Brexit gölgesinde Çin-İtalya yakınlaşması

YÜCEL ÖZDEMİR

Eğer, her şey masa başında planlandığı gibi gitmiş olsaydı, AB bugün Birleşik Krallık’ın “elvedası”yla tarihi günlerinden birini yaşayacaktı. Ama öyle olmadı. Yapılan pazarlıklar, oylamalar, itirazlar sonucunda Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması kısa bir süreliğine ertelendi. Muhtemelen 12 Nisan’da “anlaşmasız ayrılık” gerçekleşecek.
Bu ayrılık kıta Avrupa’sında tarihsel bakımdan bir eşik anlamına gelecek. En önemli sonucu kapitalizm koşullarında farklı ulus devletleri bir çatı altında birleştirip sonra bundan yeni bir devlet çıkarmanın hayalden ibaret olduğu gerçeğidir.
İngiltere’nin AB’den ayrılığının asıl nedeni elbette Avrupalı kapitalist devletlerin birbiriyle her alanda girmiş oldukları rekabet. Bu rekabet; eşit koşullarda bir arada yaşama yerine birbirine üstün gelme çabası devam ettikçe başka ülkelerin İngiltere’yi takip etmesi kuvvetle muhtemel.
Bugünden bunun güçlü işaretleri var.
Örneğin, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in İtalya’ya yaptığı üç günlük ziyaretin tetiklediği tartışmanın kendisi de AB’de her ülkenin kendi çıkarlarına göre hareket ettiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Sağcı-faşist koalisyonun işbaşında olduğu İtalya’nın, Çin’in mallarını Avrupa’da kolay şekilde ulaştırıp pazarlamak için devreye koyduğu “Yeni İpek Yolu” (Kuşak ve Yol) projesine evet demesi, başta Almanya olmak üzere değişik ülkelerin tepkisini çekti.
Zira proje gelecek açısından iddialı. 2013’te 3 trilyon dolarlık bütçeyle yola koyulan, eski İpek Yolu güzergahını temel alan ve 65 ülkeyi içeren “Yeni İpek Yolu” kapsamında Çin, hat üzerindeki ülkelerde altyapı projeleri, yolları, hava limanları, demir yolları inşa etmek için devlet ve özel şirketlerini seferber etti. İtalya, Çin’den deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşan mallar için büyük bir önem taşıyordu. Yeni proje de aynı misyon yükleniyor.
Şi’nin ziyareti sırasında Çin ile İtalya arasında enerji, çelik, sağlık, turizm, gaz boru hatları alanında tam 22.6 milyar dolar değerinde 30’a yakın anlaşma imzalandı. İtalya’nın tek başına Çin’in prestij projesine dahil olmasına karşı çıkan Almanya Başbakanı Angela Merkel, daha sonra Şi’nin Paris’e yaptığı ziyarete katıldı. Alman basında yazılanlara bakılırsa, Macron bir jest yaparak Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Junker’i de görüşmeye davet etti.
Böylece, dünyanın yükselen yeni emperyalisti Çin’in karşısında “AB” olarak çıkılmış oldu. 9 Nisan’da Brüksel’de yapılacak AB-Çin zirvesinde bu görüntünün pekiştirilmesi hedefleniyor. Zirvede, Çin’in AB’ye dost mu rakip mi olduğu ele alınacak.
Paris’teki dörtlü zirveden sonra verilen mesajlara bakılırsa, “Çin yatırım politikasıyla Avrupa’yı bölmek istiyor” (Der Spiegel) algısı pekişmiş durumda.
Merkel, Çin ile ilişkiyi “ABD’nin ticaret savaşına karşı dost, pazar ve sistem konusunda rakip” olarak özetledi (Süddeustche Zeitung, 22.03.2017). Buna rağmen AB’nin yekpare bir Çin politikasının olduğunu söylemek mümkün değil. Dahası, İtalya Başbakanı Guiseppe Conte, Almanya’nın Çin ile geliştirdiği ticari ilişki sayesinde güç kazandığını ve kendilerinin de buna hakkı olduğunu söyleyerek eleştirilere yanıt verdi.
AB, NATO, G7 üyesi ve Avro Bölgesi’nin üçüncü büyük ülkesi İtalya’nın Çin ile ilişkiler konusunda ayrı davranması bile AB’nin ortak hareketinin giderek zorlaşacağını gösteriyor. Çin de AB yerine tek tek ülkelerle irtibata geçmeyi stratejik olarak daha önemsiyor. Borç içindeki İtalya’ya elini uzatarak daha fazla bataklığına çekerek Avrupa’daki “Truva Atı” haline getirmeyi amaçlıyor. İtalya’yı bu konuda uyaran Süddeutsche Zeitung Yazarı Oliver Mayer, Çin’in bir çok Afrika ve Asya ülkesinde bu yola başvurduğunu yazıyor.
Çin tekeli Huawei’nin cep telefonlarında 5G’yi devreye koyması için birçok AB ülkesinin birlikte hareket edip etmeyeceği önümüzdeki hafta belli olacak. 5G İtalya’da çoktan faaliyette. Basında yer alan haberlere bakılırsa AB Komisyonu ortak bir politikanın belirlenmesi için yoğun bir çaba harcıyor. ABD ise AB’ye Huawei ile iş birliği yapmamayı dayatıyor. ABD’nin Berlin Büyükelçisi Richard Grenell, açıktan tehdit savurarak Huawai ile iş birliğinin Çin istihbaratıyla birlikte çalışma anlamına geldiğini söyledi.
Sadece Çin ile İtalya arasında olanlara baktığımızda bile AB’nin işinin hiç de kolay olmadığı görülüyor. Bunun farkında olan Alman-Fransız sermayesi, kader birliği yaparcasına ilişkileri derinleştirmek için adımları sıklaştırıyorlar. Ne var ki, Alman-Fransız yakınlaşması devam ettikçe bundan rahatsız olan ülkelerin AB’ye sırtını dönmesi kaçınılmaz görünüyor.