ABD ve Almanya arasında güç denemesi

“Ticaret savaşı” adı altında yayınlanan haberlere neredeyse alıştık. Hamisi oldukları tekellerin pazar payını artırmak için tüm yol ve yöntemlere başvuran emperyalist ülkeler son birkaç yıldır açıktan daha saldırgan bir çizgi izliyorlar. ABD ve Almanya son yıllarda her fırsatta açık güç denemesine soyunuyorlar.

Serdar Derventli

Batı dünyasının iki önemli müttefikleri olan ABD ve Almanya arasında çelişkiler giderek derinleşiyor. Bu yöndeki en son gelişme ABD’nin Almanya Büyükelçisi Richard Grenell, Alman şirketlerine gönderdiği bir mektupla Kuzey Akım2 doğalgaz projesi konusunda “uyarması” oldu.

Grenell, projeyle bağlantılı şirketlere gönderdiği mektubunda, ABD’nin, “Yaptırımlar Aracılığıyla Düşmanlarla Mücadele Yasası” (CAATSA) kapsamında cezalandırılabileceklerini belirtmişti. İran, Rusya ve Kuzey Kore için çıkartılan bu yasanın Alman (ve diğer ülkelerin) tekellerini de hizaya getirmek için kullanılacağı tahmin ediliyordu. Ancak bir diplomatın böyle mektupla bunu yapması en azından şu aşamada beklenmiyordu.

İLİŞKİLER ÇOKTANDIR GERGİN

Her ne kadar Alman kamuoyunda bu durumun Donald Trump’un Başkanlığı ile başladığı izlenimi yaratılsa da bu gerçeği yansıtmıyor. Trump’un “America First” (“önce Amerika”) politikasının temelini gerçekte Barack Obama attı. Obama’nın Başkanlığı döneminde ABD’nin dış politikasının yeniden dizaynına başlanmıştı. “ABD’nin artık dünyanın yükünü çekmeyeceğini”, askerlerini her yere göndermek yerine ülkenin ihtiyaçları gerektirdiğinde bunu yapacağı, Çin ve Almanya’nın ABD’ye karşı elde ettikleri ticaret fazlalığını azaltmaları için baskı yapılması vs, vb tüm bunlar Obama’nın özellikle ikinci başkanlık döneminde başlamıştı.

İran ve Rusya’ya ABD tarafından ekonomik ambargo uygulanması, buna uymayan ülkelere yaptırımların gündeme gelmesi uzun süredir Alman tekelleri tarafından eleştiriliyordu. Alman devletini, “ABD ile ilişkilerini göz hizasında sürdürme” çağrısı yapan tekeller, “eğer dünya çapında bir güç olacaksak öncelikle ABD ile ilişkiler yeniden düzenlenmeli” görüşünü savunuyorlardı.

ALMANYA, GÖZ HIZASINDA POLİTİKA YAPMAYA ÇALIŞIYOR

Uluslararası politik arenada Rusya ve İran’a yönelik ambargoların kaldırılması için lobi çalışmasını başarılı bir şekilde sürdüren Almanya, önce Rusya’ya yönelik ambargonun hafifletilmesini ardından ise İran’a yönelik ambargonun kısmen kaldırılmasını sağlamıştı.

Diğer yanda ise Almanya, AB içindeki nüfusunu kullanarak Google, Apple ve Microsoft gibi tekellerin vergi yükünü artırılmasını sağladı. Bunun karşılığında ise ABD, Alman Volkswagen(VW), Daimler ve BMW gibi tekellerin dizel araçlarının çevreye zarar verdiği, ABD’deki müşterilerin bilinçli olarak aldatıldığı gerekçesiyle şimdiye kadar görülmemiş düzeyde cezalar kesti ve müşterilere tazminat ödemelerini sağladı. Sadece VW tekelinin ABD’de ceza ve tazminatlar için 25 milyar Euro harcadı.

Bütün bu yaşananların Obama’nın başkanlık döneminde yaşandığını hatırlatmakta fayda var. Bu aynı zamanda emperyalist ülkelerin dış politikalarının ülkedeki şu veya bu burjuva partinin hükümete gelmesiyle değişmeyeceğini gösteriyor.

TRUMP, DAHA SALDIRGAN BİR ÇİZGİ İZLİYOR

Trump, ABD Başkanlığını devraldığı ilk gün yaptığı ilk iş TTİP (“Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı”) ve TTP (“Trans-Pasifik Ortaklığı”) sözleşmelerini yırtıp bir köşeye atmak oldu. Birkaç gün sonra söz konusu sözleşmelere katılmayı planlayan ülkelerle ikili ticaret ve gümrük anlaşmaları yapacağını ilan eden Trump, “Amerika’nın zararına olan hiçbir sözleşmeyi imzalamayacağım. Bundan sonra öncelik Amerika olacak” dedi. Trump bu adımıyla ABD’nin dış politikasının daha saldırgan olacağını ortaya koymuş oldu.

MUHAFAZAKÂR HAREKET VE ABD’NİN DOSTLARI…

Yeniden son gelişmeye dönecek olursak; Büyükelçi Grenell, Trump yönetiminin en saldırgan diplomatlarından biri. 2001-2008 arasında ABD, Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Sözcülüğü görevinde bulunan Grenell, daha sonra faşist bir İnternet sitesi olan “Breitbard”da yorumcu olarak çalıştı.

Trump’un göreve başlamasından sonra Grenell’in adı NATO ve BM Büyükelçilikleri için gündeme geldi. Uzun süre “paylaşılamayan” Grenell en sonunda (Temmuz 2017) Büyükelçi olarak Almanya’ya atanması karar altına alındı. Grenell’in bir özelliği de ABD Dışişleri tarafından değil bizzat Trump tarafından atanması ve asıl olarak başkanlık makamına bağlı çalışması.

Almanya’daki görevine başlamadan çok önce Almanya ve Avrupa ile ilgili tweet atmaya başlayan Grenell, “Ben görevimi Avrupa’daki muhafazakâr hareketin güçlendirilmesinde görüyorum” diyerek dikkatleri üzerine çekmişti. Daha sonra “Breitbard” sitesine bu konuyla ilgili geniş bir röportaj veren Grenell, Bush döneminde Avrupa Birliği’ni (AB) bölmek için bir süre gündeme getirilen “eski Avrupa ve yeni Avrupa” söylemini “muhafazakâr AB üyeleri” ve “geleneklere sadık olmayan AB üyeleri”ne dönüştürdü. 2017 sonunda attığı tweetler arasında CDU’lu Jens Spahn’ın 2017 genel seçimlerinde beşinci kez seçilmesini ve Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un seçimleri kazanmasını kutlaması vardı. Her ne kadar her iki politikacıda AB’nin önde gelen “genç kuşak muhafazakâr politikacılarından” sayılsalar da asıl özellikleri ikisinin de aşırı Amerikancı olmaları. Spahn’ın CDU başkanlığı için girdiği yarışta ciddi bir oy alamamasının nedenlerinin başında da Amerikancı tutumunun olduğunu görmek gerekiyor. Spahn Alman hükümeti içinde Avusturyalı Kurz ise AB içinde ABD pozisyonlarının savunucuları olarak önümüzdeki dönemlerde gündeme gelecekler.

‘GRENELL İMPAROTORUN VALİSİ Mİ?’

Grenell’in Kuzey Akım2 doğalgaz projesiyle ilgili Alman şirketlere gönderdiği mektup Alman hükümeti tarafından “yorumlamıyoruz” denilerek yorumlanması tercih edildi. Hükümet ve bakanlık sözcülerinin ortak düzenledikleri basın toplantısında sürekli, “biz profesyonel ilişkilerden, görüşmelerden yanayız ve bunu hükümetimizin tüm yetkilileri mevkidaşlarıyla gerçekleştiriyorlar. Mektuba ilişkin söylenecek başka bir şey yok” dediler.

Alman hükümeti görünüşte “soğukkanlı” davranırken hükümet ve muhalefet partilerinin tüm önde gelenleri Grenell hakkında söylenebilecek ne varsa söylediler. CDU’nun çiçeği burnunda başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer, Büyükelçi Grenell’in çizmeyi aştığını ve diplomasi kurallarını hiçe saydığını söylediği açıklamasında, Almanya’nın kendisi için doğru olduğunu düşündüğü projeleri hayata geçireceğini söyledi. Boru hattının Almanya’nın en temel çıkarlarını ifade eden bir konumda olduğunu söyleyen Federal Ekonomi Bakanı Peter Altmeier, “Bu aynı zamanda ülkemizin ulusal egemenlik sorunudur” dedi.

Sol Parti Milletvekili Fabio De Masi ise yaptığı bir açıklamada, “Anlaşıldığı kadar ABD Büyükelçisi kendisinin Washington‘daki imparatorun Almanya’daki valisi olduğunu sanıyor. Donald Trump gibi, ABD Büyükelçiliğini ABD’nin kaya gazı bayisi gibi kötüye kullanıp kullanmaması Grenell’in bileceği bir şey. Ama ülke hakimiyetleri olmadığı bir konumda Alman şirketlerine yaptırımları gündeme getirmesi devletler arası hukuka da aykırıdır” dedi. Fabio De Masi partisinden başka vekillerinde talep ettiği gibi Hükümetin derhal büyükelçiyi çağırarak haddini bildirmesini istedi.

DOĞU AVRUPA’NIN GÜVENLİĞİ NASIL SAĞLANIR?

ABD Başkanı Trump, geçen Temmuz ayında Nord Stream2 projesi nedeniyle Almanya’nın “Rus doğalgazına bağımlı olduğunu ve tamamen Rusya tarafından kontrol edildiğini” söylemiş ve “Berlin’in Moskova’nın esiri oldu” demişti. Trump, Baltık Denizi üzerinden taşınacak gazın Rusya’yı güçlendireceğini ve başta Ukrayna olmak üzere birçok Doğu Avrupa ülkesinin güvenliğini de tehlikeye attığını söylemişti. Trump, Ayrıca Rusya’dan doğalgazın Karadeniz’in altından sevkiyatını öngören “TürkAkım” projesinin de gündemde olduğuna dikkat çektiği açıklamasında, “Bu boru hattı da başta Ukrayna olmak üzere bütün Doğu Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye atıyor” demişti.

Trump, Doğu Avrupa’nın “güvenliği” ve Almanya’nın Rusya’nın “esaretinden” kurtulması için önerisi ise şu: Rus gazına alternatif olarak, Avrupa’ya Amerikan şirketleri tarafından tedarik edilecek kaya gazından elde edilmiş sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG)!

ABD’de bir süredir sübvanse edilen LNG üretimi nedeniyle şuan dünya piyasalarında ihtiyacın ötesinde yıllık 70 milyon ton üretim fazlalığı var. ABD’de devam eden yeni tesis kurma çalışmaları fazla üretim kapasitesinin 2020 yılına kadar yıllık 150 milyon tona çıkacağını gösteriyor.

“SİYASİ FAKTÖRLERİN GÖZETİLDİĞİ BİR PROJE”

Birinci Nord Stream projesinin başarılı olması ardından Alman tekelleri Nord Stream2 projesi için kolları sıvamalarıyla birlikte başta ABD olmak üzere AB üyesi Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinden eleştiriler, projeyi durdurma talepleri gelmeye başladı.

“Bu bir saf ekonomik projedir, politik hedefi yoktur” diye eleştirileri geri çeviren Almanya Başbakanı Angela Merkel, kamuoyundaki bu tutumunu Nisan 2018 değiştirdi. “Proje, siyasi faktörlerin de gözetildiği ekonomik bir projedir” dedi. (15 Nisan 2018, FAZ)

Merkel’i böyle açık tutum almaya zorlayan ABD’nin İran politikası oldu. ABD, Rusya, Çin ve AB ülkeleriyle İran arasında imzalanan Atom sözleşmesi ABD tarafından tek taraflı feshedileceği ilan edilmiş ve İran’a yeniden ambargo uygulanacağı açıklanmıştı. İran’a yönelik ambargo yüzlerce Alman (ve AB) tekelini etkileyeceği açıktı. 8 Mayıs 2018’de ambargonun başladığı ilan edilmeden önce bankalar, otomobil tekelleri ve bunların yanı sıra yüzlerce orta ölçekli firma İran ile ticari ilişkilerini kestiklerini açıkladılar. Dünyanın ikinci büyük uçak şirketi Airbus İran’ın ısmarladığı 100 adet uçağı satmayacağını açıkladı.

Tekeller ve orta ölçekli firmalar İran’dan çekileceklerini açıklarken 5 milyon orta ve küçük ölçekli şirketin temsilcisi olan Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği ile İhracatçılar Birliği BAG, “ABD’nin bu politikası Avrupa düşmanı olarak tanımlamak abartı olmaz. AB Komisyonu bu tutuma boyun eğecek mi yoksa Avrupalı şirketlerin çıkarını savunacak mı” diye yanıtı içinde barındıran bir soruyu ortaya attılar. Almanya’nın önerisi üzerine AB ve İranlı uzmanlar tarafından oluşturulan bir çalışma grubu şuan takas üzerine kurulu bir ticaret modeli geliştirmeye çalışıyorlar.

İran konusunda “takas” yöntemi ile en azından tavırsız kalmayacaklarını ortaya koyarak küçük ve orta ölçekli firmaları sakinleştirmeye çalışan Alman Hükümeti, Rusya ile (başta enerji ticareti olmak üzere) ticaret konusunda son sözün kendilerinde kalacağını ortaya koyarak açıktan bir güç denemesine girmekten çekinmeyeceklerini de ortaya koydular.

ABD’nin başta Çin olmak üzere diğer emperyalist ülkelere yönelik başlattığı ticaret savaşında kamuoyunda şimdiye kadar “aklıselim davranan ülke” pozisyonunda olan Almanya, önümüzdeki dönem bu tutumunu değiştireceğe benziyor. ABD’nin saldırılarına karşı “kendimizi savunuyoruz” diye karşılık veren Almanya, önümüzdeki dönem daha saldırgan bir çizgi izleyecek. Geçtiğimiz günlerde Alman Sanayiciler Birliği (BDI) tarafından, ‘Çin’e karşı alınması gereken önlemler’ başlıklı 54 maddelik belgenin yayınlanması da tesadüf değil. Bu belge sadece Çin’e karşı değil aynı zamanda ABD’ye de karşı olarak da algılanmalı.


Nord Stream ve Nord Stream2

“Kuzey Akım” (“Nord Stream“) doğalgaz boru hattını kurmak üzere 2005 yılında “Nord Stream“ isimli şirket konsorsiyumu kuruldu ve inşaatı planlandı. Nord Stream şirketinin ortakları Rus Gazprom %51, Alman Winterschall Holding %15,5 (yüzde 100% BASF tekeline ait), Alman PEG Infrastuktur AG %15,5 (yüzde 100% E.ON tekeline ait), Hollanda N.V. Nederlandse Gasunie %9 ve Fransız ENGİE enerji tekelleri oldu.

Yaklaşık 6 yıl devam eden fizibilite ve inşaat çalışmaları ardından 1224 kilometre uzunluğunda ilk boru hattı 2011 yılında doğalgaz nakliyatına başladı. İkinci borunun inşaatı ise bir yıl içinde, 2012’de tamamlandı.

Yıllık 55 milyar metreküp doğalgaz nakil kapasitesine sahip olan boru hattı 2017 sonunda 51 milyar metreküp doğalgaz nakli gerçekleştirdi veya başka bir deyişle kapasitesinin %93’ünü kullandı. “Kuzey Akım” doğalgaz boru hattı AB genelinde 26 milyon hanenin doğalgaz ihtiyacını karşılamakta.

7,4 milyar Euro’ya mal olan Nord Stream boru hattının inşası için ortaklar maliyetin %30’unu nakit kasalarından karşıladılar, %70’i ise kredilerle finanse edildi.

“Kuzey Akım2” (“Nord Stream2“) doğalgaz boru hattı, daha önce inşa edilen Nord Stream paralel olarak inşa edilmesi planlandı. Almanya’nın Greifwald şehrinde ve Rusya’nın Narwa şehrinde paralel olarak Mayıs 2018’de başlayan inşaatın 2019 sonunda bitmesi planlanıyor. Toplam 1230 kilometre uzunluğunda olan çift boru hattı için 200 bin adet 12 metrelik boruların üretimi bitti. Toplam maliyetinin 8 milyar Euro’yu aşması beklenen boru hattının yıllık nakil kapasitesi de 55 milyar metreküp doğalgaz olacak.

Nord Stream2 şirketi önce Nord Stream konsorsiyumu ortaklarıyla kurulması planlanmıştı. Ancak ABD ve bazı AB ülkelerinin tavır almaları sonucu konsorsiyum kurulmadı ve Nord Stream2 yüzde 100 Rus Gazprom’a ait olması karar altında alındı. Ancak Nord Stream2’nin inşaatının finansmanı için Nord Stream ortakları oranları ölçüsünde inşaatın yüzde 30’luk bölümünü nakit kasalarından finanse ettiler ve yüzde 70’lik bölümün kredilerle finanse edilmesi için kefil oldular. Nord Stream2 projesine N.V. Nederlandse Gasunie yerine İngiltere-Hollanda ortaklığındaki Shell katıldı. Ayrıca Avusturyalı OMV enerji şirketi de Nord Stream2 projesinin finansörleri arasında yer almaya başladı.

Nord Stream ve Nord Strea2 boru hatları için Almanya’dan açılan kredilere ve Alman tekellerinin yatırımlarına Alman devletine ait KfW* Bankası güvence verdi.

*KfW – “Yeniden İnşa için Kredi Kurumu” – (“Kreditanstalt für Wiederaufbau”) ikinci emperyalist savaş sonrası Almanya’nın yeniden inşası için 18 Kasım 1948’de Federal Almanya Cumhuriyeti’nin kuruluşundan altı ay önce(!) “devlet bankası” olarak kuruldu. 470 milyar Euro bilanço ile dünyanın en büyük “ulusal teşvik bankası” olan KfW, Almanya’nın da üçüncü büyük bankası konumunda. KfW Federal Maliye Bakanlığına bağlı olarak çalışıyor.