İzlenim: Sonbahar umudu

13 Ekim’de Berlin’de yapılan “Unteilbar” eylemi bugünden Almanya’daki en anlamlı ve kitlesel eylemlerinden birisi olmaya hak kazanmış durumda. 40 bin kişinin beklendiği eyleme yaklaşık 250 bin kişinin katılması aynı zamanda ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı bir şeylerin yapılması gerektiğini açık olarak ortaya koydu.

YÜCEL ÖZDEMİR

13 Ekim Cumartesi günü Berlin’de sıcak bir sonbahar havası vardı. Güneş insanın yüzünü ısıtıyordu. Sonbahara kanıp montlarını yanlarında getirenler, çıkarıp omuzuna atmış ya da çantasına koymuştu. Alexanderplatz’da bu şekilde çok sayıda insana rastlamak mümkündü. Hava güzeldi, ancak çağrısı yapılan “Unteilbar/Bölünemeyiz” gösterisine kaç kişinin katılacağı herkesin aklındaki en büyük soruydu. Acaba ilan edilen sayı 40 bini bulacak mı? Sorular birbirini kovalıyordu.

KATILIM BEKLENENİN ÇOK ÜZERİNDE

Gösterinin başlangıç saati 13.00’e yaklaştıkça katılım artıyordu. Açılan bayrak ve pankart sayısı da çoğalıyordu. Miting alanında katılımın yüksek olduğu hissediliyordu, ancak bir sayı kestirmek pek mümkün değildi. Yürüyüş kolu Spandau Caddesi üzerinden Leipzig Caddesi’nde, oradan da Potsdam Meydanı üzerinden Siegesäule’ye doğru yola koyulduğunda katılımın beklenenin çok üzerinde olduğu anlaşıldı.

Potsdam Meydanı ile Leipzig Caddesi’nin buluştuğu noktada elinde “Dışlama değil dayanışma” dövizini elinde tutan Astrid Müller, şaşkınlığını “Ne kadar çok insan gelmiş” diyerek dışa vuruyordu. Astrid 65 yaşında. Bugüne kadar çok sayıda gösteriye katılmış. Daha önce gazetecilik de yapmış. Ülkedeki gelişmeleri yakından takip ediyor. Eyleme katılma gerekçesini şu şekilde özetliyor: “Aşırı sağa karşı artık bir şeyler yapılması gerekiyor. Daha fazla seyirci kalamayız. Irkçılığın bu ülkeye neler yaptığını çok iyi biliyorum. Bu nedenle bugün buradayım.” Bir taraftan konuşurken diğer taraftan yoldan geçenlere bakıyor. Bir ara “Ne kadar çok genç var. Ne güzel” diyor. Konuşurken, birlikte yürüyüş kolunun sonunun gelmesini bekledik. Ancak bu mümkün olmadı. Zira, önümüzden sıra sıra insanlar aktıkça sonunun ne zaman geleceği artık belirsiz bir hal aldı. Sonradan, yürüyüş kolunun 5 km uzun olduğu yazıldı.

RENKLİ VE ANLAMLI PANKARTLAR

Yürüyüş kolunda gençlerin ve kadınların fazlalığı hemen kendisini hissettiriyordu. Başta ırkçılık olmak üzere ülkedeki değişik sorunlara karşı mücadele yürüten inisiyatifler, birlikler, dernekler, partiler pankartlarıyla yürüyüş kortejindeydi. Her açıdan renkli bir gösteriydi. Dikkat çekici, yaratıcı pankart ve dövizler az değildi. “Berlin renkli kalacak”, “İnsanlık onuru dokunulmaz” temalı dövizler ağırlıktaydı. Günün anlamına en uygun pankart ise herhalde “Gelecekte sınırlar olmayacak, sınırların geleceği yok” idi.

Faşizme, ırkçılığa, ayrımcılığa, yabancı düşmanlığına karşı mücadelenin damgasını vurduğu yürüyüş kolu Brandenburg Kapısı’ndan dönüp Siegesäule’ye (Zafer Anıtı) doğru yol aldığında katılımın inisiyatif tarafından sosyal medya üzerinden ilan edilen 150 binden fazla olduğu daha iyi anlaşıldı. Bir anda bu kadar insanın eyleme katılması elbette büyük bir anlam taşıyordu.

Eylem kolunun Brandenbur Kapısı’nda 17 Haziran Caddesi’ne girdiğine, buradaki Sovyet Anıtı, ister istemez geçmişle bir bağlantı kurmamıza yol açıyor. 8 Mayıs 1945’de, Brandenburg Kapısı’nın hemen yanında bulunan Bundestag (o zaman Reichtag) binasının tepesine Kızıl Ordu’nun Kızıl Bayrağı dikmesiyle faşizm tarihsel yenilgisini almıştı. Yenilen faşizm şimdi bir kez daha hortlarken, bunu bir daha ezecek Kızıl Ordu yok. Bu nedenle faşizm büyümeden, güçlenmeden başını ezmek şimdi daha zorunlu.

ARTIK BU BÖYLE DEVAM ETMEZ

Konuştuğumuz inisiyatifin basın sözcülerinden Theresa Hartmann da heyecanını ve şaşkınlığını gizleyemiyordu: “İnanılmaz bir durum. Tam 250 bin insan bugün eyleme katıldı. Bu eylem artık ülkede herşeyin bugüne kadar olduğu gibi devam edemeyeceğinin açık işareti. Irkçılığa, ayrımcılığa karşı daha farklı politikaların izlenmesi gerekiyor. Bu eylem halkın çoğunluğunun sesidir” diyor.

Hartmann, eyleme katılımın fazla olmasını, “Sıradan insanlar artık ben de bir şeyler yapmalıyım‘ diyerek buraya geldi. Bu nedenle sayı beklediğimizden çok fazla oldu” şeklinde açıklıyordu. Eyleme katılanların daha çok orta sınıflardan olması ayrıca dikkat çekici.

Gerçekten de Alman halkının büyük çoğunluğunun bölme politikalarına karşı çıktığı bir kez daha görüldü. Bu nedenle Berlin gösterisi bugüne kadar aşırı sağın yükselişi konusunda adeta hiç bir şey yapmayan hükümet partilerine verilmiş anlamlı bir yanıt olma özelliği taşıyor.

Sığınmacılarla dayanışma içinde olma, ülkelerinden ayrılmalarının nedenlerinin farkında olarak hareket edilmesi gerektiğini savunanlar şimdilik moral üstünlüğü kazanmış durumda. Berlin gösterisinden bir gün sonra Bavyera Eyaleti’nde yapılan seçimlerin ortaya çıkardığı tablo da bunu gösteriyor. Dolayısıyla ülkenin içine girdiği siyasi belirsizlik sürecinin hangi yöne gideceği aynı zamanda parlamento dışındaki toplumsal hareketlerin vereceği mücadeleyle yakından bağlantılı.