DİTİB’te tartışmalara rağmen ‘imam yönetimi’

4 Ocak günü 17. Genel Kurulu’nu Köln’de toplayan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) yeni yönetimi tarafından basına Almanca ve Türkçe yapılan yazılı açıklamanın hemen başında “Son üç yıla yakın zamandır devam eden tartışmaları yumuşatmak ve yeni bir dönem başlatmak istiyor” cümlesi yer alıyor.

Ancak, genel kurulda işbaşına gelen yeni yönetimin yapısı ve verilen mesajlara bakıldığında “yeni bir dönem”e dair bir belirti yok. Asıl mesajın Alman devletine verdiği ortada. Çünkü, DİTİB yıllardır “Türk devletinin Almanya’daki uzun kolu” damgasını yediği için, Almanya’daki çıkarlarını korumak için süreci yumuşatarak ilerleme niyetinde. Öncesi bir yana, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra Ankara’nın Almanya’da bulunan imamların ajan olarak kullanmaya başladığını ortaya çıkmasından sonra tansiyon yükselmişti. Hakkında arama kararı çıkarılan imamlar gizlice Ankara’ya geri çağrılmıştı. Bunun üzerine başta Kuzey Ren Vestfalya olmak üzere değişik eyaletler DİTİB ile orrak çalışmaya mesafe koymuş, federal çapta ise proje adı altında akıtılan paralar dondurulmuştu.

DİTİB’in Türkiye rejimiyle bu denli içli-dışlı olmasından rahatsız olan Almanya’nın yakın gelecekte bu örgütü İslam Konferansı bünyesinden çıkarması da tartışılıyor. Başka bir deyişle bugüne kadar verilen mesajlara göre hareket edilmemesi durumunda, baskı daha da yoğunlaştırılacak.

Bunun farkında olan Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı ve DİTİB yönetimi, tansiyonu düşürme adına bugüne kadar elde ettiği kazanımları koruma, bunlara yeni kazanımlar ekleme niyetinde. Bu nedenle yeni yönetimi de “yumuşama” mesajı olarak Alman kamuoyuna sunuyor.

DİTİB yönetimin asıl olarak Türkiye’den atandığını bilmeyen yok. Uzun yıllar Berlin Büyükelçiliği Din Ateşeliği’ne atanan Diyanet imamları otomatikman DİTİB başkanı oluyordu. DİTİB üyesi olmayan, üyelerin ve cemaatin tanımadığı bir kişinin bu şekilde Alman Dernekler Yasası’na göre kurulmuş bir büyük kurumun başına atamanın demokrasiyle bir alakası olmadığı açık. AKP döneminde de askeri darbeden kalma gelenek olduğu gibi devam ediyor.

2004’te Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü iken DİTİB başkanlığına atanan Nevzat Yaşar Aşıkoğlu, daha sonra Din Hizmetleri Müşavirliğine atanmıştı. Zaten büyükelçiliğin internet sitesinde de “Din Hizmetleri Müşavirliği” olarak DİTİB’in mail adresi veriliyor. Bu nedenle DİTİB ile sadece Ankara’daki Diyanet arasında değil aynı zamanda Büyükelçilik arasında da organik bir ilişki mevcut. Aşıkoğlu’nadan önce ise 2012-2014 yılları arasında, Almanya’da yaşamayan Paris Din Hizmetleri Müşaviri Prof. İzzetin Er genel başkanlığa, Brüksel Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Halife Keskin de başkan yardımcılığına atanmıştı. Keskin’in adı daha sonra 15 Temmuz darbe girişiminden sonra imamlara gönderilen ajanlık genelgesinde yer almıştı.

YENİ YÖNETİMDE DE İMAMLAR AĞIRLIKTA

4 Ocak’ta yapılan kongreyle göreve atanan yeni yönetimde de asıl olarak Diyanetin Almanya’daki imamları karar verici. Daha önce de Almanya’da çeştili DİTİB camilerinde görev yapan Kazım Türkmen genel başkanlığa getirildi. 1972 Trabzon doğumlu Türkmen’in son dönemlerdeki en önemli görevi ise Diyanet İşleri Başkanlı’nda Yurtdışı Türkleri Daire Başkanı olması. Böylece bugüne kadar Avrupa’daki imaların Ankara bağlı çalıştıkları daire başkanı, şimdi kendisi Almanya’ya geliyor. Bu bir yanıyla imamların sevk ve idare işleminin yönetim merkezinin Köln’e taşınması anlamına da geliyor. Almanya’nın Ankara’dan yönetmeye gösterdiği tepkiye, Ankara’daki yönetimin Almanya’ya taşınması yoluyla cevap verilmiş görünüyor. DİTİB’in ikinci adamı ise uzun yıllardır Köln Başkonsolusluğu’nda Din İşleri Ataşeliği görevinde bulunan diyanet görevlisi Ahmet Dilek oldu. Dilek daha önceki dönemde de aynı görevde bulunuyordu. Köln Konsolosluğu bölgesinde görev yapan imamların da bağlı olduğu Dilek’in sorumluluk döneminde 13 imamın Ankara tarafından ajan olarak kullanıldığı ileri sürülmüştü. Toplamda ise 19 imamın adı geçmişti. Buna rağmen Dilek’in bir dönem daha üst düzey görevlisi olarak tutulması, eski politikanın devam ettiğinin başka bir belirtisi. DİTİB’in önümüzdeki dönem Almanca bilen yüzü ise genç imam Abdurrahman Atasoy olacak. Daha önce DİTİB NRW’de gençlik sorumlusu olan Atasoy’un daha çok İslam Konferansı’nda gönderileceği tahmin ediliyor. Böylece seçilen 7 kişiden üçü hem Diyanet memuru hem de kilit görevlere getirildi. Uzun yıllar DİTİB’in Alman kamuoyundaki yüzü durumunda olan Bekir Alboğa, 24 Haziran seçimleri öncesinde AKP’den milletvekili aday adayı olmuş, ancak listede yer bulamamıştı.

Alboğa’nın AKP’den aday olması da kamuoyunda DİTİB ile bu parti arasında bir bağ olduğu şeklinde değerlendirilmiş ve bu nedenle eleştirilere konu olmuştu. Bunun üzerine DİTİB, Alboğa’nın bütün görevlerine son verdiğini açıklamak zorunda kalmıştı.

TAKİYE POLİTİKASI TUTACAK MI?

Son üç yıldır Alman kamuoyunda imamların ajan olarak kullanılmasından camilerde çocuklara asker elbisesinin giydirilerek Şehitlik Haftası kutlanmasına kadar değişik vesilelerle Alman kamuoyunda tartışma konusu olan DİTİB, yeni yönetimle birlikte yeni bir sayfa açmasının asıl nedeni başta NRW ve Hessen olmak üzere değişik eyaletlerde devlet okullarında elde ettiği İslam din dersi yetkisini korumak ve diğer eyaletleri de buna eklemek. Açıklamada da zaten bu hedef açık olarak ifade ediliyor.

Almanya ise DİTİB’in yerine muhatap olarak yeni bir kuruluş bulamadığı takdirde gerilim-uzlaşma hattı üzerinde politika yapmaya devam edecek. Son seçimler, Türkiye’den Almanya’ya imam ithal edildiği sürece imamların DİTİB üzerindeki etkisinin devam edeceğini gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında, DİTİB’i Diyanetin yörüngesinden çıkarıp normal bir ’sivil inanç kurumu‘ haline getirmek mümkün görünmüyor. Bu nedenle bir “devlet cemaati” olan örgütü normal bir “sivil toplum örgütü” gibi gösterme ikiyüzlülüğünden vazgeçilmesi gerekiyor. (YH)