Ticaret savaşı 4.0

ABD yönetimi, başta Almanya olmak üzere tüm AB’ye Çin tekeli Huawei ile ticaret yapmamaları için baskı yaparken İtalya, Çin’in “İpek Yolu” projesine katıldığını ilan etti. ABD’nin “Kuzey Akımı II” petrol boru hattının iptal edilmesi için Almanya’ya baskı yapmasına, “Biz bağımsız bir ülkeyiz, her türlü kararı kendimiz veririz” diye yanıtlayan Almanya, İtalya’yı “Çin ile yakınlaşırken ayağını denk atması” konusunda uyardı. Görüldüğü kadar son iki yıldır daha açıktan devam eden “ticaret savaşı” önümüzdeki aylarda farklı bir boyutta devam edecek.

Kuzey Akımı II ve Huawei üzerinden Almanya – ABD ilişkileri

ABD’nin Berlin Büyükelçisi Richard Grenell, uzun bir süre başta Alman hükümet ve şirketleri olmak üzere Avrupalı müttefiklerini “Kuzey Akımı II” projesini desteklememeleri için değişik biçimlerde uyarıyordu. Basın açıklamaları, gazetelere demeçler vermesinin yanı sıra projeye direk veya dolayı katılan şirketlere mektuplar göndererek, “ABD’nin ulusal çıkarları gereği” projeden ayrılmalarını öneriyor ve ayrılmazlarsa değişik yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceklerini söylüyordu.

Şirketlerden olumlu reaksiyon alamayan Grenell, bu kez projeye direk veya dolayı katılan şirketlerin ABD’nin değişik yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacaklarını söylemeye başladı.

Her defasında “ABD’li dostlarımızla diplomatik kanalları kullanarak görüşüyoruz” diyerek tartışmayı kamuoyunda sürdürmeme pozisyonuna giren ama bu tutumuyla tartışmaları alevlendiren Alman hükümeti, Kuzey Akımı II projesinden ayrılmayı düşünmediklerini, ulusal egemenlikleri gereği doğru buldukları her şeyi yapacaklarını dile getirmeyi ihmal etmedi.

Almanya’nın bu projeyle sadece kendisini değil aynı zamanda tüm AB’yi Rusya’ya bağımlı kıldığını söyleyen Grenell, “Şimdilik her şey hoş görünebilir. Ama siyasi ortam biraz değiştiğinde enerji açısından Rusya’ya bağımlılığın faturası sadece Almanya için değil bütün AB için çok ağır olacak” diyordu. Grenell Almanya’nın ve diğer AB üyelerinin Rusya’dan doğal gaz almak yerine ABD’den kaya gazı almaları için baskı yapıyordu.

ALMANYA’NIN HUAWEİ’E İHTİYACI VAR

ABD’li yetkililer, Kuzey Akımı II projesiyle ilgili sürdürdükleri anti kampanyaya paralel olarak müttefik ülkelerin, dünyanın en büyük telekomünikasyon ekipmanları üreticisi olan Huawei’den de uzak durmalarını istiyorlar.

Kablosuz telekomünikasyon alanında daha hızlı internet erişimi sağlayabilmek için dünya genelinde gündeme gelen yeni nesil 5G altyapısında en uygun fiyatta olduğu gibi en kaliteli ürünlere de sahip olan Çinli Huawei tekeli dünyanın birçok ülkesi tarafından tercih ediliyor. Eğer Almanya veya diğer gelişmiş kapitalist ülkeler başka üreticilere yönelirlerse o zaman bir yandan çok daha fazla para harcamaları gerektiği gibi 5G’ye geçiş de hedeflenenden çok daha uzun sürecek.

5G özellikle Almanya gibi dijitalleşmeyi hızlandırmak isteyen, üretim merkezlerini arasında internet aracılığıyla ağ kurmak, “Sanayi 4.0” alanında öncü rol oynamak isteyen bir ülke için hızlı telekomünikasyon ağları olmazsa olmazların başında geliyor. Örneğin sürücüsüz araç üretimi ve kullanımı alanlarında başarılı olmak için son derece hızlı işlem yapabilen bilgisayarlar arasında ağ kurmak gerekiyor.

Görüldüğü gibi her ne kadar ABD, Çinli tekele karşı kampanyasının altını “ulusal güvenlik”, “batının güvenliği” vs. vb. gerekçelerle doldurmaya çalışsa da gerçekte bu anti Huawei kampanyasının altında çok açık ekonomik rekabet yatıyor; Sadece Çin ile değil bizzat Almanya ile rekabet yatıyor.

HUAWEİ’DEN VAZGEÇİN, YOKSA…

Kuzey Akımı II projesinde olduğu gibi ABD, Huawei konusunda da kesinlikle geri adım atmaya yanaşmıyor ve elindeki tüm kozlarını kullanıyor, en ağır toplarını öne sürüyor. Şubat ortasında Polonya, Macaristan ve Slovakya’ya ziyaret ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, müttefik devletleri uyararak Çinli telekomünikasyon şirketi Huawei ürünlerini satın almamalarını, aksi taktirde Washington ile işbirliği yapmalarının zora gireceğini söyledi. ABD’nin Rusya’nın eski uyduları konumunda olan ülkeleri korumak için her türlü ‘fedakârlığa’ katlandığı söyleyen Pompeo, Çin ile ilişkilerin ilerlemesi durumunda ABD’nin bu ülkelerdeki askeri üslerini kapamayı bile gündeme alacağını ileri sürdü.

Birkaç hafta sonra ise NATO’nun Avrupa Komutanı Orgeneral Curtis M. Scaparrotti, ABD Kongresi’nin oluşturduğu komisyon önünde politikacıların sorularını yanıtlarken, “Eğer Almanya Huawei teknolojisini kullanırsa o zaman NATO, Alman ordusuyla bu kanaldan irtibat kurmayacak. Bu durum Alman ordusu için büyük bir sıkıntı olacaktır” demişti.

Almanya’da büyük yankı yaratan bu sözler değişik politikacıların farklı tepkilerine yol açmıştı. Orgeneral Scaparrotti’nin “Almanya’ya karşı tehditkâr tutum” içine girmesi eleştirenlerden “ABD ile sorunların büyümemesine dikkat etmeliyiz” diyenlerde kadar.

ABD ordusu içinde ağırlığı olduğu gibi “Şahinler” diye anılan politikacıların da tam desteğini alan bir askerin, Orgeneral Scaparrotti’nin, Almanya’ya karşı tehditkâr tutumu sergilemesi için seçilmesi de ABD’nin kararlılığını gösteriyor.

BİR KEZ DAHA GRENELL

ABD ile Almanya arasındaki ilişkilerin gerginleşmesinde son gelişmenin baş aktörü yine Büyükelçi Grenell oldu. Almanya’nın gelecek yıl için genel bütçe taslağını sunan Federal Maliye Bakanı Olaf Scholz (SPD), savunma bütçesinin GSMH yüzde 1,35’inden yüzde 1.37’e çıkarılacağını açıklamıştı. Scholz taslağında, ilerleyen yıllarda savunma bütçesinin 2023 yılına kadar tekrar 1,23’e düşmesini ve sonra yeniden gözden geçirilmesini öneriyordu.

Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’in (CDU) itirazına ise, “bu kadarıyla yetinecek” yanıtı veren Scholz, gelecek yılların ekonomik olarak zorlaşacağını fazlasının mümkün olmadığını söyleyerek tartışmaya noktayı koymaya çalışmıştı.

Normal koşullarda böyle bir durum yaşandığında başta koalisyon partilerinin ardından ise muhalefet partilerinin tartışmaya katılması beklenir. Ama Almanya’daki tartışmaya ilk başlayan ABD’li Büyükelçi Grenell oldu; “Almanya zaten düşük olan savunma bütçesini daha da düşürmeyi planlıyor, bu çok kaygı verici bir durum. Zaten kabul edilmez derece düşük olan bütçenin daha da düşürülmesi, bu gerçekten ürkütücü bir sinyal.”

Çok sayıda Alman politikacı Grenell’in haddi olmayan işlere karıştığını, “sömürge valisi tutumlarına son vermesi gerektiğini” söylediler. FDP Başkanvekili Wolfgang Kubicki ise, “Artık Grenell çizmeyi aştı. Federal Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Büyükelçiyi derhal dışişlerine çağırıp istenmeyen kişi (“Persona non grata”) olarak ilan etmeli ve Almanya’yı terk etmesini sağlamalı” diyerek en sert tepkiyi gösterdi.

Kubicki gibi bir politikacının böyle bir talepte bulunması başta FDP olmak üzere partiler arasında büyük bir şaşkınlık yarattı. ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi yanlıları, “Kubicki abartıyor” derken ABD’ye karşı daha sert tutum alınmasını isteyenler talebi “anlayışla” karşıladılar.

ALMANYA NE YAPACAK?

“ABD ile göz hizasında bir politikanın” nasıl yapabileceği Almanya’da uzun süredir tartışılıyor. Bir kesime göre “göz hizasında politika” için Almanya’nın ABD’ye bağlı olmadığını, dilerse Çin ile dilerse Rusya ile daha sıkı ekonomik ve politik ilişkiler sürdürebileceğini yeri geldiğinde göstermesi gerekiyor. Bir kesime göre ise “göz hizasında politika” için henüz erken. Almanya, ABD’yi fazla karşısına almadan öncelikle AB’yi arkasına almalı, askeri ve ekonomik olarak yeniden düzenlemeli, AB dışı ekonomik ilişkileri daha hızlı geliştirmeli. Ancak bunlar yapıldıktan sonra Almanya ABD tarafından ciddiye alınabilir.

Alman hükümetinin danışmanı gibi çalışan Bilim ve Politika Vakfı (SWP) uzmanlarından Daniel Voelsen, “5G, Huawei ve telekomünikasyon ağımızın güvenliği üzerine” (“5G, Huawei und die Sicherheit unserer Kommunikationsnetze” – bkz.: www.swp-berlin.org) başlıklı bir analizinde bu konuda Almanya’nın atabileceği üç adımdan söz ediyor: 1. Şimdiye kadarki politikanın sürdürülmesi (Huawei 5G katılabilir, ABD’yi tahkir etmek anlamına gelecek), 2. ABD ile omuz omuza çalışmak (masraflar yükselecek, 5G’ye geçiş uzayacak, Çin’den yaptırım olasılığı ve ABD’li şirket Cisco’nun casus teknolojisine maruz kalmak) veya 3. Saf Avrupai çözüm (burada da masraflar yükselecek ve her iki büyük güç tahkir edilmiş olacak, avantaj ise Almanya bağımsız tutumunu ortaya koyacağı gibi AB genelinde yeni bir dijital atılıma yol açmış olacak).

Almanya, “aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık” misali arada kalmış gibi görünüyor. Ama üçüncü şık henüz olabilir gibi görünmese de Almanya’nın arzuladığı çözüm olduğu açık. Hele hele Başbakan Angela Merkel, “Uçak gemisi fikri bana hoş geliyor, neden olmasın” sözleri Almanya’nın bugün olmasa da yakın bir zamanda devlerin arasından sıyrılıp çıkma arzusuyla yanıp tutuştuğunu gösteriyor.