Dünyanın en zengin insanının hikayesi

1459’da Almanya’nın Augsburg kentinde doğan Jakop Fugger, dünyanın gelmiş geçmiş en zengin kişisi. Fugger’in sahip olduğu servetin günümüzdeki karşılığı 400 milyar dolar. Yaşadığı dönem Avrupa ve dünya siyasetine ayar verip, imparatorları, papaları borçlandıran Fugger’in bu muazzam servet birikiminin hikayesi, eşitsizlik ve sömürüye dayalı kapitalizmin tarihini anlatıyor aslında bize.

TONGUÇ KARAHAN

İngiliz yardım kuruluşu Oxfam her yıl dünyadaki gelir adaletsizliğini konu alan araştırma sonuçlarını yayınlar. Bu yılki rapor da, eşitsizliğin devasa boyutlara eriştiğini gözler önüne seriyor: Dünyadaki en zengin 26 milyarderin serveti, 3,8 milyar insanın toplam servetine eşit!

Yani milyonlarca insanın ürettiği zenginlik, giderek daha az sayıda kapitalistin servetine dönüşüyor. Bir avuç sermaye sahibinin bu muazzam servet birikimi, sözkonusu kapitalistlerin üstün yetenekleri ya da çok şanslı olmalarıyla değil, eşitsizlik ve sömürüyle ayakta durabilen kapitalizmin karakterinin bir sonucu elbette. Bundan 500 yıl önce yaşamış ve dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı ünvanına sahip Augsburglu Jakop Fugger’in hikayesi de, kapitalizmin bu karakterinin çarpıcı bir örneği aslında.

“KÜRESELLEŞME 1.0”

Son yıllarda sık sık ‚dördüncü sanayi devrimi’nin yaşandığı ve bu teknolojik atılımın insanlığa yeni bir çığır açacağını işitir olduk. Davos’ta her yıl dünyanın en zenginleri ile en güçlü devletlerin temsilcilerini buluşturan Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yıl “Küreselleşme 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi Çağında Küresel Mimariyi Şekillendirmek” başlığı taşıması da bunun bir ifadesiydi.

Dünyanın kapitalist bir pazar haline gelişini ifade eden küreselleşmenin geleceği, geçmişinden bağımsız değil kuşkusuz.

Jakob Fugger kapitalizmin henüz emekleme aşamasında olduğu bir dönemde yaşamış bankacı ve tüccar. O dönem sayıları oldukça sınırlı olan benzerleriyle birlikte kapitalist sınıfın ilk temsilcilerinden biri. Bugüne uyarlandığında serveti 400 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Ne Rockefeller, ne Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, ne Microsoft’un sahibi Bill Gates… hiçbirinin serveti onunkinin yanına bile yaklaşamıyor.

Jakop Fugger’in yaşamı, küresel sömürü sisteminin 1.0 versiyonunu ve kapitalizmin eşitsizlik, sömürü ve adaletsizlik üzerine kurulduğu temellerinin bir özetini içeriyor aslında.

DOKUMACI DEDENİN BANKER TORUNU

“Freie stadt”lar (Serbest şehirler) kapitalizmin ortaya çıkışında önemli rol oynayan merkezler oldu. Floransa, Basel, Köln, Mainz, Strasburg, Bremen, Frankfurt, Nürnberg gibi pek çok kent prensler ya da dükler tarafından değil Roma-Germen İmparatorluğu’nun himayesinde özerk şehir idareleri tarafından yönetilen kentlerdi. Feodalizmin klasik kural ve geleneklerinin silik kaldığı ticaret ve zanaatçılığın (o dönemki sanayinin) hayat bulduğu ve kapitalizmin ortaya çıkışına zemin hazırlayan merkezler oldular.

Jakop Fugger’in dedesi (Hans Fugger) bir dokuma ustası olarak bu kentlerden birine, Augsburg’a yerleşmiş ve başarılı bir zanaatçı olarak şehir meclisine girmişti. Hans’ın çocuklarından biri de 1398’de doğan baba Jakop’tu. Baba Jakop, dokumacılığı tekstil ticaretiyle geliştirdi, bankerlik işine girdi ve kutumculuk işiyle uğraşan bir ailenin kızıyla evlenip, 71 yaşında öldüğünde geride hatırı sayılır bir servet ve 12 çocuk bıraktı. Bunlardan biri kendiyle aynı adı taşıyan ve bizim hikayemize konu olan, namı diğer ‚zengin Jakop Fugger’di.

1459’da dünyaya gelen Jakop, 14 yaşında dünya ticaretinin o dönemki merkezi sayılan Venedik’e gönderildi ve 28 yaşında Augsburg’a dönerek iki kardeşiyle birlikte babasının işlerini devraldı. İşe başladığında zaten Augsburg’un en zengin 12 ailesinden biri konumundaydılar. Önce kardeşleri Ulrich ve Georg’la birlikte sonra da tek başına tüccarlığını, kuyumculuk ve madencilikle geliştirip bir süre sonra da bankerliğe başlar. Fugger, o dönem pek çok Avrupa ülkesine krallar veren dönemin hanedan ailesi Avusturyalı Habsburglarla iyi ilişkiler geliştirip Tirol bölgesinde bakır ve gümüş madeni işletmeye başlar.

AVRUPA SİYASETİ VE TAHT OYUNLARININ FİNANSÖRÜ

Madencilik, bankerlik ve tüccarlıkta hayli yol alan Jakop o kadar büyür ki, 1508’de Roma Germen İmparatoru seçilen 1. Maximilian’ı finanse edecek düzeye gelir. Jakob’un gözü şimdiki Macaristan ve Çek Cumhuriyeti sınırları içindeki Bohemya’nın civa, bakır ve gümüş madenlerini işletme ayrıcalığı elde etmektir. Bu nedenle Maximilian’la ilişkisini daha da sıkılaştırmak için 1515’te tarihe “Viyana’da Çifte Düğün” olarak geçen Maximilian’ın torun ve yeğeninin Macar ve Bohemya hanedan üyeleriyle yaptıkları düğün merasimini finanse eder. 12 gün süren ve 200 bin gulden harcanan bu evlilikler imparatorluğun doğu sınırını güvence altına almaya yönelik siyasi bir manevradır aslında ve arkasında Fugger bulunmaktadır.

Fugger’in bir başka önemli yatırımı, o dönemin ticari merkezleri olan Portekiz, İspanya ve Hollanda’yı kapsayan taht oyunları olur. 1. Maximilian’ın torunu V. Karl’ı 1519’da Roma-Germen imparatoru olarak seçtirmek için seçici kurul üyeleri olan krallara, prenslere, düklere büyük rüşvetler dağıtır ve sonunda V. Karl’ı tahta oturtur. Yani genç imparatorun ipleri daha başından finans devi Fugger’in elindedir.

Jakob Fugger’in mali gücü o derecedir ki, İtalya’nın ünlü bankacı-tüccar ailesi Medici’lerin bir üyesi olarak papalığa seçilen Papa 10. Leo’yu dahi borçlandırır.

KEŞİFLER VE SÖMÜRGECİLİKLE GELEN YENİ ÇAĞ

Fugger’in yatırım yaptığı asıl alanlardan biri de dünya pazarını Batı Avrupa’ya bağlayan ve kapitalizmin gelişebilmesi için gereken sermaye birikiminin oluşumunda kaldıraç rolü gören Uzakdoğu ve Amerika kıtalarının keşfi ve sömürgeleştirilmesidir.

Kristof Kolomb’tan, Vasco de Gama ve Macellan’a kadar ünlü kaşif ve sömürgeci subayların okyanus ötesi seferlerini teşvik ve organize edip finansal kaynak sağlayanların önde gelenlerinden biri de tabi ki Jacop Fugger’dir. Aralarında Fugger’in de bulunduğu bu sermaye sahipleri, Avrupa’daki madencilik ve ticaret imtiyazlarından sağladığı muazzam serveti en az bir o kadar da bu dünya pazarı hamlesiyle büyütürler. Bu keşif ve sömürgecilik hamlesi, sadece kendi zenginliklerini değil bütün bir Avrupa’nın kaderini değiştirerek, Avrupa’da yeni bir çağın, kapitalizmin ve burjuvazinin çağının başlamasına zemin hazırlar.

Fugger’in de finanse ettiği bu seferler sayesinde, Uzakdoğu ve Amerika’nın deniz yoluyla Avrupa’ya bağlanması ticari bir devrime yol açmış, büyük Avrupa pazarına değerli, kar marjı yüksek mallar akmaya başlamıştır. Kaşif Vasco de Gama’nın ilk Hindistan seferindeki ticari karın yüzde 6 bin gibi devasa bir oranda olması o dönemki küresel ticaret hamlesinin boyutlarını göstermesi bakımından ilginç olsa gerek.

Muazzam kazançlara neden olan bir başka önemli sonuç da Amerika, Afrika ve Uzakdoğu’da sömürge yönetimler kurmak ve köle ticaretinin yoğunlaşması oldu.

Keşfedilen bu ülkeler sadece sömürge ve yağma alanı olarak değil, Avrupa’daki tüccar sermayesine büyük bir pazar olarak da hizmet sunuyordu. Avrupa’dan kalkan gemiler bu yeni pazarlara satacak mallarla gidip, gelirken de değerli madenler ve Avrupalıların hasretle beklediği gıda vd. ticari mallarla dönüyorlardı.

Kelimenin gerçek anlamıyla dünya pazarı tarih sahnesine ilk kez çıkıyor, o zamana dek eşi görülmedik bir ticari pazar büyümesi yaşanıyordu. Bunun yol açtığı önemli sonuçların başında, Batı Avrupa’da tarımın dışında sanayiye yatırılacak sermaye birikiminin oluşmasıydı. Nitekim kumaş ihracatındaki patlama İngiliz dokuma sanayinin zincirlerinden boşanmasına neden olacak, artan üretim ihtiyacı yüzünden bilimsel teknik alanda ciddi bir atılım süreci başlayacaktı.

BÜYÜK DEĞİŞİMİN HABERCİLERİ

Fugger’in bir finans devi olarak, sanayi, ticaret, sömürgecilik ve siyaset sarmalı sayesinde en zengin insan ünvanını kazandığı bu dönem, dünya tarihinin en önemli sıçramalarından birinin yaşandığı bir dönem olması itibarıyla tesadüf değildi. Çünkü 1400’lerin sonundan itibaren başlayan bu dönem Ortaçağ’ın kapanış dönemine denk gelirken, bir yandan sanayi devriminin temellerinin atılmaya başladığı rönesans ve reform hareketlerinin ortaya çıktığı, sanat, bilim, siyaset alanında büyük isimlerin, hareketlerin ve atılımın start aldığı da bir dönemdi. Fugger’in çağdaşı olan bazı isimler bu konuda bir fikir veriyor aslında: Leonardo da Vinci, Michalengelo, Protestanlığın kurucusu Martin Luther, siyaset bilimci Machiavelli, humanist düşünür Erasmus, Ütopya eserinin yazarı Thomas Moore, ünlü kaşifler K. Kolomb, Macellan, Vasco da Gama.

Bir çağın kapanıp yenisin başladığı bu dönem, sanayide, bilimde, sanatta, felsefedeki atılımı kapitalist zenginlerin hizmetine soktu ve Fugger gibi zengin burjuvaları tarih sahnesine çıkardı. Ne var ki kapitalizm, 500 yıldır sadece yeni Fuggerleri değil kendi mezar kazıcıları olan işçi sınıfı ve emekçileri de yaratarak bugünlere geldi. Ve ne kadar modernleşirse modernleşsin milyonlarca insanın sömürüsüyle ayakta durabilen ‚Fuggerlerin çağı‘ kapanmadıkça, dünyanın insanca, eşit ve özgürce yaşanacak bir yer olmayacağı görülüyor.