Katledilişlerinin 100. yılında Karl ve Rosa’nın izinden…

YÜCEL ÖZDEMİR

Alman işçi sınıfının önderleri Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg, bundan tam 100 yıl önce, 15 Ocak 1919’da Berlin’de katledildi. Katledenlerin başının, içinden geldikleri Sosyal Demokrat Parti (SPD) olması ayrı bir önem taşıyor.
Bugünden 100 yıl geriye dönüp baktığımızda, önce Karl ve Rosa’nın sonra da diğer komünistlerin bir plan dahilinde katledildiği çok daha iyi görülebiliyor. Zira Rusya’dan esen devrim dalgasının Almanya’yı da içine almaması için burjuvazi ve onun iş birlikçileri tarafından büyük bir direnç gösterildi. Pek çok kentte yönetimin asker-işçi konseylerine geçmesi, Alman sermayesinin korkulu rüyası olmuştu. Birinci Dünya Savaşı öncesinden işçi sınıfının değil Alman sermayesinin çıkarlarını korumaya yemin eden SPD yöneticilerine ise komünistleri ortadan kaldırma görevi verildi.
Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılmasına karşı çıkan, savaş kredilerine hayır diyen tek milletvekili olarak Karl Liebknecht ve yoldaşı Rosa Luxemburg’un o zaman söylediklerinin hepsi doğru çıktı. İşçi sınıfı daha fazla yoksullaştı. Savaş sadece Almanya değil bütün kıta Avrupası ve en yakın müttefiki Osmanlı İmparatorluğu için yıkım oldu.
Hem Kasım Devrimi’nin 100. yılı hem de Karl ve Rosa’nın katledilmesinin 100. yılı dolayısıyla geçen yıl ve bu yıl yapılan ve yapılacak değerlendirmelerde, SPD cephesi geçmişiyle hesaplaşmaya gitmedi, gitmeyecek de. Aradan 100 değil 200 yıl geçse de sermayenin çıkarlarını işçi sınıfının çıkarları üzerinde gören parti yöneticileri geriye dönüp “Hata yaptık” demeyecekler. Zira tarihin onlara biçtiği rol sermaye iş birlikçiliğinden başka bir şey değil. Rosa Luxemburg daha 1916’da kaleme aldığı “Sosyal demokrasinin krizi” başlıklı (Junius) broşüründe bunu ayrıntılı olarak ortaya koyuyor.
Rosa ve Karl’ın SPD’nin gidişatıyla ilgili yaptığı değerlendirmelerin neredeyse tümü gerçekleşti. İşçi sınıfının devrimci partisi olarak kurulan, dünya genelinde işçi hareketi ve sosyalizm için esin kaynağı olan SPD, bugün gelinen aşamada bir cesede dönüşmüş durumda. Bir daha gerçek anlamda yüzünü işçi sınıfına dönmedi. Tersine zaman ilerledikçe işçi sınıfıyla arasında daha kalın çizgiler koydu. Sermayenin liberal, muhafazakar partilerinin el atmaya cesaret edemediği pek çok sosyal hak bu parti tarafından yok edildi. Sermaye ve gericilikle iş birliği temel felsefe haline getirildi.
Buna rağmen Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Almanya Komünist Partisinin (KPD) Alman tarihine bıraktığı derin izler halen varlığını sürdürüyor. Savaşa, faşizme ve silahlanmaya karşı mücadele çağrısı yapan, Kasım Devrimi’yle iktidarı almaya yaklaşan KPD ve onun öncülerini yok saymak artık mümkün değil.
En önemlisi de onların bıraktığı miras bugün güçlü bir şekilde devam ediyor. Yarından itibaren 15 Ocak’a kadar Berlin’de Karl ve Rosa’yı anmak, geçmişin mirasını bugünkü mücadeleyle birleştirmek için çok sayıda etkinlik ve gösteri yapılacak.
Denilebilir ki; etkinlikleri yapanlar farklı örgütler olsa da, Rosa ve Karl’ın verdiği mücadele, gösterdiği yol, yılda bir kez de olsa Alman (hatta dünya) solunu Berlin’de buluşturuyor. Onları anmak da artık Almanya tarihinin bir parçası. Yaratılan gelenek, sürülen iz küçümsenecek gibi değil. Her yıl Berlin’deki Sosyalistler Mezarlığında on binlerce insanın, ellerinde kırmızı karanfillerle Karl ve Rosa’nın şahsında bütün sosyalist önderler için bir araya gelmesi, günümüzde eşine ender rastlanan anmalardan birisi olma özelliği taşıyor.
Dahası, Karl ve Rosa anmaları her yıl Alman solunun, ilericilerinin kendisine çeki düzen vermesine, muhasebe yapmasına, tartışmasına da vesile oluyor. Bu bile büyük bir miras…
Sermaye basını ve partileri ise bir kez daha onları karalamak ya da içini boşaltmak için bütün gücüyle çalışmaya devam ediyor. Örneğin, KPD’nin kuruluşunu ilan ettiği Berlin Senato binasında Sol Parti tarafından açılan sergi ve düzenlenen tören gözlerine battı. Etkinliğin iptal edilmesi için yoğun çaba harcandı ama başarılamadı. Katledilişlerinin 100. yılında bile sermayeyi rahatsız etmeye devam ediyorlar.
Nasıl etmesinler ki….
Dünyanın savaş hali, işçi sınıfının durumu, ekonomik siyasi gelişmeler bir kez onları haklı çıkarıyor. Dünya bir kez daha emperyalistler arasında bölünmek üzere savaşa ve kaosa doğru hızla ilerliyor. Bu nedenle Rosa Luxemburg’un Friedrich Engels’e gönderme yaparak ifade ettiği “Ya sosyalizm ya barbarlık” sözü bugün de geçerli.
Emperyalist devletler, tekeller ve bir bütün olarak kapitalizm insanlığa yeniden barbarlığı dayatırken, buna karşı tek seçenek olarak sosyalizm duruyor. Sosyal demokrasinin, neoliberalizmin iflas ettiği, ırkçılığın yükseldiği günümüzde ezilen halkların, işçi sınıfının barış içinde ve insanca yaşadığı bir dünya ancak Rosa ve Karl’ın da işaret ettiği sosyalizmle mümkün.
Bu nedenle katledilişlerinin 100. yılında sadece Almanya’da değil dünyanın her yerinde güçlü bir anmayı hak ediyorlar.