Irkçı saldırılar neden görmezden geliniyor?

Almanya’da çoğu kez Neonaziler tarafından yapılan saldırılar basın, siyasetçiler, emniyet ve yargı tarafından “ırkçı saldırı” kategorisine alınmıyor. Bunlardan en sonuncusu Bottrop ve Essen’de 50 yaşındaki ırkçı saldırganın arabasını göçmenlerin üzerine sürerek çok sayıda insanlı yaralaması oldu. Olaylar bunun tekil olmadığını, yaygın bir anlayış olduğunu ortaya koyuyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya, yılbaşı gecesinde Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin küçük şehri Bottrop’ta 50 yaşındaki bir ırkçı-sağcının arabasını insanların üzerine sürerek 8 kişiyi yaralamasıyla sarsıldı. İlk başta kim tarafından yapıldığına kuşkuyla bakılan saldırganın ırkçı olduğu daha sonra ortaya çıktı. Keza ırkçının aynı gece Essen’de de benzer bir saldırı girişiminde bulunduğu ortaya çıktı.

Saldırgan ırkçı olduğu halde, değişik kesimler bunu hafifletme çabası içerisine girdi. Örneğin Funke Media’ya ait bölgenin en büyük gazetesi Westdeutsche Allgemeine Zeitung (WAZ), olayı günlerce “Amokfahrt” olarak verdi. Almanca’da “Amok”, bunalıma giren kişilerin ölüme sebebiyet verme nedeniyle kullanılıyor. “Amokfahrt”la bunalıma giren kişinin arabasını yoldan geçen, çoğunluğu Suriyeli olmak üzere göçmenlerin üzerine sürdüğü gibi gösteriliyor.

Bu, açıkça saldırının ırkçı motifle yapılmadığını savunmaktan başka bir şey değil. Halbuki, polis kayıtlarında, Bottrop’taki Berliner Platz’da arabasını havai fişekler patlatmak üzere toplanan göçmenlerin üzerine süren 50 yaşındaki ırkçının çok sayıda Afganistalı ve Suriyeli sığınmacıyı yaraladıktan sonra, saldırıyı sürdürdüğü belirtiliyor. Bunun üzerine polis tarafından takibe alınıyor. Irkçı aynı gece arabasını komşu kent Essen’e sürerek bu kez 34 yaşındaki bir Türkiye kökenlinin üzerine sürerek ayağından yaralıyor. Ardından otobüs durağında bekleyen bir gurubun üzerine arabayı sürmeye kalkıyor.

Olayların ardından açıklama yapan Eyalet İçişleri Bakanı Herbert Reul (CDU), saldırganın ırkçı olduğunu ve insanları öldürmek üzere hareket ettiğini söyledi. Sonrasında değişik kaynaklar gözaltına alınan saldırganın ırkçı örgütlerle bağlantısının tespit edilemediğini, geçmişte psikolojik tedavi gördüğünü yaymaya başladı. Böylece açıktan ırkçı nedenlerle yapılan saldırı, sıradan bir “cinnet” olayına çevrilmeye çalışıldı.

Bu saldırıdan bir gün önce Bavyera eyaletinin Amberg kasabasında bir gurup Suriyeli ve Afganistanlı sığınmacının alkol alarak, sağa sola saldırması ise başta İçişleri Bakanı Horst Seehofer ve Bavyera Başbakanı Markus Söder olmak üzere muhafazakar politikacılar tarafından gündemin ön sıralarına taşındı. Bottrop saldırısına gözlerini kapatanlar asıl dikkatleri Amberg’e çekmeye çalıştı. 17-19 yaşları arasındaki sığınmacı gençler hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.

Olaylar arasında bir mukayese yapıldığında; biri açıktan insan öldürmeye yönelik sıradan olmayan, planlı bir saldırı iken, diğeri fazla alkol alıp sağı solu rahatsız ederek yaralama…

Bottrop saldırısının sıradan bir “cinnet geçirme” olayına indirgenmesi bir tesadüf mü? Elbette değil. Almanya’da ırkçı saldırıları sıradan olaylar olarak gösterme adeta sıradan bir davranış haline geldi. NSU cinayetlerinde kurban yakınlarına bir bütün olarak farklı kentlerdeki polis teşkilatları tarafından suçlu muamelesi yapılmıştı. Polis teşkilatının son icraatı ise, bir gurubun NSU Davasında müdahil avukat olarak görev yapan Seda Başay-Yıldız’ı tehdit etmesi oldu. Bunun üzerine polis ve ordu içerisinde bir “ırkçı ağın” olup olmadığını tartışılmaya başlandı. Merkezden yerele kadar bir ağın olup olmadığına dair ortada bir bilgi yok. Ancak, uygulamalar bunu pekiştiren güçlü bir zihniyetin olduğunu ortaya koyuyor. Zihniyet var oldukça, ağa fazla da ihtiyaç yok.

SOMUT OLAYLAR SAĞ GÖZÜN KÖR OLDUĞUNU GÖSTERİYOR

Süddeutsche Zeitung’dan Annette Ramselsberger’in 10 Ocak’ta derlediği olaylar polis ve yargının, kamuoyunda pek bilinmeyen olaylarda Neonazilere oldukça hoşgörülü davrandığını ayrıntılı olarak gösteriyor. Örneğin Neonaziler ilk kez Bottrop’ta kitlenin üzerine araba sürmüyor. 2017’de Carsten M. ve kız arkadaşı Martina H., Halle’de 1 Mayıs gösterisi sırasında kitlenin üzerine araba sürüyorlar. Çok sayıda insan yaralanıyor. Yaralananlar arasında kentte dolaşmaya gelen bir gurubun üyeleri de var. Saldırı sırasında arabadan inen iki Neonazi, ellerindeki kalın elektrik kablosuyla guruba saldırıyorlar. Bir kişi beyin sarsıntısı geçiriyor. Olay sırasında her iki Neonazi’nin giydiği siyah t-shirtler üzerinde “Aryans – Support your race” (Ariyanlar-Yarışı destekleyin) yazıyordu.

Olay sırasında gözaltına alınan Carsten M.’nin Hessen eyaletinde bulunan Main-Kinzig-Kreis’deki evine özel komandolar tarafından yapılan baskında silahlar, bıçaklar, kutular içinde çelik bilyeler ve barutun yanı sıra ırkçı semboller, bayraklar bulundu.

Saldırganlara karşı Halle Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamenin ardından, davanın terör saldırısı yerine her gün yaşanan sıradan olaylar kategorisine alınarak Landgericht (Eyalet Mahkemesi) yerine Amtsgericht’te (Yerel Mahkeme) ele alınmasına karar verildi. En önemlisi de evde bulunan ırkçı semboller dışarıda değil dört duvar arasında olduğu gerekçesiyle suç sayılmadı. Yine bir kaç yıl önce Halle’de 3 Neonazinin Suriyeli bir aileye saldırması da yerel mahkemede görüldü. Üstelik mahkeme başkanı hakim olayın Eyalet Mahkemesi’ni ilgilendirdiğini söylemesine rağmen…

Rostock’ta ise, savcı dövüş sporları derneği üyesi bir sağcının bir gazeteciye “Ya gerçekler ya da kafanı masanın üzerine koyarım” demesini de tehdit olarak saymadı. Saksonya-Anhalt eyaletinde savcı yerel antifaşist birliğin üyelerinin kentin tanınmış Neonazilerinden birisine “Kriminel” demesine karşı çıktı.

Buna benzer en ilginç olaylardan biri ise Saksonya-Anhalt eyaletinde bulunan Merseburg’da yaşandı. Afrika’dan gelen siyahların oturduğu eve baskın düzenleyen iki Neonazi, çalınan müzikleri bahane ederek aileye saldırdı. Anne, baba ve 5 yaşındaki çocuk yaraladı. Komşuların haber vermesiyle olay yerine giden polise Neonazilerden biri, önce Federal Almanya’yı tanımayan “Reichsbürger” (İmparatorluk Vatandaşları) pasaportunu, sonra da NDP üyesi olduğunu belgeleyen kimliği gösterdi. Buna rağmen görülen davada mahkeme ortada yabancı düşmanı bir saldırının olmadığına karar verdi. Saldırganlara sadece adam yaralamadan tecil edilmek üzere ceza verildi.

11 Ocak’ta Neues Deutschland gazetesinde yer alan başka bir haberde 11 Ocak 2016’da Leipzig’in antifaşistliğiyle bilinen semti Connewitz’de 250 Neonazinin topluca esnaf ve halka yönelik gerçekleştirdiği saldırı da mahkeme tarafından politik olmaktan çıkarıldı. Leipzig Mahkemesi’de 10 saldırgana karşı görülen davada saldırının kendini bilmez bir grup tarafından yapıldığından hareket ediliyor. Antifaşistler ise buna tepkili.

SONUÇ: HER ALANDA GÜÇLÜ MÜCADELE

Olaylar bir taraftan ırkçıların güç topladığını, her türden saldırıyı düzenleyebileceğini gösterirken, polis ve yargıdan başlayarak devletin değişik kurumlarında bunlara karşılı mücadele yerine hoşgörülü davrandığını yeterince ortaya koyuyor. Federal Anayasayı Koruma Örgütü tarafından bu yıl yayınlanan rapora göre 2017’de şiddete yatkın, örgütlü Neonazi sayısı 25 bin 250 olarak tespit edildi. Bu durum doğal olarak ırkçı saldırıların artmasına neden oluyor. Aynı verilere göre yabancı düşmanı olayların sayısı 2016’da 22 bin 471’e çıkarak zirve yaptı. 2017’de ise 19 bin 467 olay yaşandı. Bu demektir ki ülkede ortalama 50’nin üzerinde yabancı düşmanı olay yaşanıyor. Bunlar içinde şiddet içerenlerin sayısı 2016’da 1600, 2017’de 1054 olarak tespit edildi. Bunlara bir de kayıtlara geçmeyenleri eklediğimizde ortada parlak bir tablonun olmadığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu nedenle hayatın her alanında ırkçı saldırılara karşı duyarlı olmak, sistem partileri ve basının iki yüzlü tutumunu teşhir ederek antifaşist mücadeleyi güçlendirmek büyük bir önem taşıyor. (YH)