SOKAKTA ÖFKE BÜYÜYOR

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da 2018’in en önemli olayları konusunda yapılan değerlendirmelerin çoğuna Angela Merkel’in CDU genel başkanlığını Annegret Kramp-Karrenbauer’e devretmesi ve Alman futbol milli takımının Rusya’daki dünya kupası maçlarında ön elemeleri geçemeden dönmesi gösteriliyor.

Her iki olay da zirveden düşüşün sembolü. Başka bir deyişle çok güçlü görünen ve sürekli kazanan, alanında en yüksek başarıyı elde edenlerin de bir gün kaybedeceğine, kenara çekilmek zorunda kalacağına işaret ediyor. Daha dört yıl önce Brezilya’da düzenlenen şampiyonada kupayı kaldıran milli takımın, bu kez ön elemeleri geçmeden eve dönmesi elbette sürekli başarı bekleyenler için büyük bir şok oldu. Milli tamının durumu belki ön hazırlıkların iyi yapılmaması, oyuncu tercihlerinin doğru kullanılmaması, motivasyonun sağlanamaması gibi gerekçelerle açıklanabilir. Peki ya daha kısa bir süre öncesine kadar “dünyanın en güçlü kadını” ünvanını taşıyan Angela Merkel’in CDU genel başkanlığını bırakmak zorunda kalması aynı gerekçelerle açıklanabilir mi?

Her ne kadar günümüz dünyasında siyasi partiler bir “takım” gibi olsa da, partilerin geniş emekçi kesimler arasında güç kaybetmesi asıl olarak izledikleri politikalarla bağlantılı. Her seçim ise bunların test edildiği, sınandığı bir “maç”a benzetilebilir.

BÜYÜK SERMAYE PARTİLERİNİN SEFALETİ PERÇİNLEŞTİ

Almanya’da 2017’den 2018’e geçişte siyaseten tartışılan en önemli konuların başında “halk partileri” olarak da adlandırılan iki büyük sermaye partisinin (CDU/CSU ve SPD) önemli oranda güç kaybına uğraması geliyor. Eylül 2017’de yapılan genel seçimlerde her iki parti de tarihinin en düşük oyunu almıştı. Bu çöküş karşısında SPD, büyük umutlarla başbakanlık koltuğuna oturtarak başbakan adayı gösterdiği Martin Schulz’dan umudunu kesti. Yerine “sol kanat”tan getirilen Andrea Nahles’in de partiyi toparlayamadığı 2018’de net olarak görüldü.

2018’de en dikkat çeken eğilim; SPD’den ve CDU/CSU’dan umudunu kesen kitlelerin bir bölümünün Yeşiller Partisi’ne yönelmesi oldu. Bavyera ve Hessen eyaletlerinde oy oranını iki katına çıkaran Yeşiller’in oyu ülke genelinde ise yüzde 20’nin üzerine çıktı ve bir dönem ihtiyaç olup olmadığı tartışılan bu parti, 2018’de yükselen sağa karşı bir seçenek olarak ortaya çıkmış görünüyor. Kuvvetle muhtemeldir ki, bu yükseliş 2019’da da devam edecek. Özellikle SPD’nin güç kaybetmesinin Sol Parti’ye yaramadığı, bunu fark edenlerin de yeni bir arayış içine girdiği bir yıl oldu 2018. 2019 ise bu kesimlerin yoluna nasıl devam edeceğinin belirginleşeceği bir yıl olacak.

Diğer taraftan ırkçı AfD’nin yükselişi ise devam etti. Ülke genelindeki oy oranı bazen yüzde 17-18’e kadar çıkan bu parti gelinen aşamada 16 eyalette de temsil ediliyor. Bu oranın daha da üstüne çıkıp çıkmayacağını gelişmeler gösterecek. 2019’a bakıldığında yerel seçimlerin dışında Bremen, Thüringen, Saksonya ve Brandenburg’da eyalet parlamentosu seçimleri yapılacak. Eyaletlerin Doğu Almanya’da olması özellikle ırkçı partinin alacağı oy ve gidişat açısından önemli.

CDU/CSU’nun oy kaybında, bu partilerin sağında yeni bir milliyetçi parti olan AfD’nin güç toplamasının etkisi elbette söz konusu. Dolayısıyla bu partinin oyunun düşürülmesi için CDU/CSU’nun daha sağcı-milliyetçi bir çizgiye kayması yönünde yapılan çağrıların da sonuç vermediği yine Bavyera seçimlerinde görülmüştü. Buna rağmen, Merkel’in seçim yenilgilerinin sorumluluğunu üstlenerek, 29 Ekim’de parti başkanlığından ayrılacağını açıklamasından sonra, bu hayali kuranlar hemen harekete geçti. Tekellerin avukatlığını yapan Friedrich Merz bu temel üzerinde aday yapıldı, ancak amacına ulaşmadı.

DAHA MİLLİYETÇİ BİR ÇİZGİ AB’Yİ DAĞITIR

Gelişmeler Alman sermayesinin ibreyi daha sağa kaydırma eğiliminde olmadığını gösteriyor. Zira AB genelinde yükselen sağ-popülist harekete bağlı olarak Almanya’da da daha sağ bir çizgiye kayması durumunda, Almanya’nın merkezinde olduğu bir AB’nin geleceğini büyük ölçüde sarsacaktır. Bu nedenle dünya üzerindeki çıkarlarını AB üzerinden sürdürmeye devam eden Almanya, daha uzun bir süre daha milliyetçi eğilimlerden çok “Avrupai söylemi” öne çıkarmaya devam edecek. Buna rağmen, AB genelinde Almanya’nın egemenliğine karşı söylemler güç kazanmaya devam edecek gibi görünüyor. Özellikle Mayıs 2019’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde AB’yi eleştiren partilerin oylarını artırması bekleniyor. Dolayısıyla, 2019’da büyük partilerin oy kaybını sürmesi sürpriz olmayacak.

SERMAYE PARTİLERİ VE MİLLİYETÇİ PARTİLERİN DIŞINDA SEÇENEK VAR

Bir taraftan “halk partileri”nin dibe vurduğu diğer taraftan milliyetçi partinin güç kazanmaya devam ettiği 2018 Almanya’sında açığa çıkan en önemli seçenek ise, halkın bu ikisine mahkum olmadığı gerçeği oldu. Sağlık, konut, polis yasaları, sosyal kısıtlamalar, ırkçılık karşıtı sokak eylemlerine katılım önceki yıllardan daha güçlü oldu. Özellikle Bavyera, Kuzey Ren Vestfalya ve Aşağı Saksonya’da polis yasalarının sertleştirilmesine karşı düzenlenen gösterilere on binler katıldı. Yine Hamburg, Berlin ve Münih’de insanca konut hakkı için düzenlenen eylemlere katılım on binleri aştı. En güçlü hareket ise yaz aylarında ortaya çıktı. Düzen partilerinin sığınmacıların sırtından oy toplamaya çalıştığı bir dönemde Seebrücke adlı örgütün çağrısıyla pek çok kentte sığınmacılara yardım elinin uzatılması çağrısıyla yapılan eylemlere yine on binler katıldı. Bütün bu eylemlerin toplamı olarak 13 Ekim’de Berlin’de gerçekleştirilen “Unteilbar” (Bölünemeyiz” eylemi ise tam anlamıyla sosyal hareketin zirvesi oldu. Farklı talepleri dile getirenlerin buluştuğu ve 240 bin insanın katıldığı eylem aynı zamanda Almanya’da havanın değişmesine vesile oldu: Halk somut talepler etrafında harekete geçmeye, sokağa çıkmaya hazır. Benzer bir durum Fransa’da Sarı Yelekliler eyleminde kendisini gösterdi.

Halkın acil taleplerinin bir araya getirildiği, yerleşik düzen partileri ve milliyetçiler ile arasına mesafe koyan yeni bir sosyal hareketin güç toplaması için Almanya’da da Fransa’da olduğu gibi koşullar uygun. Zira, ekonomik büyümeye, zenginliğe rağmen milyonlarca insan yoksulluk, düşük ücretli işler, taşeron firmalar pençesinde yaşam mücadelesi veriyor.

Bu tabloyu değişmesi gerektiği bilinci yıldan yıla daha fazla mayalanıyor. Bu nedenle, 2019 halkın temel sorunlarının hafifletilmesi için toplumsal hareket değişimi zorluyor. Açıktır ki değişimin yönünü ve hızını masa başındaki planlar değil, sokaktaki mücadele belirleyecek. (YH)