1848 Devrimi bir dünya devrimidir

Almanya ve Avrupa’nın politik tarihinde önemli dönemeçlerden biri de 1848 Devrimi’dir (Mart 1848). Yazar Aydın Çubukçu 1848 Devrimleri’ne giden yolu, devrimlerin gelişme süreçlerini ve işçi sınıfı mücadelesinde sahip olduğu önemli rolü anlattı.

1848 DEVRİMİ, İŞÇİ SINIFI HAREKETİ AÇISINDAN ÖNEMLİ DERSLER İÇERİR

1848 Devrimi, tarihteki büyük devrimler arasında pek adı geçmeyen bir olaydır. Örneğin büyük Fransız Devrimi ya da Sovyet Devrimi gibi tarihte devrim denilince akla gelen olaylardan biri değildir. Fakat etkisi ve kapsamı bakımından düşündüğümüzde bugün için de önemini koruyan, içinden çıkardığı siyasal biçimler ve mücadele biçimleri bakımından konuşulmaya değer bir devrimdir. Özellikle de işçi sınıfı hareketi açısından son derece önemli dersler içeren tarihsel bir olaydır.

1848 Devrimi aslında yalnızca gerçekleştiği 1848 yılına ait bir devrim değildir. Kökleri büyük Fransız Devrimi’ne kadar gider. 1830’da Fransa’da gerçekleşen başka bir devrimle ilişkisi vardır. Sonrasındaysa etkileri Avrupa’nın şekillenmesinde görülen büyük bir devrim olarak anılmayı hak etmiştir.

1848 Devrimi’nin siyasal ve ekonomik iki temel kökünden söz edebiliriz. Siyasal kökleri için 1789 Fransız Devrimi’ne bakılmalıdır. 1789 Devrimi’nin getirdiği hak ve özgürlükleri belli bir çerçeveye sıkıştırmaya çalışmıştır. Fakat diğer önemli kök dediğimiz şey, bu sıkıştırma eylemiyle karşılaştırıldığında sınıf çıkarları bakımından yeni bir görünümle ortaya çıkar. O diğer kök, Sanayi Devrimi’dir.

MAKİNELEŞMENİN SAĞLADIĞI İMKANLAR İŞÇİ SINIFININ HAYAT ŞARTLARINA YANSIMAMIŞTIR

Sanayi Devrimi bilim ve teknolojinin sunduğu yeni imkanların üretime uygulanması anlamına gelir. Ve bir yandan kapitalizmin gelişmesinde son derece önemli bir adım teşkil ederken diğer yandan da sınıflar arasındaki uçurumu derinleştirmiş, özellikle işçi emekçi yığınlarının yoksullaşmasına, daha fazla sömürülmesine, daha fazla acı çekmesine yol açmıştır. Makineleşme kuşkusuz üretimi son derece geliştirmiştir. Fakat bunun sağladığı imkanlar işçi sınıfının kendi hayat şartlarına yansımamıştır. Hem Fransız Devrimi’nin vadettiği özgürlük, eşitlik, kardeşlik çağrısı hem de Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkardığı üretimde aşırı zenginleşme, üretimin getirdiği imkanlarla ortaya çıkmış olan aşırı zenginlik bir arada düşünüldüğünde toplumsal çalkantıların yeni devrimlerle sonuçlanması ihtimalinin güçlendiğini kendiliğinden anlayabiliriz.

1848 AYNI ZAMANDA KOMÜNİST MANİFESTONUN YAZILDIĞI YIL

1848 aynı zamanda Komünist Manifesto’nun yazıldığı tarih. 1848 Devrimi patlamadan hemen önce Marx ve Engels bir işçi birliğinin talebi üzerine Komünist Manifesto’yu yani işçilerin komünist partisinin bildirgesini yazmıştı.

1848 Devrimi’nin öncekiler bakımından, işçi sınıfı açısından neden daha farklı olduğunu salt bu örneğe bakarak söyleyebiliriz. Ellerinde bir manifesto vardır. Buna bir talep doğurmuşlardır. Sosyalist ve komünist fikirler işçiler arasında epeyce yaygın bir biçimde egemen hale gelmiştir. ‚Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor‘ diye başlayan manifesto bu durumu açıklar. Komünist hayalet, komünizm artık işçiler arasında gerçek bir özlem, gerçekleştirilmesi gereken bir hayalden öte kazanılması gereken siyasal bir mevzi olarak tanımlanmaktadır. Öyle ki işçi örgütleri arasında yalnızca çeşitli türden ütopik sosyalistler, anarşistler, farklı siyasal sosyalist eğilimler olmanın ötesinde artık Marx ve Engels tarafından tanımlanan bir komünizmin taraftarları da ortaya çıkmaya başlamıştır.

1848 Devrimi’ni önceki devrimlerden ayıran en önemli özellik budur. Ve neden büyük bir şiddetle, kanla bastırıldığını açıklayan özelliklerden birisidir bu. Burjuvazi kendi arasında o kadar büyük bir şiddete başvurmaz. Yani kurşuna dizilenler, evleri, işyerleri tahrip edilip yağmalananlar… Önceki devrimlerde burjuvalar birbirlerine böyle şeyler yapmamışlardır. Ama işçiler söz konusu olduğunda 1848 Devrimi’nin büyük bir şiddetle ve kanla bastırılması gündeme gelmiştir. 1830 Devrimi’ni başaranlar yani cumhuriyetçi burjuvazinin bir kesimi, 1848 Devrimi’ni bastırmış olan burjuvazidir. Yani 18 yıl önce bir devrimle başarı sağlamış olan burjuvazi, bir sonraki devrimde devrimi kanla bastıran durumda karşımıza çıkmıştır.

“1848 AVRUPA’NIN TÜM SİYASAL MANZARASINI DEĞİŞTİRDİ”

Yalnızca Fransa değil. 1848 Devrimi’ni bir dünya devrimi olarak tanımlamamıza yol açan bazı başka özellikler var. Diğer yanı,Avrupa’da ulusal devletlerin ortaya çıkışı ve parlamenter rejimlerin güç kazanması sürecidir. Marx o dönemi şöyle tasvir ediyordu: Sokaklarda taçlar, tahtlar yuvarlanıyor ama kimse dönüp bakmıyordu. Pek çok monarşi yıkılmış yerlerine parlamenter rejimler kurulmuştur. Monarşiler zayıflamış ama cumhuriyetler güçlenmiştir. Diğer yandan o güne kadar kendi birliklerini sağlayamamış kimi uluslar da bu süreç içinde ulusal devletler çerçevesinde birliklerini sağlamıştır. İtalya, Almanya, Macaristan,Çekler, Slovaklar, Balkanlar’da bir dizi ulusal hareketin ortaya çıkışı da 1848 Devrimi’ne denk düşmüştür. Yalnızca Paris’te başlayıp biten bir devrim olarak kalmamış, Avrupa’nın bütün siyasal manzarasını değiştirmiştir. Bunun yanı sıra Avusturya, Prusya, İtalya, Fransa, İngiltere gibi belli başlı büyük sanayi devrimini içselleştirmiş ve kendi ekonomisini kapitalizm yolunda geliştirmiş ülkeler dışında, Balkan ülkelerinde de etkileri görülmüştür. Hatta Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu’nu da kendi içine çeken önemli değişimler yaratmıştır.

“DEVRİMLER DE SAVAŞLAR DA KAPİTALİZMİN ÇELİŞKİSİNDEN DOĞAR”

Devrimler ve savaşlar her zaman birbirlerini kollayarak ilerleyen iki büyük tarihsel gerçekliktir. Aynı topraktan doğarlar. Kapitalizmin çelişkilerinden doğarlar. Kimi zaman devrimler önde gider, Kimi zaman savaş arkasından devrim, devrim arkasından savaş veya birlikte… Bunlar çok sık görülen şeylerdir ve 1848 Devrimi bu bakımdan da savaş devrim ilişkisini önemli ölçüde gözler önüne seren örneklerden birisidir. Büyük dünya karmaşası içinde özellikle burjuvazinin Avrupa çapında kimi kazanımları oldu. İşçi sınıfının bu devrimde de yenilgiye uğraması aslında kaçınılmaz gibiydi. Çünkü son derece kitlesel güce sahipti. Talepleri güçlü ve rejimin temellerine yönelik özellikler taşıyordu. Ama işçi sınıfı örgütsüzdü. İşçi sınıfı siyasal bakımdan önemli ölçüde parçalanmıştı. Daha çok ütopyacı ve anarşist görüşler egemendi işçiler arasında ve kapitalizmin ortadan kalkmasıyla neyin gerçekleşeceği konusunda bir programa da sahip değillerdi. Komünist Manifesto yazılmıştı ama bu son derece dar bir işçi çevresi için anlamlıydı ve henüz işçi sınıfı Marksist dünya görüşüyle tam anlamıyla tanışmış değildi. 1848 devrimci sürecinin Marksizmin gelişmesi bakımından da önemli bir etkisi vardır. Manifestonun yazılışı 1848’e denk gelmiştir ama bu bir tesadüf değildir. 1830’dan başlayıp 18 yıl boyunca Avrupa’da özellikle Fransa merkezli bir işçi hareketinin doğmuş olması, işçiler arasında sosyalist düşüncelerin hızla yayılması Marx’ın kendi sistemini inşa etmesinde son derece önemli belirleyici bir yere sahiptir.

TARİHİ YAPAN EYLEMLİ İNSAN FİKRİDİR”

Tarihsel materyalizm konusunda 7-8 tane temel tez sayabiliriz. Ama 1848 Devrimi’nin etkilerini dile getiren tezler olarak ayıklamaya başladığımızda, “Toplumsal yaşamın bütününde üretim ilişkilerinin rolü belirleyicidir” şeklindeki bir tezi, kapitalizmin gelişme düzeyi, sanayi devriminin etkileri, bütün o parlamentarizm, monarşi, cumhuriyet gibi tartışmaların ortaya çıkışı, bütün bunlarla kapitalizmin gelişmesi arasında kurulan bağlar bu tezi beslemektedir. Böyle bir dünyaya bakarak böyle bir tez ileri sürülmüştür. Üretim ilişkileri derken kastettiği şey doğrudan doğruya o günün koşullarında kapitalizmdir. Kapitalizmin gelişme koşulları bütün bu siyasal ideolojik tartışmaları ortaya çıkarmıştır. Başka bir koşulda başka bir dünyada işçi sınıfı mücadelesinin bu boyutlara ulaşmadığı bir ülkede böyle bir tezin ortaya çıkması mümkün değildi. Ya da politik ve ideolojik üst yapı hakkında söylenenler; devlet biçimi, felsefeler, çeşitli siyasal akımlar, sanat akımları vs. “Bütün bunların kaynağı nedir, nereden etkilenir de bunlar değişik biçimler alabilirler, neden değişirler” sorusuna verilen cevap da o üst yapı ve temel arasındaki ilişkiye dair olan tezde çözülmüştür. Devrimci sürece baktığımız zaman bütün bu hengamenin ortasında farklı devlet biçimleri, farklı uluslaşma süreçleri, bunlara ilişkin edebiyat, sanat, resim, felsefe vs. nereden doğduğunu daha iyi anlıyoruz. Böyle bir tezin ortaya çıkması için o hengamenin o ciddi koşulların bu kavganın yaşanması gerekiyor. Sonuç tezi diyebileceğimiz şey, Alman İdeolojisi’nin bütün o tartışmalardan çıkarttığı bütün o tezler yığınından süzülüp ortaya çıkmış olan, sonuç olarak değerlendirebiliriz. Bu da 1848 Devrimleri’nin en önemli derslerinden birisi olarak önümüze çıkar: İşçi sınıfı, kendisini kurtaracak, kendisiyle birlikte bütün insanlığı kurtaracak sınıftır ve bunun için politik iktidarı ele geçirmesi gerekir.