Borbet’te işçiler bölününce kim kazanıyor?

YÜCEL ÖZDEMİR / SOLİNGEN

31 Ocak günü Solingen İş Mahkemesi’nde “ilginç” bir dava vardı. 1881 yılında Gustav Borbet tarafından pirinç döküm işletmesi olarak kurulan, sonradan alüminyum ve hafif çelikten araba jantları imal eden Borbet fabrikasının personel müdürü H. A., geçen yıl seçimle işbaşına gelen İşyeri Temsilciliği’nin (Betriebsrat) feshedilmesini talep ediyordu.

Havanın soğuk, her yerin karla kaplı olduğu Solingen’de mahkemenin önünde bir araya gelen işçiler “İşyeri temsilciliğinden ellerinizi çekin” tişörtlerini giymiş, pankartlarını açmıştı. Tepkiliydiler. Çünkü, demokratik şekilde yarışan farklı listelerden seçilen 13 temsilci göreve başlamıştı. Ancak seçimlerin sonunda işveren ve temsilcisinin hoşuna gitmeyen bir durum vardı.

Destekledikleri liste açık farkla kaybetmiş, kimseyi seçtirememişlerdi. Seçilenlerin çoğunluğunun işçilerin haklarını savunanların başını çektiği listeden olması huzurlarını kaçırmıştı. Almanya’da iş yasalarına göre meşru bir seçimi tanımamak, darbe yapıp yeni seçime başvurmak genellikle pek alışık olunmayan bir durum. İşveren, hoşuna gitmeyen listeler kazansa da dört yıllık süre boyunca birlikte çalışmaya katlanmak durumunda kalır. Şartları olmadığı takdirde önce seçilmişleri tek tek yıldırıp satın almaya çalışırlar. Bunu başaramadıklarında ise işyeri temsilciliğinin bütününü hedefe koyarlar.

Tıpkı Borbet’in yaptığı gibi…

Seçilmiş işyeri temsilciliğini dağıtma göreviyse personel müdürü H. A.’a verildi.

MAHKEME SALONUNDAKİ TABLO

Solingen İş Mahkemesi’nde bu açından ilginç bir tablo vardı. Tarafları uzlaştırmak amacıyla yapılan duruşmada, şikayetçi tarafın avukatların “Müvekkilimiz Sayın Aydin” diye söze başlayınca şaşırmadım desem yalan olur. İşveren adına davacı bir Türkiyeli. Karşı tarafta dava açılanlar ise işyeri temsilciliği başkanı Sinan Alakuş ve Türkiyeli diğer temsilci arkadaşları.

Mahkemenin ikinci katında küçük salon, sanırım uzun zamandır hiç bu kadar tıka basa dolmamıştı. 25-30 kişi dizilen sandalyelerde yerini aldı. Geri kalanlar ayakta. Bir de salona sığmayanlar ve mahkemeye girme yerine dışarıda kalmayı tercih edenler…

Münih Eyalet Mahkemesi’nde görülen NSU Davası’nı pek çok kez izleyen birisi olarak ister istemez arada bir kıyaslama yapıyorum. Münih mahkemesindeki yoğun güvenlik önlemleri, üst aramalar, salonda polis vs. hiç birisi burada yok. Üstelik mahkeme başkanı da daha çok rahat. Adı üzerinde yargılamadan çok “Uzlaştırma Davası”. Bu nedenle alışık olduğumuz duruşmalardan çok farklı bir hava var.

H. A.’nın, çoğunluğunun Türkiye’den gelen işçilerin oluşturduğu işyeri temsilciliğini feshetmek için açtığı başvurunun arkasında elbette, patronların işçileri bölerek planlarını hayata geçirmesi bulunuyor. Seçilen temsilciliğin gündemde olan haftada beş vardiya planına geçit vermeyeceğinin farkındalar. Yeni vardiya sisteminin hayata geçmesi durumunda işçilerin maaşlarında 1000-1400 Euro fark edeceği, sosyal hayatlarının altüst olacağı dilden dile dolaşıyor.

İŞYERİ TEMSİLCİLİĞİNE KARŞI DARBE PLANI

Bu nedenle, H. A. seçimleri yenileyip işverenin bir dediğini iki etmeyen bir listeyi başa getirmek istiyor. Mahkeme salonuna girebilenler arasında yer alan iki Alman memurdan birisi kameralar kendisine yönelince “Neue Wahlen!”, “Neue Wahlen!” (Yeniden seçim) diye sesini yükselterek mesaj vermeye çalışıyor. “Sonuç değişir mi?” diye soruyorum. Yanıtı “Sanmıyorum” oluyor.

Gerçekten de bir ‚darbeyle‘ devrilmek istenen işyeri temsilciliği başkanı Sinan Alakuş ve arkadaşları, patronu değil işçileri düşündüklerini kanıtladıkları için seviliyorlar. İşveren tarafının elini güçlendirmek için işyeri temsilciliğine karşı başlattığı imza kampanyası çerçevesinde ancak 202 imza toplanabilmiş. Bunların bir kısmı iş vaadiyle kiralık işçilerden alınmış. Bir kısmı da “5 vardiya sistemine karşı” diye alınmış.

Buna rağmen toplanan imzaların mahkemeye sunulmasını hakim tarafından tiye alınıyor: “Üçte bir işyeri temsilciliğine karşı. Peki üçte iki ne olacak?”

Dava ve tartışmalar işyerinde işçiler arasında bölünme ve kamplaşmayı derinleştirmiş, çalışma şevkini azaltmış ve güvensizliğe yol açmış durumda. Tam da, yaptığı 20 milyon Euro’luk yatırım karşılığında işçiler üzerinde baskıyı artırarak daha fazla kar elde etmek isteyen işverenin istediği şekilde. En çok da Türkiye kökenli işçiler aralarında bölünme derinleştiriliyor…

700 işçinin çalıştığı fabrikanın dikkat çeken özelliklerden birisi de üretimde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının Türkiye kökenli olması. Köln’den Dortmund’da kadar uzanan geniş bir alandan işçiler her gün Solingen’e gelip çalışıyor. İşçilerin Türkiye’deki memleketleri de birbirinden farklı. Denilebilir ki Türkiye’nin her bölgesinden, kentinden işçi Borbet’te çalışarak yaşamını sürdürüyor. Geri kalan işçiler ise farklı uluslardan. IG Metall Sendikası Remscheid-Solingen Başkanı Marko Röhring’in deyişiyle, “Borbet çok renkli.”

TÜRKİYE KÖKENLİ İŞÇİLER BÖLÜNMEK İSTENİYOR

Ne var ki, aynı fabrika çatısı altında, aynı bandın başında çalışan, aynı maaşı alan, aynı sosyal haklara sahip farklı uluslardan ve inançlardan işçilerin birlik halinde davranması her zaman patronların istemediği bir durum. İşçilerin kenetlenip aynı talepler etrafında birleşmesi durumunda patronlardan pek çok hak kopardığı ya da yok edilmek istenen hakları koruduğu bilinen bir gerçek. Bu nedenle işçiler kendi aralarında din, milliyet, hemşehricilik… nedeniyle bölününce, bundan her zaman kazançlı çıkan patronlar olur. Ama patronlar çoğunlukla bu bölme işini doğrudan kendileri yapmaz, atadıkları müdürler, amirler ya da vaatlerle satın aldıkları sendikacılarla yaparlar. Bu nedenle asıl bölücü çoğunlukla görünmez.

Borbet patronları da böyle yapıyor. İşçilerin çoğu Türkiye kökenli olduğu için personel müdürünün bir Türkiyeli olmasına özel bir önem verilmiş. Zira fabrikanın çoğunluğunu oluşturan Türkiye kökenli işçileri Alman bir müdürle bölmek daha zor olabilirdi. Dolayısıyla özel olarak Türkiyeli bir müdür aranmış ve bulunmuş. Göreve getirilen H. A. da yapması gereken işin farkında. Kraldan çok kralcı davranıyor ve üstlendiği görevi gereği Türkiyeli işçiler arasında bölgecilik, hemşehricilik, din, millet, vatan üzerinden politika yapıyor.

İŞYERİNDE BİRLİK ZAMANI

Almanya’da yaşayan ve çalışan, çocukları bu ülkede doğup büyüyen Türkiye kökenli işçiler arasında Türkiye’deki siyası kamplaşmalar ve kutuplaşmalar üzerinden ayrışma son yıllarda dikkat çekici gelişmelerin başında geliyor. Özellikle seçim sandıklarının Almanya’ya taşınmasıyla bu süreç daha yoğunlaştı. İşçiler Almanya’daki sorunlarından çok yılda bir tatile gittikleri Türkiye’deki siyasi sorunları konuşmaya başladılar. 16 Nisan referandumu sırasında Borbet’in önünden konsolosluklara otobüsler bile kaldırıldı.

Almanya’da Türkiye kökenlilere yönelik ırkçı bir saldırı ya da başka bir haksızlık olduğunda çoğunlukla “Türkler olarak bir araya gelmemiz gerekiyor” deniliyor. 29 Mayıs’ta Solingen’de Genç Ailesi’nin evinin ateşe verilmesinden sonra bu daha yüksek sesle ifade edilmişti. Borbet’te olanlar bir kez daha gösteriyor ki, patronlar ve onların çıkarlarını savunanlar işlerine geldiği ‚Türklerin ortak çıkarı’nı bir kenara koyup, işçileri bölmek ve patron karşısında zayıf düşürmekten geri durmuyorlar. Ve yaşananlar bir kez daha gösteriyor ki, asıl bölünme işçilerle patron arasında. İşin ilginci işveren adına bölücülük rolü verilen müdür de muhtemelen Almanya’ya göç etmiş işçi bir ailenin çocuğu.


Bir aile işletmesi olarak “Borbet”

Borbet, Almanya’da jant üretimi yapan sayılı işletmeler arasında arasında yer alıyor. BMW, Ford, Chraysler, VW, Posche gibi arabaların jantlarını yapan bir işletme. Merkezi Sauerland’ın Hallenberg-Hesborn kasabasında bulunan şirketin Medebach, Bad Landensalza, Kodersdorf, Niederneuchig ve Solingen’de fabrikaları var. Ayrıca Almanya dışında Avusturya, ABD ve Güney Afrika’da fabrikaları var. Küçük aile işletmesi artık bir dünya markası.

Firmanın internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 2017’de toplam 4900 kişi şirkete bağlı işletmelerde çalışıyor ve aynı yıl tam 19 milyon jant üretilmiş. Sitede şirketin toplam cirosu konusunda ise bilgi verilmemiş. “top-familybusiness.com” adli internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 2014’te 909 milyon Euro ciro yapan şirket, 2015’te cirosunu yüzde 16 artırarak 1 milyar 56 milyon Euro’ya çıkarmış. 2016’da ise yüzde 7,37 artışla 1 milyar 133 milyon ciro elde edilmiş. Veriler Borbet’in cirosunu ve kârının yıldan yıla artırdığını gösteriyor. Kazandıkça yeni vardiya modelleriyle kârını daha da artırmanın planlarını yapıyor.

https://www.top-familybusiness.com/ranking/company/34ScfxT/webasto-se/umsatz/mitarbeiterzahl