BM Göç Paktı: Banka ve tekellerin sparişi üzerine

Klaus HARTMANN
NRhZ

Birleşmiş Milletler Güvenli Düzenli ve Kontrollü Göç Antlaşması, Almanya’da bazıları tarafından göklere çıkarılıyor, bazıları tarafından ise sert şekilde eleştiriliyor. Antlaşma 10-11 Aralık’ta Fas’ın Marakeş şehrinde imzalanacak. Sağ, milliyetçi güçler antlaşmaya karşı çıkarak  engellenmesi için harekete geçtiler. İşverenler, hükümet yanlısı ve sol görüşlü medyanın ağırlıklı bölümünde ise antlaşma alkışlanıyor.
Eleştiriler sadece sağdan mı geliyor? Mantık şöyle: Sağ bir şeye karşı çıkıyorsa solun sahiplenmesi gerekir! Toplum içinde de iyi bulanlarla kötü bulanlar bölünmüş durumda. Bundan yararlananlar ise her zamanki gibi egemenler. Göç konusu halkı bölmek, göçmenlere karşı kışkırtmak ve gerçek sorunlardan uzaklaştırıp mücadeleyi engellemek için her zaman işe yarıyor.

HOŞ GELDİN KÜLTÜRÜ MÜ, UCUZ İŞ GÜCÜ MÜ?
Tartışma uçlarda sürdürülüyor; ya herkes içeri ya da herkes dışarı! Yorumlar da sanki bir tarafta naif iyi insanlar, diğer tarafta egoist ırkçılar varmış şeklinde yapılıyor. 2018 martında BM Göç Antlaşması söz konusu bile değildi. Davos’ta tekel ve bankaların temsilcileri ve onların sözcüsü politikacılar bir araya geldiğinde Gazeteci Norbert Haering ortalıkta “Göç neden işimize yarar?” adlı bir belgenin dolaştığından söz etmişti. Söz konusu olan neydi? Tekellerin rekabet gücünü ve ekonomik gelişimini arttırmak için dünyanın her yerinden yola çıkan lümpen proletaryayı değerlendirmek! Bizim deyişimizle, insani davranış kılıfı ardında tekel kârlarının arttırılması ve bunun ‘hoş geldin kültürü’ olarak pazarlanması!
Haziran 2018’de Alman burjuva ekonomist Hans-Werner Zinn ülkeye mültecilerin gelmesinden memnun olduğunu, sermayeyi buna ikna etmek ve tabii ki insani açıdan mültecileri topluma entegre etmek için mültecilerin asgari ücretten muaf tutulması gerektiğine dikkat çekmişti. Bundan doğal olarak yüksek tabakalar yararlanacaktı. Şimdi temizlikçi kadınlarına 10 avro saat ücreti ödeyenler mülteciler sayesinde 7.50 avro ödeyip gerisini devlete yani vergi mükelleflerinin sırtına yıkıvereceklerdi.
Kasım 2018 başında İşverenler Birliği Başkanı İngo Kramer, dış ülkelerden gelen vasıfsız işçiler için ücret düzeyinin düşürülmesini talep etti. Böylece hem bu işçiler düşük ücretlerden yaşlılıkta yoksulluğa gönderilecek hem de Almanya’da yoksullar arasında rekabet körüklenecekti. Bu tür önerilerde bulunan ‘uzmanların’ ırkçı, kendini sistemi korumaya adamış AfD’nin oylarını arttırmasına hizmet etmekten başka niyetleri olabilir mi?

PİYASANIN İHTİYAÇLARINA GÖRE DÜZENLEME
BM Göç Antlaşması da bölgesel veya bölgeler üstü iş gücü hareketliliğini düzenleyip piyasanın ihtiyaçlarını gözetmekten başka bir anlam taşımıyor (…) Tartışmada bilinçli olarak iltica hakkı, kaçış ve göç iç içe geçiriliyor. Halbuki bu grup içinde oldukça farklı gruplar var. Örneğin politik kovuşturmaya uğradıkları için ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar. Alman Anayasası, bu durumda olanların iltica hakkını garanti etmekteydi. Ancak Suriye savaşı nedeniyle kitlesel kaçışların başlamasıyla Almanya’da bu hak bir kez daha gasbedildi. Burada da iki uçta tartışma sürdürüldü; kimi mültecilere kapıların kapatılmasından söz ederken bir kesim kapıların herkese açılmasından yanaydı. Ancak ilticası kabul edilenlerin oranı yüzde 1-2’de kaldı (…)
Aşağılayıcı şekilde ‘mülteci akını’ olarak nitelenen yeni göçe savaşlar, meşru hükümetleri devirmeler ve yer altı kaynaklarına sahip olarak halkı yoksullaştırarak egemenler neden oldu. Bu politikalarının devamı için talan ettikleri, kan gölüne çevirdikleri ülkelerden işçi getirmek için göç antlaşmaları yapıyorlar ve sanki insani nedenlerle yapıyorlarmış gibi bu antlaşmalara halkın destek vermesi gerektiğini söylüyorlar. Mali sermayenin diktası altında belirlenen göç antlaşmaları banka ve tekellerin çıkarlarına hizmet edecek, sömürünün ve dışlanmanın artmasına yol açacaktır. BM’nin göç antlaşması banka ve sermayenin siparişiyle hazırlanmıştır. Bu nedenle Almanya’daki işçilerin çıkarlarını savunmak ve  dünya çapında sömürülen ve baskı altında tutulanlarla dayanışmak için bu antlaşmaya hayır denmelidir.
(Çeviren: Semra Çelik)