Katledilişinin 100. yılında Kurt Eisner

“Özgür Bavyera”nın kurucu başbakanı Kurt Eisner, Kasım Devrimi’nde öne çıkan siyasetçilerin başında yer alıyordu. Komünistleri yok etme planı çerçevesinde 100 yıl önce 21 Şubat 1919’da Münih’te katledildi. Bavyera’nın gerici yönetimi Kurt Eisner’in adından dahi söz etmek istemiyor.

Semra Çelik

Sol sosyal demokrat Kurt Eisner, Kasım 1918’de Münih’teki ‚devrime‘ öncülük ederek eski Bavyera Krallığı’nı özgür bir devlet haline getirdi. Alman topraklarındaki ilk cumhuriyet olan „Özgür Bavyera Eyaleti’ni ilan ederek Almanya’nın diğer yerlerinden farklı olarak kansız bir ‚devrim’in gerçekleşebileceğini savundu. Ancak bunu dört ay sonra hayatıyla ödedi, Bavyera Devrimi kanlı şekilde bastırıldı.

Tarihçi Bernhard Grau, Kasım ayında „Damals“ dergisinde Kurt Eisner hakkında bir bir yazı yazdı. Tarihçi,Bavyera Eyalet Arşivi’ni yönetmekte, ayrıca 2001 yılında bir Eisner biyografisi yayınladı. Damals dergisinde, başlangıçta Birinci Dünya Savaşı’ndan yana tavır alan, sonra savaş karşıtı olup Bavyera’da aktif sosyal demokrat olarak faaliyet sürdüren Berlinli gazeteci Kurt Eisner’i anlattı. Eisner, Ocak 1918’de Münih’teki silah işçilerinin grevini örgütledi ve tutuklandı. Sadece görevden ayrılan USPD’nin Reichstag (ülke meclisi) ve Landtag (eyalet meclisi) adayı Georg von Vollmar’ın halefi olduğu için Eisner serbest bırakıldı ve savaşa ve savaşın sorumlularına karşı ajitasyona devam etti.

GAZETECİLİKTEN DEVRİMCİLİĞE

Tarihçi Sebastian Haffner, 1969’da yayınladığı ‚İhanet Edilen Devrim-Die verratene Revolution‘ adlı kitabında Bavyera’da devrimin Almanya’nın diğer yerlerinden farklı geliştiğini anlatır. ‚Berlin’dekinden farklı olarak Münih’te devrim hemen karşıtlarının eline geçmedi, ancak imparatorluğun diğer bölgelerinde olduğu gibi önderliği olmayan kitlelerin elinde de değildi.“

Eisner, 7 Kasım 1918’de önceden planlanmamış şekilde Bavyera Devrimi’nin önderi oluverdi. Haffner’in sözleriyle; “yaratıcılık, idealizm, hassasiyet, zaman zaman sert tavır ve icraat yeteneği sayesinde” devrimden sonra üç ay boyunca eyaleti yönetmeyi başardı.

Ancak Özgür Bavyera Eyaleti’nin ilk başbakanı, eyaleti tek başına ve kişisel yeteneklerine bağlı olarak yönetmedi; açlık, sefalet, savaş bıkkınlığı halkın ona destek vermesini, yani objektif koşulları çoktan sağlamıştı.

SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK İÇİN

Özgür sanatçıları ve sanat eserlerini destekleyen Kurt Eisner Kültür Vakfı’nın kurucularından Wolfram Kastner, Eisner’in anarşist, her türlü kısıtlamaya, sınırlandırmaya karşı biri olduğunu özellikle vurguluyor.

Kastner’e göre Eisner, insanların içinde yaşadıkları sefalet koşullarına dikkat çekmek ve bu koşulların değiştirilmesi için çaba harcamak üzere gazetecilik, sanatçılık ve üç ay da olsa eyalet başbakanlığı yapmış bir kişiydi. Herhangi ahlaki, politik ve toplumsal beklenti ve hedefle hareket etmemişti. Politik önder olma gibi bir hırsı ve iddiası da yoktu. Koşullar öyle gerektirmişti ve o da koşulların gerektirdiğini yaparak halkın acılarını bir nebze de olsa azaltabileceğine inandığı sorumlulukları üstlenmişti.

En alttakilerden biriydi, acı çekenlerden, sefalet içinde yaşayanlardan. Onların arasında, onlarla birlikte insanca yaşam perspektifi oluşturmak istiyordu. Bavyera eyaletindeki yoksulların durumuna uygun, eğer başarılı olursa başka bölgelerde de uygulanabilecek bir perspektif!

SINIF MÜCADELESİ YERİNE EMPATİ

Eisner, 1867’de Berlin’de Yahudi bir işadamının oğlu olarak doğdu. Felsefe ve Alman filolojisi okuduktan sonra, 1910’dan itibaren sosyal demokrat „Münih Postası“ gibi çeşitli gazetelerde muhabir ve tiyatro eleştirmeni olarak çalıştı. Hızlı bir şekilde Schwabing sanat ortamıyla temas kurdu. Siyasi biçimlenmesi Berlin’in politik çalkalanmalar yaşadığı dönemde oldu. Politikaya olan ilgisinin artmasına bağlı olarak savaşın ardından bireyin tamamen özgür olduğu, şiddet içermeyen bir sosyalist toplum kurma hedefine odaklandı. Bazıları Eisner’i saf bir idealist, bazıları ise – özellikle de alt sınıfın üyeleri – halkın karizmatik bir sözcüsü olarak görüyordu. Bu misyonun ve halkın içinde bulunduğu koşulların desteğiyle Kasım 1918’de monarşiyi yıkıp, Bavyera kralını eyaletten kovdu ve Özgür Bavyera Eyaleti’ni kurdu.

Eisner, devletin aydınlanmış demokratların elinde olması halinde toplumun derin bir dönüşümüne yol açabileceğine inanmaktaydı. Bu naifliği nedeniyle dönemin en büyük şairlerinden anarşist Erih Mühsam tarafından alaycı şekilde eleştirildi. Devlet organını halka teslim etmediği için de Bolşeviklerin sert tepkisini aldı.

Eisner’in hükümet programı reformlardan oluşmaktaydı: Diğer şeylerin yanı sıra, Almanya’da ilk kadın oy hakkı, sekiz saatlik iş günü ve işsizlik sigortası uygulaması gibi dönem açısından devrimci değişiklikler içermekteydi. Eğitim Bakanı olarak atadığı Johannes Hoffmann (SPD) da okullardaki dini denetimi kaldırmıştı.

MUHALEFETİN BAŞINDA KATOLİK KİLİSESİ

Katolik Kilisesi bunu bir hakaret olarak görmekteydi ama sadece bu nedenle sınırlı kalmamakla birlikte monarşist Başpiskopos Michael von Faulhaber devrime muhaliflerin başını çekti.

Eisner, eyalet meclisine ek olarak, tabandaki çeşitli sosyal grupların kendi konseylerini oluşturması ve talepleri ve yaptırım güçleriyle yönetime katılmalarını Anayasa’nın maddesi haline getirmeye çalışmaktaydı.

Ancak SPD’nin karşı çıkması nedeniyle bu gerçekleştirilemedi. Sonuç olarak, 4 Ocak 1919 tarihli Geçici Temel Yasada, bir tek meclis vardı, konseylerden söz edilmemekteydi. Eisner’in gücünü sadece bu durum zayıflatmadı, savaşın anlamsızlığını ve halka yüklenen faturasını göstermek için yayınladığı savaş borçlarıyla ilgili gizli belgeler, hain olarak nitelenmesine ve o zamana kadar desteğini aldığı kesimlerle arasının bozulmasına yol açtı.

İSTİFA ETMEYE FIRSAT BULAMADI

12 Ocak’ta yapılan Bavyera Ulusal Meclisi seçimlerinde, ezici bir yenilgiye uğradı. USPD oyların sadece yüzde 2,5’ine ulaştı. Yüzde 35 oyla en güçlü parti 12 Kasım 1918’de kurulmuş olan Bavyera Halk Partisi oldu. Onu SPD izledi. Eisner 10 Ocak 1918’de eşine yazdığı mektupta, “Sonumun geldiğini, beni kötü bir kaderin beklediğini biliyorum ancak yapmam gereken şeyleri yapmazsam, sorumluluklarımı yerine getirmezsem nefes alamam.” demekteydi.

Hükümet kampındaki sürekli tartışma, Eisner’ı geri adım atmaya mecbur kıldı. 21 Şubat 1919’da Kurucu Meclis’te geçici kabinenin istifasını açıklamaya karar verdi. Ancak bunu yapamadı. Meclise giderken milliyetçi, Yahudi düşmanı Thule toplumunun 22 yaşındaki bir üyesi olan Anton Graf von Arco von Valley tarafından vuruldu. Öldürülme nedeni Yahudi ve Bolşevik düşmanlığıydı. Eisner’in öldürülmesinden sonra bu düşmanlık Eisner’e yakın olan Gustav Landauer, Erich Mühsam, Ernst Toller veya Eugen Leviné’i de hedef aldı.

ROSA VE KARL CİNAYETİYLE PARALELLİKLER

Bu cinayet 15 Ocak 1919’da Berlin’de Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilmesiyle paralellikler taşımaktaydı. Aşırı sağcılar, militaristler, Katolikler ve Yahudi düşmanları tarafından hem atmosfer yaratarak hem de propaganda ile hazırlanmıştı.

Yine de 21 Şubat’taki suikast Bavyera’daki ‚devrimi‘ sonlandırmadı, yeni bir hareket başlattı. Gösterdiği başka bir şey de, kritik toplumsal dönüşümler gündeme geldiğinde sosyal demokratların kaypaklığı ve devrim karşıtı bir işlev üstlenmeleriydi.

Kaynaklar:

Deutschlandfunk, Bayerische Fernsehen, Süddeutscher Zeitung, Kurt Eisner Kultur Stiftung