Sol Parti’de sorun Wagenknecht değildi

Peter Nowak/Telepolis

“Özellikle antifaşist angajman, iklim ve çevre korunması konusunda yapılan eylemler, bloke veya işgal gibi sivil itaatsizliğin barışçıl yöntemlerini de içerir. Bunlar meşru eylemlerdir ve Sol Parti, asla bu eylemlerin kriminal eylemler olarak görülmesine katkı sunmamalıdır.“ Bu alıntı, Sol Parti’nin sayısız üyesi, fonksiyon sahibi ve sempatizanlarına gönderilen açık bir mektuptan. Bu açık mektupla Brandenburg Eyalet Parlamentosu’ndaki Sol Parti fraksiyonu üyelerine, sonuçta koalisyonun dağılmasına yol açsa da yeni Polis ve İstihbarat Teşkilatı Yasasına onay vermeme çağrısı yapıldı.

“Bunu, koalisyonu bitirebileceği ve yeni bir seçim durumunda sağ partilerin güçlenebileceğini bilerek talep ediyoruz. Böyle bir talepte bulunmamız hiç de öyle düşünülmeden yapılmadı. Bununla birlikte, uzun vadede baktığımızda, sağcıların en kararlı karşıtı olan Die Linke (Sol Parti) hükümet sorumluluğuna bağlı olarak tanınmayacak kadar bel büktüğü ve kendini gereksizleştirdiğinde sağ partilerin ekmeğine yağ sürmüş olacaktır.” (Brandenburg Eyalet Parlamentosu’ndaki Sol Parti fraksiyonuna gönderilen açık mektuptan)

Ancak bütün uyarılara rağmen Sol Parti fraksiyonun büyük çoğunluğu bu yasaları onaylayarak, parlamento içindeki çoğunluklarını ve SPD ile koalisyonu güvence altına aldı. Bu davranışa yönelik sert eleştiri Yeni Polis Yasasına Karşı Brandenburg Birliği’nden geldi. Birlik tarafından yapılan açıklamada; “Sol Parti Brandenburg Meclisi fraksiyonu, yasaya hemen hemen tüm üyeleriyle onay vererek artık insan haklarını savunan bir parti olmaktan çıktığını ortaya koymuştur” dendi. Sol Parti içindeki pek çok kişi ise, şu anda kabul edilen yasanın kendi çabaları sonrası bazı noktalarda yumuşatıldığını savunuyor.

Brandenburg İçişleri Bakanı tarafından tercih edilen orijinal tasarı, Bavyera’nın kısıtlayıcı polis yasasına çok benziyordu. Kararlaştırılan yasanın parlamento içi ve parlamento dışı eleştirmenleri şu an geçirilmiş olan yasanın bazı noktalarda yumuşatıldığını doğruluyorlar. Ancak, buna rağmen programında tüm istihbarat servislerinin dağıtılması yer alan Sol Parti’nin, Brandenburg’da istihbarat servislerinin sağlamlaştırılması ve bazı özgürlüklerin kısıtlanmasına onay verdiği gerçeği gün gibi ortada.

BU TELAŞ NEDEN?

Şimdi biri, Sol Parti üyesi bir başbakanın, parti programına ters düşecek şekilde Thüringen’de sürekli mülteci sınırdışı etmesine bakılarak Brandenburg’daki durumla ilgili bu heyecanın nedenini merak edebilir. Ancak iki konu arasındaki ince ayrıntılara dikkat etmek gerekir. Thüringen’de Federal Yasa uygulanacak; Brandenburg’da ise Sol Parti kendi iç ve güvenlik politikasında sertleştirmeyi onayladı. Bu farklılıklar, Sol Parti’nin Berlin Senatosu’ndaki üyeleri de dahil olmak üzere göçmenler için açık sınırları savunurken hükümet pratiğinde bundan eser kalmadığı paradoksunu ortaya koyuyor.

Burada da, Sol Parti’nin reel politikacıları federal yasalara atıfta bulunabilirler. Aynı zamanda, kendilerini göç politikasında sağ çizgiyi savunmakla suçlanan fraksiyon eski Eşbaşkanı Sahra Wagenknecht’in kararlı eleştirmenleri olarak gösterebilirler. Wagenknecht’in istifası, bilindiği gibi, Berlin parti örgütünün ezici çoğunluğunda hiç de üzüntüye yol açmadı.

“REALOLAR WAGENKNECHT’İN ÇEKİLMESİNDEN NEDEN HOŞNUT?

Gerçekten de Wagenknecht’le olan ilişkide söz konusu olan mülteci politikasındaki farklılıklar mı? Yoksa Realos kanadı onu SPD ve Yeşiller ile işbirliğinin önünde güçlü bir engel olarak mı gördü? Bazıları böyle bir ittifakın gerçekleşmesini bekleyemeyecek kadar sabırsız. Sol Parti’den ayrılıp Yeşillere üye olup yolu kısaltmak istiyorlar. Brandenburg’daki bazı Sol Parti yetkilileri de Polis ve İstihbarat Yasası’yla ilgili tartışmada bu yolu tercih ettiler.

Ancak böylesi bir parti değiştirme inandırıcılıktan çok uzak. Yeşiller için muhalefet partisi olarak yasalara karşı çıkmak kolaydır. Ama Brandenburg Eyalet Seçimleri sonrası Yeşiller, CDU ve FDP arasında koalisyon müzakereleri başlarsa, Yeşiller’in hangi yasal sertleştirmelere onay vermeye hazır oldukları açıkça görülecektir.

Daha katı bir polis ve güvenlik yasasını kabul etmeleri muhtemeldir. Şimdi yapılanlar reel politikanın oyun kurallarından başka bir şey değil.

WAGENKNECH, KARL MARX’IN YERİNE LUDWİG ERHARDT’I GEÇİRDİ

Sol Parti’deki Reelo kanadın SPD, Liberallerle ve Yeşiller benzeri ilerici bir ittifak kurmaktan başka bir isteği yok. Bu nedenle, Wagenknecht görevinden sağlık nedeniyle geri çekildiğinde duydukları sevinci gizlemediler. Halbuki Wagenknecht, Sol Parti’nin tümü gibi, SPD ve Yeşiller ile işbirliğini hiçbir zaman engellemedi. Matematiksel olarak mümkün olmasına rağmen bir eyalette böyle bir ittifakın gerçekleşmemesi her zaman diğer iki partinin tavrına bağlı oldu.

Buna ek olarak, Wagenknecht, çoktan ideolojik olarak Karl Marx’ın yerine Ludwig Erhardt’ı* geçirmiş, çok klasik bir reformist politikacı haline gelmişti. Ancak Komünist Platform kökenli olması ve çeşitlilikten söz edildiğinde gündeme getirilmeyen halk gruplarına yönelimli oluşu her renkten sol liberaller için onu sevimsiz konuma getirmekteydi.

Wagenknecht’in ilgi duyduğu insanlar, sağlıksız çalışma ve yaşam koşullarında var olma mücadelesi veren, erken hastalanıp genç ölmek zorunda kalan, ancak günümüzde sol liberallerin moda kavramları içinde farklı/çeşitli ve heyecan verici olmayan kadın ve erkeklerdir. Onlar, Fransız yazar Eduard Louis’in Babamı Kim Öldürdü adlı kitabında söz ettiği insanlardır. Ya da Proleten, Pöbel, Parasitenstand adlı kitabının odak noktası olan Sınıfının Adamı makalesini erken yaşta ölen babasına ithaf eden Freitag yazarı Christian Baron’un anlattığı insanlardır.

Ne Louis ne de Baron sempatizanı olan, ancak yaşam hayalleri ve umutları kapitalizm tarafından „tüketilen“ insanlardır onlar. Aufstehen hareketi, kendini sadece söylemleriyle bu insanlara yönelmiş gibi gösterdiği için bile her renkten sol liberal telaşa kapıldı.

DALGA GEÇME VE RAHATLAMA

Wagenknecht yönetimden çekileceğini açıkladığında nasıl alay ettikleri ortadaydı. Taz yorumcusu Stefen Reinecke bunu şöyle açıkladı: “Popüler bir teze göre, siyasi sistemde bir boşluk var. Kim güçlü bir sosyal devlet ve servetin baştan aşağı yeniden dağıtımını istiyor, ama göç ve eşitlik politikasına şüpheci yaklaşıyorsa, ne Kırmızı-Yeşil (SPD/Yeşiller), ne AfD ne de Sol Parti tarafından temsil edilebiliyor.” Bu uzun bir süre böyle kabul gördü. Sahra Wagenknecht, Aufstehen hareketinin kuruluş bildirgesinde; „kozmopolitizm, ırkçılık karşıtlığı ve azınlıkların korunmasının, servetin aşağıdan yukarı doğru yeniden dağıtımı gizlemeye ve eşitsiz dağılımdan yararlananların vicdanlarını rahatlatmaya yarayan bir refah etiketi olduğunu“ yazdı.

Öfkeli, politik olarak henüz yerini belirlememiş, azınlık hakları konusuna sinir olan ama sosyal adalet için yanıp tutuşan insanları odak noktasına koydu. Aufstehen hareketinin başarısızlığı ve Wagenknecht’in geri çekilmesine bağlı olarak TAZ’dan Stefan Reinecke, Fransa’dan farklı olarak Almanya’da bu kesimin gerçekte var olmadığı iddiasında bulundu. Almanya’daki proleterlerin ayağa kalkmadığını görmenin onu ne kadar rahatlattığını anlamamak imkansız. Çünkü bu kesimin içinde bulunduğu durum kurgu falan değildi, ama bu duruma karşı mücadeleye hazır olduklarını sanmak kurguydu. Yaşamda sürekli fedakarlık yapmak zorunda olanlar ideolojik olarak belli bir noktadan sonra bunu bir erdem ve kaderleri olarak görmeye başlarlar.

Liberaller durumdan memnun şekilde, kapitalizmi hedef almadan dünyayı kurtarmak isteyen orta sınıf gençliğinin yükselişini alkışlayabilirler. Gençlik içerisinde yeni gelişen çevre hareketinde kaç Haupschule (çoğunlukla yoksul ailelerin çocuklarının gittiği okul) öğrencisinin olduğunu kimse sordu mu? Neden sorsun ki, onların gelecekleri her renkten liberal açısından hiçbir önem taşımıyor. Liberaller, Aufstehen hareketinin başarısızlığı sonrası rahatça arkalarına yaslanıp renkli ve farklı olmayan herşeyi, herkesi sağ köşeye itip sağcı olarak niteleyebilirler.

Çeviren: Semra Çelik

* CDU’lu politikacı Ludwig Erhard, “Alman ekonomi mucizesinin” (Wirtschaftwunder) babası olarak biliniyor ve sosyal liberal bir politikanın savunucusu. 1963-66 yılları arasında başbakanlık yaptı.