikle Türkiye-Avrupa ilişkileri açısından önem arz ediyor. Son üç yıldır gerilim hattında gidip gelen Türkiye-AB/Almanya ilişkilerinden seçimlere bakıldığında hiçbir Avrupa ülkesinin Erdoğan’ın yeniden kazanması gerektiğine dair bir mesaj vermediği görülüyor. Çünkü, Erdoğan’ın izlediği gerilim stratejisi nedeniyle ilişkilerde önemli kırılmalar yaşandı. Avrupa ve Almanya’ya yönelik “Nazilik” suçlamalarını iç siyasette kullandı. Bu politika tepki gördü. Ve bunun sonucunda Erdoğan’a bu sefer AB sınırları içinde seçim toplantısı yaptırılmadı.
Kısacası, Avrupa’daki havaya bakıldığında hiçbir ülke Erdoğan’ın yeniden seçilmesini, partisinin Mecliste çoğunluğu elde etmesini gönülden istemiyor. İsteyen de açıktan söyleyebilecek durumda değil. Çünkü otoriter rejimi savunmanın faturası çok ağır olabilir.
Ne var ki; bütün eleştirilere rağmen ne AB ne de Almanya, Erdoğan ile ticari ve askeri ilişkileri kesmeye yanaştı. Sonuçta ülkeler ve tekeller için asıl belirleyici olan ticari kârdır. Buna zarar germedikçe hiç biri otoriter rejimle ilişkileri kesme gereği duymaz.
Her ne kadar Der Spiegel dergisi tarafından iki hafta önce hazırlanan “Halk benim’ kapağına Erdoğan’ın karikatürünün Putin, Trump ve Şi Cinping ile birlikte konulması, yandaş bazı gazeteler ve Erdoğan’ın kendisi tarafından “hayret” denilecek şekilde olumsuzluktan olumluluğa çevrilse de, gerçek hiç de onların ileri sürdüğü gibi değil. Batıdaki olumsuz havanın olumlu diye servis edilmesinin nedeni övgüye hasret kaldıklarındandır.
Halbuki, Der Spiegel’in iç sayfalarda “Güçlü adam özlemi” başlığıyla verdiği haber analizde Erdoğan için şunlar yazıyordu: “Türkiye 24 Haziran’da seçimlere gidiyor. Erdoğan, anayasa referandumundan sonra şimdi devlet başkanı seçilmek istiyor. 2023’e kadar tek başına iktidarını perçinlemeyi hedefliyor. Birinci turda seçilemediği takdirde, ki bu mümkün, ikinci turda deneyecek. Böylece Türkiye 170 gazetecinin, iki yıldan beri 70 bin insanın hapse atıldığı bir ülke olarak daha fazla otoriterleşecek” (Der Spiegel, 09.06.2018).
Erdoğan’ın kazanması durumunda rejimin daha fazla otoriterleşeceği bugünden Alman basını tarafından ifade diliyor. Ancak buna karşı güçlü bir direnişin olduğunun da altı çiziliyor. Önceki gün Süddeutsche Zeitung’de “Erdoğan’ın korkusu” başlığıyla yayımlanan analizde şu tespit dikkat çekici: “Erdoğan bu kez endişeli, çünkü soldan ve sağdan yükselen muhalefet etkili oldu. Kendisine güvenen bir muhalefet Türk demokrasisi için iyidir. İki yıllık OHAL’e, sayısız baskıya rağmen çok sayıdaki Türk vatandaşı barışçıl temelde değişim için pes etmedi” (Christiane Schlötzel, 20.06.2018).
Otoriter rejime karşı verilen mücadele şimdi Türkiye ile normal bir ilişki sürdürmek isteyen Avrupa ülkeleri için de umut olmuş. Daha önce pek söz edilmeyen muhalefet liderlerinden son günlerde sıkça söz edilmesi bundan. Erdoğan’ın kazanması durumunda ilişkilerin tamamen kesilmesini isteyenler de var.
Sadece Avrupa ülkeleri ve halkları değil, aynı zamanda Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli  seçmenler için de Erdoğan rejiminin kaybetmesi bir umuttur. Zira katılımın bugüne kadar yapılan bütün seçimleri aşması bunun bir işareti sayılabilir. Erdoğan, iktidarda kaldıkça Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerle, özellikle de Erdoğan’a oy verenlerle, yerli halklar arasındaki gerilim ve ön yargılar katlanarak büyüyor.
Son haftalarda Alman milli takımı oyuncuları Mesut Özil ve İlkay Gündoğan üzerinden süren tartışma bunu açıkça gösteriyor. İki futbolcu üzerinden siyasi çıkar sağlamak için Londra’da çekilen fotoğraflar, Özil ve Gündoğan’ı hedef haline getirdi. Eleştiriler nedeniyle motivasyonları düşen her iki futbolcunun performansı da düştü. Siyasi çıkar uğruna iki futbolcunun kariyerini bitirmek tam da buna denir.
Şimdi sormak gerekmiyor mu, bugünkü tartışmaların müsebbibi kim? AKP taraftarları, durmadan “Erdoğan’la buluşmak suç mu?” diye sorarak savunma yapıyor. Peki sormak gerekmiyor mu: Erdoğan neden bu buluşmayı organize etti? Sırf futbol sevgisinden mi?
Gelinen aşamada Erdoğan buluşmayla kendisine yarar sağlarken, her iki futbolcuya zarar verdi. Benzer bir durum Avrupa ülkelerinde yaşayan diğer Türkiye kökenli göçmenler için de geçerli.
Özetle; sadece Türkiye’deki halkların, emekçilerin, muhaliflerin değil, aynı zamanda Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin de gerilim ortamından kurtulup derin bir nefes alabilmesi için, pazar günü sandıktan otoriterliğin değil barış ve demokrasinin çıkması gerekiyor.
Çünkü barış ve demokrasinin kazananı çok, otoriterliğin ise bir avuçtur.