Caracas’taki darbe girişimi

Venezüela muhalefeti, daha önceki, kazanamadığı seçimlerde Adenauer Vakfı’nı siyasal iletişim için kullandı. Maduro’nun yüzde 50,6’lık oy oranıyla kazandığı 14 Nisan 2013 tarihindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında da bu öyleydi. Muhalefetin mağlup aday Enrique Capriles’in oylarının tekrardan sayılması girişimi Adenauer Vakfı tarafından bir kamuoyu oluşturma taktiği olarak değerlendirildi.

German Foreign Policy

Federal Hükümet Venezüela’daki darbeci Juan Guaidó’yu destekleyip Maduro’ya en kısa zaman içinde seçime gidilmesini kabul etmesi ültimatomunu verdi.

Başta CDU’lular olmak üzere başı çeken politikacılar, daha da ileri giderek Guaidó ’nun başkanlığının tanınmasını istiyorlar. ABD ve Latin Amerika’daki, başını Brezilya’nın çektiği sağ görüşlü yönetimler bunu çoktan yaptılar.

Geçen Perşembe günü, Alman hükümeti Venezüelalı darbeci Juan Guaidó’ya açık destek verdi. Parlamento başkanı Guaido, Çarşamba günü kendisini başkenti Caracas’ın zengin bir bölgesi olan Chacao’da başkan adayı ilan etti. Artık cumhurbaşkanı olduğunu ve geçici bir hükümet kurarak en kısa zamanda yeni seçimler yapılacağını duyurdu.Yeni seçim talebine Berlin hükümeti sözcüsü tarafından da destek verildi. CDU/CSU Meclis Grubu sözcüsü Jürgen Hardt, Juan Guaidó’nun Venezüela halkının meşru temsilcisi olduğunu, Madura’nın ise istifa etmesi gerektiğini söyledi.

FDP Fraksiyonu Başkanı Alexander Graf Lambsdorff, Avrupa’nın Guaidó’nun başkanlığını kabul etmesinden söz ederken meclis dışişleri komisyonu başkanı Norbert Röttgen, Guaidó’ya uluslararası destek verilmesi zorunluluğuna dikkat çekti.

Hugo Chavez ve halefi Nicolás Maduro hükümetlerine karşı çıkan muhalefet, her zaman Alman dış politika kuruluşlarından ve kısmen de federal hükümetten destek almayı başardı. Nisan 2002’de Cumhurbaşkanı Chavez’e yapılan – nihayetinde başarısızlığa uğramış olsa da – darbede durum zaten buydu. Darbeye katılan Baruta’nın Primero Justicia partisinden belediye başkanı Henrique Capriles Radonski daha önce CDU’ya yakın olan Konrad Adenauer Vakfı’ndan mali destek almıştı. Raporlara göre, Adenauer Vakfı da daha sonra zararsız bir „genel protesto“ olarak nitelendirdiği darbeyi yapan Primero Justícia’yı destekledi. Buna ek olarak vakıf, Madrid’deki FRIDE Enstitüsü tarafından yapılan bir 2010 analizinde belirtildiği gibi, her yıl Venezüela muhalefetiyle „siyasi iletişim“ konusunda „uzun vadeli danışma süreçleri“ de dahil olmak üzere ortak projeler için „yaklaşık 500.000 Euro“ ödedi.

“SİYASAL İLETİŞİM”

Venezüela muhalefeti, daha önceki, kazanamadığı seçimlerde Adenauer Vakfı’nı siyasal iletişim için kullandı. Maduro’nun yüzde 50,6’lık oy oranıyla kazandığı 14 Nisan 2013 tarihindeki cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında da bu öyleydi. Muhalefetin mağlup aday Enrique Capriles’in oylarının tekrardan sayılması girişimi Adenauer Vakfı tarafından bir kamuoyu oluşturma taktiği olarak değerlendirildi. CDU’ya yakın vakıf, Venezüela’da seçimlerin hiçbir şüpheye gerek duyulmayacak şekilde titiz yapıldığını, oylar yeniden sayılsa da birşeyin değişmeyeceğini muhalefetin bunu bildiği halde karşı çıkmasının sadece Madura’nın meşruluğunu tartışma konusu yapmak istemesinden kaynaklandığını söyledi.

BAŞBAKANLIKTAKİ GÖRÜŞME

Adenauer Vakfı, aynı zamanda Berlin ve Brüksel’deki Venezüela muhalefetinin politikacılarına da önemli bağlantılar sağladı. 2011 yılının başında, örneğin, amerika21 bilgi portalındaki bir rapora göre, diğer politikacılar yanında Primero Justícia’dan politikacıları da federal meclis üyeleriyle görüşme yapmaları için Almanya’ya davet etti. Ocak 2015’te ve Haziran 2016’da, bir Venezüella muhalefet heyetinin Federal Dışişleri Bakanlığı ve başbakanlıkta görüşme yapma kapısını bile açtı. Eylül 2017’nin başında, Angela Merkel, Venezüella’nın eski meclis başkanı Juli Borges’i ülkedeki siyasi durum hakkında görüşmeye davet etti. Borges, Avrupa gezisine çıktı ve İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, İngiltere Başbakanı Theresa May ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya geldi. Borges’in Nisan 2002’deki darbeyi kişisel olarak desteklediği bildirildi. Şimdi, Venezülla’nın komşusu Kolombiya’da sürgünde yaşıyor ve geçen Ağustos ayında Madura’ya yapılan başarısız suikast girişiminden sorumlu tutuluyor. Borges, doğal olarak Juan Guaidó’nun darbe girişimini memnuniyetle karşıladı.

ŞİMDİKİ DURUM
Almanya ve AB, Guaidó’yu siyasi olarak desteklerken, Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika’daki birçok sağcı hükümet onu zaten başkan olarak tanıdı. Özellikle Washington, saldırganlık çizgisini yoğunlaştırıyor. Eylül ayında, Trump yönetiminin muhalefetteki Venezüella ordusuyla olası bir darbe hakkında görüştüğü bildirildi. 15 Ocak’ta Guaidó, Washington Post’ta yayınlanan ve gazetenin İspanyolca’da da çevrimiçi olarak yayınlanabileceği bir makalede açıkça “eylem” çağrısında bulundu. Venezüella hükümeti, Guaidó’nun ABD tarafından tanınmasına cevaben ABD ile diplomatik ilişkilerini kestikten sonra Washington, diplomatlarını 72 saat içinde Caracas’tan geri çekti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Trump yönetiminin muhalefetin talebi üzerine acil yardım malzemesi sağlamaya hazır olduğunu da belirtti. Bu, Venezüella toprakları üzerinde kendini başkan ilan eden Guaidó’nun yanında yer almak ve attığı her adımı desteklemek demektir ki çatışmanın, muhtemelen şiddet içeren bir uluslararasılaşması anlamına gelecektir.

Çeviren: Semra Çelik