Kasım Devrimi’nin 100. Yılı

Diethard Möller

Ülkemiz açısından çığır açan bir olay olan Kasım Devrimi’nin 100. yılına gireceğiz. Şimdilerde oldukça uzak olsak da bu mücadele, işçi sınıfı ve halkımızın devrimci gücü kendini gösterdi. Kasım Devrimi, bir kerelik bir olay değildi, kendiliğinden de oluşmadı. Uzun bir geçmişi vardı ve ülkemizde derin izler bıraktı.

Kasım Devrimi’nin önemli çıkış noktalarından biri 1. Emperyalist Dünya Savaşı’nın başlamasıydı. Savaşın patlak vermesinden çok önce SPD içinde savaş karşısında alınacak tavır konusunda tartışma başladı. 1907’deki Stuttgart Sosyalistler Kongresi’nde çok az bir farkla sosyal demokrat partinin savaşı engellemek ve dünya barışını korumak için elinden geleni yapması kararlaştırıldı. Her ne kadar bu karar 1912’de yapılan Basel Sosyalistler Kongresi’nde onaylansa da gerçeklikte parti içinde anavatan savunucularının etkisi artmıştı. SPD yönetimi gizli görüşmelerde emperyalist savaşın destekleneceği güvencesini vermişti. Ve 4 Ağustos 1914’te parlamentoda savaş kredilerine onay verdi. Böylelikle Alman emperyalizminin yanında yer alarak devrimci karakterini yitirdi.

Emperyalist savaş, korkunç bir kan gölü

SPD yönetimi imparatorluk hükümetinde bakanlıklar elde ederken milyonlarca işçi savaşa gönderildi ve hayatını kaybetti. Bu savaşta dünya çapında 18 milyon asker ve sivil öldürüldü.

Başlangıçta her iki tarafta da az da olsa milliyetçi propagandadan gözleri kör olarak savaşa gönüllü katılmış olan askerler vardı. Bu, giderek hayal kırıklığına, savaşa öfke ve nefrete dönüştü. Askerler arkadaşlarının öldüğünü, subayların kibrini gördüler. Ülkelerindeki ailelerinden enflasyonun hızla yükseldiğini ve birçok insanın açlık çektiğini işittiler. Ve karşı tarafın askerlerinin kardeş ve işçi olduğunu da gördüler.

1916/17 kışında Almanya’da kitlesel açlık başladı. Enflasyon nedeniyle birçok aile yiyecek alamaz hale geldi. Bu durum bir kez daha, işçilerin kan ve açlıkla faturasını üstlenmek zorunda kaldığı savaştan sermayenin karlı çıktığını gösterdi.

Rusya’da kitlesel grevler, ayaklanmalar ve sonunda 1917 Şubat Devrimi’nin gerçekleşmesiyle emperyalist savaşa karşı olan devrimciler daha da cesaretlendi. Orduda sürekli olarak emirlere itaatsizlik ve isyanlar gerçekleşti. Ocak 1918’de devrimci subaylar tarafından organize edilen bir grev dalgası yaşandı. Greve tüm Almanya’da milyonlarca işçi katıldı.

Sermaye ile sıkı işbirliği içinde olan SPD, Almanya’da da devrim yapılacağı tehlikesini gördü ve kandırma, yalan, baskı ve şiddet gibi her türlü yöntemle bu gelişmeye karşı mücadele etti. Alman ordusunun cephedeki umutsuz hali üzerine ortaya çıkan enkazı devralması için SPD’ye başvuruldu ve 29 Eylül 2018’de SPD, resmen imparatorluk hükümetine katıldı.

Kasım Devrimi

Ordunun umutsuz haline rağmen generaller savaşın yeniden başlatılmasından yanaydılar. Kiel’de Amiral Franz von Hipper yönetimindeki Alman deniz komutanlığı, Royal Navy’ye (İngiliz Deniz Kuvvetleri) karşı son çatışma için Manş Kanalı’na bir filo göndermeyi kararlaştırdı. Alman donanması, son gemisi de batırılıncaya kadar savaşmalıydı. Bu, onbinlerce denizcinin pisi pisine ölüme gönderilmesi demekti. Denizciler haberi alınca, 3 Kasım 1918’de gemilerine kızıl bayrak çekip, subayların silahlarına el koydular ve 4 Kasım 1918’de Kielli işçilerle birlikte Kiel İşçi ve Askerler Konseyi’ni kurdular.

Aynı akşam SPD Reichstag Milletvekili Gustav Noske Kiel’e geldi. Vali, telgrafla bir SPD milletvekilinin yeni imparatorluk hükümeti ve parti yönetimi adına ayaklanmanın kontrol altına alınması için gönderilmesini istemişti. Noske, İşçi ve Asker Konseyine devrimi başarıya götürmek istediğini açıkladı ve konseyin başkanlığına getirildi. Hile ve yalanlarla adım adım devrimcilerin silahsızlandırılmasını, subayların ise tekrar silahlanmasını sağladı. Böylelikle Kiel’deki konseylerin etkisini bastırdı ama devrimin Almanya’ya yayılmasına engel olamadı.

Devrim hızlı şekilde tüm Almanya’ya yayıldı. Her yerde işçi ve asker konseyleri kuruldu ve birkaç gün içinde monarşi yıkıldı.

Ancak SPD lideri Ebert, gericilik ve sermaye ile sosyal devrimin engellenmesi ve devlet düzeninin her şart altında korunması konusunda anlaşmıştı. Ebert, 1917’de Reichstag’ta SPD ile ortak çalışmış olan tüm burjuva partileri ve imparatorluğun eski elitlerini devletin dönüştürülmesine kazanmak ve devrimin, korkulduğu üzere, Rus örneğine göre radikalleşmesini önlemek istiyordu. Bu nedenle kayzerin istifasını istedi. ‚Eğer kayzer görevinden çekilmezse sosyal devrim kaçınılmazdır. Bense bunu istemiyorum, hatta bir günah gibi nefret ediyorum.‘ diyordu. Bunun üzerine milyonlarca askeri cesaret ve kahramanlık talep ederek ölüme gönderen kayzer korkusundan Hollanda’ya sürgüne kaçtı.

Sosyal demokratlar devrimi boğuyor

9 Kasım 1918’de SPD Başkanı Ebert ‚devrimci bir hükümet‘ demagojisiyle burjuva parlamenter bir cumhuriyetin ilan edildiğini açıkladı. Kitlelerden hükümetin görevlerini yerine getirebilmesi için evlerine dönüp, sakin kalmaları talep edildi. Aynı sırada Karl Liebknecht ise on binlerce işçi ve askerin önünde şu sözlerle sosyalist cumhuriyet çağrısı yapmıştı: “Köleliğin olmadığı, her dürüst işçinin emeğinin karşılığında dürüst ücret alacağı özgür sosyalist Almanya Cumhuriyeti’ni ilan ediyorum. Avrupa’yı mezarlığa çeviren kapitalizmin egemenliği kırıldı..”

Aynı akşam devrimciler Reichstag’ı işgal ederek Rusya’daki gibi halk temsilcileri konseyi kurmayı planladılar. SPD yönetimi bunu öğrenince engellemek için elinden geleni yaptı. Ancak kitlelerin ruh durumu devrimci olduğu için başarılı olamayınca kendilerini Halk Temsilcileri Konseyi’nin yönetimine getirerek buna onay verdiler.

Ebert, devlet başkanı olarak kaldı. Devrimi boğmak için 10 Kasım 1918’de Genel Kurmay Başkanı ve Ordu Komutanı Groener ile gizli bir anlaşma yaptı. Onlara eski gerici subayların işlerini ve iktidarlarını korunacağı ve işçi ve asker konseylerine tavır alınacağı sözünü verdi. Bunun karşılığında gerici ordunun desteğini aldı.

9-12 Kasım’da, Berlin’de büyük sanayi sözcüleriyle sendika liderleri buluştu. 15 Kasım 1918’de sendikaların (wilder streik)-spontane grevleri sona erdirmeyi, üretimin düzenli şekilde devam etmesini, konseylerin etkisini bastırmayı ve sermayenin mülksüzleştirilmesini engellemeyi garanti ettiği gizli bir sözleşme imzalandı. Bunun karşılığında sermaye 8 saatlik iş günü ve sendikaların işletmelerde işçilerin tek sözcüsü olma hakkını garanti etti. Bu sözleşmenin esas hedefi yok edilmesi gerekli görülen işçi ve asker konseyleriydi.

SPD, sonraki günlerde eski ordu ve devlet aygıtına dokunulmamasını da sağladı.

Askeri açıdan Berlin devrimcilerin elindeydi ama örgütlü değildiler. Ayaklanmaları yönetecek ve sosyalizme ilerletecek bir komünist parti yoktu. SPD Şefi Ebert bu zayıflığı görerek gerici askerleri ve katliam grupları olarak devrimcilere karşı kullanılan, gönüllülerden oluşan silahlı birlikleri (Freikorps) cesaretlendirdi.

KPD’nin kurulması ve iktidar mücadelesi

1918 yılı sonunda Berlin’de KPD Kuruluş Kongresi yapıldı ve parti 31 Aralık 1918’de kuruldu. Böylece devrimci güçlerin sağlam şekilde örgütlenmesinin ilk adımı atılmıştı. Ancak partide deney, parti içi sağlamlık ve kitlesel devrimci mücadeleden öğrenme konusunda eksiklikler vardı.

SPD şefi Ebert, iktidarını güçlendirmek için grevdeki işçilere ateş etme emrini ihlal eden Berlin’in devrimci Emniyet Müdürü Emil Eichhorn’u görevden aldı. Komünist ve sol sosyal demokratlar bunu protesto etmek için eylem çağrısı yaptılar. Beklenmedik şekilde eyleme aralarında epey silahlı da olan yüzbinler katıldı. Berlin tren istasyonları, burjuva gazeteler ve sosyal demokrat gazete Vorwärts işgal edildi. Ebert Hükümetini devirmeyi hedefleyen, Karl Liebknecht’in de içinde olduğu, geçici bir Devrim Komisyonu kuruldu. Ancak komünistler görüş birliği içinde değillerdi. Örneğin Rosa Luxemburg bu sırada yapılacak bir ayaklanmaya zamansız olduğu gerekçesiyle karşıydı.

Devrimcilerin güçsüzlüğü ve görüş birliği içinde olamaması SPD Şefi Ebert’in işine yaradı. 6 Ocak 1919’da Gustav Noske’yi (SPD) ordu halk temsilciliğine getirdi. Noske, Berlin çevresindeki askeri birlik ve Freikorps’ları toplayarak devrimci ayaklanmayı bastırma emri verdi. Freikorps, Berlin’in büyük bir kısmını işgal ederek çok sayıda devrimciyi öldürdü. Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg saklanmak zorunda kaldılar ama Berlin’den ayrılmayı reddettiler. 15 Ocak’ta tutuklandılar, işkence gördüler ve katledildiler.

Sonraki haftalarda Noske, asker ve Freikorpslara (gönüllü birlikler) destek vererek tüm Almanya’da, Bremen, Ruhr Bölgesi, Saksonya, Yukarı Silezya, Rheinland, Hamburg ve Münih’te, devrimi kanlı şekilde bastırmasını sağladı. Böylece SPD, sermayenin egemenliğini kurtarmış oldu.