8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nde taleplerimizle alanlarda olacağız

Pelin Şener*

Almanya’nın neredeyse bütün şehirlerinde hummalı bir çalışma sürüyor. Buluşmalar, hazırlık toplantıları, pankart yazma atölyeleri, bildiri dağıtma grupları, 8 Mart Kadın Grevi adıyla gerçekleşecek eylemlerin kitlesel geçmesi için hazırlıklar yapıyor. Kadınlar taleplerini formüle ediyor, eşitsizliklere, adaletsizliklere, yoksulluğa, çalışma koşullarına, ırkçılık ve ayrımcılığa karşı çıkmaya hazırlanıyor.
Değişik kadın, gençlik, LGBTIQ örgütlerin, ağların, bir araya geldiği buluşmalarda, 8 Mart Kadın Grevi için “en temel talepler etrafında bir araya gelmenin koşulları nasıl yaratılır” sorusuna birlikte yanıtlar aranıyor. Zira kadın hareketi içinde değişik akımları temsil eden kadın örgütlerinin, tek tek kadınların ya da bir konuya odaklı çalışma yapan kimi kadın örgütlerinin meselelere ve meselelerin nereden çözüleceğine ilişkin farklı bakış açıları buluşmalara yansıyor. Yine de dinamik ve farklılıkları kabul eden bir tartışma üslubu ile ortak talepler için mücadele etmenin önemi vurgulanıyor. Meselelere yaklaşımdaki farklılıklar, kadınların sorunlarının nasıl çözümleneceğine ilişkin tartışmalara ihtiyacı gösteriyor. Ancak 8 Mart’tan sonra yapılacak toplantılara bırakılıyor birçok şey. En temel meselelerde anlaşmak, herkesin kendi rengini, düşüncesini hem eylemlerin organizasyonuna hem de eylemlere taşıması önemseniyor.

Hazırlıklar çok önce başladı
Kadın Grevi hazırlıkları önceden başladı. Eylül ayında 100. Yıl kutlamaları çerçevesinde yapılan Kadın Üniversitesi’nde kadın grevinin çağrıcıları da bir toplantı düzenlediler. Her fikre açık olduklarını, eylemleri birlikte örgütlemek istediklerini dile getirerek ağ oluşturma çağrısı yaptılar. Sonrası geldi. Birçok şehirde ve eyaletlerde ağlar oluşturuldu. Kasımda Göttingen’de 300 kadının katıldığı Almanya çapında ilk buluşma yapıldı.
Göttingen buluşmasında İspanya grevinden etkilenildiği, Arjantin’deki mücadelenin birçok kişiye ilham verdiği dile getirildi. Buluşmanın uluslararası konukları da kendi ülkelerindeki deneyimleri anlattılar. Buluşmada yapılan sunum ve atölyelerde çalışma yaşamındaki zorluklardan, kapitalist sömürüye, Almanya’daki aktüel kürtaj tartışmalarından, ırkçı partilerin güçlenmesine dek birçok şeye değinildi.
İkinci merkezi buluşma şubat ayı ortasında gerçekleştirilecek.
Buluşmalara ağırlıklı genç kadınlar katılıyor ve İspanya’yı örnek veriyorlar sıkça. Sonra İsviçre’de 8 Mart’ta olmasa da haziran ayında yapılacak ve UNİA –İsviçre‘nin en büyük sendikasının ve kadın örgütlerinin çağrısını yaptığı kadın grevi konuşuluyor. Birçok şehirde yapılan buluşmalarda grevden çok tüm gün için eylemler, aksiyonlar planlanıyor.
Bu arada kadın grevi çağrısına değişik sendikalar da reaksiyon gösteriyor. Almanya’da politik grev yasak. Grev çağrısını sadece sendikalar TİS ya da bir sözleşme yapma hedefiyle yapabiliyor. Kadın grevi internet sayfasında da hukuki olarak bu duruma dikkat çekilerek iş bırakmaya ilişkin işyeri toplantısı yapma, sembolik grev oylaması yapma, mücadeleci öğle molası gibi öneriler getiriliyor.
Göçmen Kadınlar Birliği (GKB) olarak kadın grevi gündeme geldiğinde işyerlerinde iş bırakmadan, grev örgütlemeden 8 Mart kadın grevi demenin çok da anlamlı olmayacağını, kadınların mücadele günü tanımının daha yerinde olacağını konuşmuştuk kendi aramızda. Sendikalar sahip çıksa, durdursak hayatı, göğsümüzü gererek, eğip bükmeden grev desek başka olurdu.
Ancak sendikalar Almanya’da politik grevin yasak olduğuna vurgu yaparak, greve çağrı yapamayacaklarını ama yapılacak eylemlere katılım sağlayacaklarını belirtiyorlar.

Taleplerimiz ertelenemez!
Ocak ayı Almanya’da kadınlar açısından hareketli başladı. Kadınların seçme ve seçilme hakkı ile ilgili toplantılar, paneller, sempozyumlar yapıldı yine. 19 Ocak’ta ise bir çok şehirde “Women March” eylemleri gerçekleşti. Bir hafta sonra ise uzunca bir süredir tartışılan kürtaj yasasının yürürlükten kaldırılmasını talep eden eylemler. Şimdi ise dünyanın bir çok ülkesinin yanı sıra Almanya’nın 180 şehrinde gerçekleştirilecek 14 Şubat- 1 Milyar Ayakta eylemlerinin hazırlıkları sürüyor.
Bu arada iki güzel habere sevindik. Berlin Eyaleti’nde 8 Mart’ı resmi tatil ilan etti. Bu gelişmeyi her ne kadar Berlin eyaletinin “eksik tatil günleri vardı zaten” şeklinde açıklasalar da aslında kadınlar uzun bir süredir 8 Mart’ın tatil günü olmasını istiyordu. Üstelik karşı argüman olarak diğer eyaletlerin kabul ettiği Reformasyon gününün tatil olması önerisi de getirildi. Ancak Berlin Eyaleti gerici gazetelerin söylediği gibi Sovyet icadı bu günün tatil olmasını kararlaştırdı.
Brandenburg eyaleti ise Almanya’daki ilk eyalet olarak eyalet seçimlerinde her partinin eşit sayıda kadın ve erkek aday göstermesini karar altına aldı. Potsdam’daki eyalet meclisinde yapılan oylamada hükümette olan SPD/Sol Parti milletvekillerinin yanında Yeşiller partisi milletvekilleri de evet oyu kullandı. CDU ve AfD milletvekilleri ise karşı oy kullandılar. Yasa ilk olarak 2020 yılı sonbaharında yapılacak eyalet parlamentosu seçimlerinde uygulanacak. Şu an Brandenburg meclisindeki kadın oranı yüzde 39.

Hakkımız olanı istiyoruz!
Ancak bu sevindirici gelişmeler henüz karnımızı doyurmaya yetmiyor. Dahasını, aslında hakkımız olanı istiyoruz.
Rakamlar Almanya’da kadınlar için sorunların var olduğunu gösteriyor. Çünkü hala yüzde 22 oranında ücret eşitsizliği sürüyor. Sigortasız, güvencesiz, mini işlerde çalışanların çoğunu yüzde 62 oranıyla kadınlar oluşturuyor. Yaşlılıkta kadınları yoksulluk bekliyor. Emeklilik maaşları arasındaki ortalama fark yüzde 53’e varıyor. Kadınların yaşam boyu elde ettikleri gelir, erkeklerinkinin yüzde 49’u kadar az. Ya da ilk çocuğun doğumundan 10 yıl sonra, anneler doğumdan önceki yıla göre yüzde 61 daha az kazanıyor. Kadınların haftalık çalışma süreleri de ev, çocuk yaşlı bakımı nedenleriyle 8,2 saat düşük.
Kadınların bu dezavantajlı durumuna karşı kadın örgütleri olarak taleplerimizi somut bir şekilde dile getirmeye çalışıyoruz. Örneğin mini işlerde çalışanların kazandıkları ilk Euro’dan itibaren sigortalanmasını istiyoruz. Tam gün çalışmaya karşın yoksul olmaya karşı çıkıyoruz. Çocuk bakımı ve hasta bakımı gibi sorumlulukların sosyal altyapısının geniş kapsamlı, ihtiyaca göre ve yüksek kalitede genişletilmesini talep ediyoruz. Meslek eğitimi ve mesleki kurslar ve kadınların kendi ayaklarının üzerinde durabilmesini, yaşlılıkta kadın yoksulluğunun önüne geçilmesi de taleplerimiz arasında.
Sosyal ve toplumsal bütün sorunlar bizi de yakından ilgilendiriyor. Okulların ve hastanelerin durumu giderek kötüleşiyor. Sağlık alanında çalışanların sayısı yetersiz. Ödenebilir konut bulmak neredeyse imkansız. Almanya’da kadınlar, eğitimden sağlığa, sosyal yaşamdan çalışma yaşamına kadar her alanda yapılan kısıtlamalar nedeniyle yoksullaşıyor, toplumsal yaşamın dışına itiliyor. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, gençlere, çocuklara ve kadınlara yönelik çalışmalar sürdüren sosyal projelerin kısıtlanması, kadın sığınma evlerinin yetersizliği kadın olarak, göçmen olarak sorunlarımızı derinleştiriyor. Geçtiğimiz süre zarfında AfD ırkçı, kadın düşmanı, ayrımcı politikalarını federal ve yerel meclislerde, kamuoyunda dile getirme fırsatı buldu. Son iki yıldır sığınmacılar, göçmenler, Türkiye gibi konuları da propaganda malzemesi yaparak halk arasındaki korku ve endişeleri körükleyen ırkçı partinin yükselişinde hükümet partilerinin de sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle 8 Mart’ta ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı taleplerimizle de sokaklarda olacağız.
GKB olarak biz de katılacağız eylemlere. Bütün bu sorunlara karşı taleplerimizle.
8 Mart’ın bütün Almanya’da tatil günü olmasını isteyerek. Kürtajı düzenleyen paragrafların kaldırılmasını talep ederek. Güvencesiz, düşük ücretli işlere karşı çıkarak, daha iyi çalışma ve yaşam koşullarını savunarak. Ayrımcılığa, dışlanmaya, ırkçılığa karşı taleplerimizi dile getirerek. Eşitlikten bahsederek, 100 yıl önce kadınların elde ettiği seçme ve seçilme hakkına hala sahip olmadığımızı belirterek. Yanımızdaki yöremizdeki bütün kadınlara, komşularımıza, kızlarımıza, iş arkadaşlarımıza haydi sokak bizi çağırıyor diyerek.
*GKB YK üyesi