Melody&Rhythmus dergisi yeniden okurlarıyla buluşuyor

SEMRA ÇELİK

Almanya’da 1957’den beri yayın yapan, kendini ‚Karşı Kültür‘ dergisi olarak niteleyen Melodie & Rhythmus (M&R)’un yeni sayısı Ocak ayı başında okurla buluşacak.

Gazetemizde 2017 Kasım ayında tanıttığımız dergi, 2018 yılının Ocak ayında maddi nedenlerle yayına son vermek zorunda kalmıştı. Ancak çok sayıda okur, aboneliklerini sonlandırmayacaklarını bildirerek derginin yaşatılması için çaba harcamaya başladılar. Dokuz yıldan beri derginin basımını üstlenmiş olan Verlag 8. Mai, M&R dergisinin aynı kalitede çıkabilmesi için personel sayısının arttırılması ve mali gücünün yükseltilmesi gerektiğini bildirdi. Somut olarak derginin yaşaması için 1700 yeni aboneye ihtiyaç duyulduğu ifade edildi. Açılan abone kampanyasına katılarak biz de okurlarımıza dergiye abone olma çağrısında bulunduk. Sonuçta derginin çıkarılması için gerekli abone sayısından fazlasına erişildi ve M&R, Ocak ayından itibaren tekrar çıkmaya başlayacak.

Derginin yeni sayısının ana gündemini Karşı Kültür Manifesto Taslağı oluşturuyor. Bunun dışında İsrailli sanatçıların sansüre karşı manifestosu, kabare sanatçısı Max Utthoff’un sistem karşıtı kabare üzerine düşünceleri, tiyatro ve film sanatçısı Peter Simonischek’ten filmlerde Nazi döneminin nasıl ele alındığına dair bir değerlendirmesi, sağa karşı mücadelede kültüre düşen görev vb. yazılar var. 100. ölüm yıldönümünde Rosa Luxemburg, Erich Weinert ve Paul Celan’ın şiirleri ve Luxemburg’un Sophie Liebknecht’e yazdığı mektup temelinde anılıyor. Küba komünist partisinin tüketim kültürüne karşı mücadelesi de ele alınan konulardan.

Karşı Kültür Manifesto Taslağı

Derginin ana konusu olan Karşı Kültür Manifesto Taslağı’nın yayınlanmasıyla bir tartışma başlatılıyor. Taslağın girişinde neden böyle bir manifestoya ihtiyaç duyulduğu anlatılıyor: “Dünya çapında tarihi bir karanlık yükseliyor. Bu nedenle radikal eleştirel sanat ve kültürün bir kenara itilmiş ilerici fikirlerini yeniden gündeme getirmek, güncelleştirmek ve yeni yaşamla doldurmanın tam zamanı. Değişik politik geleneklerimiz var. Ancak bireyin varolduğu, tavır aldığı ama kapitalist sistem ve insanlık dışılığa açık karşı çıktığı koşulların somut bir tablosunu çizen kültür ve sanat için çaba harcamak bizi birleştiriyor. Bu, bizim için dünya görüşü olduğu gibi metot anlamına da geliyor. Kaethe Kollwitz’in 1932 yılında çizdiği resimdeki proleter insanların faşist tehlikeye karşı ellerini birleştirdiği gibi biz de el ele vererek sanatçı, kültür imalatçısı ve entelektüellerin Uluslararası dayanışması için bir cephe kuruyoruz.”


HERKES İÇİN SANAT

Manifesto taslağı 38 madde içeriyor. Bunlar arasında ilk beş sırayı aşağıdaki belirlemeler alıyor:

1- Sanatın devrimci potansiyelini esas alıyoruz. Karşı kültür, varolan estetiğin zincirlerini kırabilir, acılı gerçekliği aşabilir ve başka bir dünya ile ilgili olarak varolan fikirleri aydınlığa çıkarabilir.

2- Sanatın gerçek özgürlüğünden, özellikle onun şimdiki meta karakterinden kurtarılmasını anlıyoruz.

3- Sanatın herkese ait olduğu bir toplum özlemi içindeyiz.

4- Hans Eissler gibi, her büyük kültürün, temel ihtiyaçlar, yeterli konut, yiyecek, keyif verici maddeler ve dinlenme ile yani insanca yaşamla başlamak zorunda olduğu düşüncesindeyiz. Refah, önümüzdeki devrimci mücadeleleri sekteye uğratmak için değil bizi bu mücadeleler için tazelemek, yenilemek için önemlidir.

5-Brecht’in gerçekçiliğin, gerçek şeylerin ne olduğu değil, şeylerin gerçekte nasıl olduğu ifadesinin altını çiziyoruz. Belirleyici olan toplumsal nedensel ilişkilerin açığa çıkarılması, egemen görüşlerin egemenlerin bakış açıları olarak deşifre edilmesi ve baskı altındakilerin bakış açısıyla insanlığın sahip olduğu can alıcı güçlüklerin çözülebilecek olduğunun gösterilmesidir.

Karşı Kültür Manifesto Taslağı’nın tümünü Melody&Rhythmus dergisinin Ocak 2019 sayısında okuyabilirsiniz.


Karşı kültürden ne anlıyoruz?

Melody&Rhythmus dergisinin şef redaktörü Susann Witt-Stahl, gazetemizde Kasım 2017’de yayınlanan röportajda ‚karşı kültür’den ne anlaşılması gerektiğini anlatmıştı:

Karşı Kültür‘ün muğlak bir kavram olmadığını, herhangi bir şeye karşı olmanın Karşı Kültür yaratmak anlamına gelmediğini bilmemiz gerekiyor. Dergiyi çıkaranlar olarak tarihi materyalist dünya görüşüyle iyi bir bağımız var. İnsanın kendi yaşamının nesnesi olması gerektiği, kendini de emekle yarattığı, ancak bir nesne olarak tarihi yönlendirebilmesi için özgürce çalışması gerektiğine dair kanıtlanmış gerçeklerin olduğundan yola çıkıyoruz. Bu nedenle böyle kültürün nasıl olması gerektiği üzerine net bir fikrimiz var.
Biri bir şeye, örneğin mültecilere veya eşcinsellere karşı olduğunu söylediğinde bunun ‚Karşı Kültür’le uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Böyle kavranılan bir kültür olağanüstü derecede gerici veya faşisttir. Sermaye ile emek arasındaki çelişkinin belirlediği üzerimizde egemen olan adaletsiz koşullara karşıyız. İnsanı kendisi ve toplumla ilgili kararları alamayacak objeler olarak eğiten koşullara karşıyız. Kısacası biz sisteme eleştirel bakıyoruz, kapitalist topluma kökten muhalifiz. Bu tür bir muhalefet, tüm diğer toplumsal güçler gibi, kendi kültürüne sahip olmalıdır. Bize göre böyle bir kültür Karşı Kültür’dür.