NATO 70 yaşında: Kutlanacak ne var?

Yücel ÖZDEMİR
Köln

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı emperyalist-kapitalist devletlerin en önemli savaş örgütü olan Kuzey Atlantik Paktı (NATO) kuruluşunun 70. yılını kutluyor. 4 Nisan 1949’da Washington’da 12 ülkenin katılımıyla kurulan NATO’nun bugün 29 üyesi bulunuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yükselişini durdurmak üzere ABD öncülüğünde kurulan NATO, kendisine baş düşman olarak komünizmi seçti. Batı Avrupa ülkelerinde komünizmin iktidara gelmemesi için savaş ve silahlanma mekanizmasını harekete geçiren ABD, bir koruyucu olarak bütün ülkeleri kendi liderliği etrafında bir araya getirdi. Bu amaca bağlı olarak da ülkeleri sürekli silahlandırdı.

İLK YILLAR

Hitler faşizminin yenilgisinden sonra ABD ve diğer Batılı kapitalist ülkelerin, tarafsız kalmasına izin verilmeyen Federal Almanya’nın NATO kurulduktan altı yıl sonra, 6 Mayıs 1955’de pakta üye yapılmasına tepki gösteren SSCB, 14 Mayıs 1955’te 8 Doğu Avrupa ve Balkan ülkesinin katılımıyla karşı hamle yaparak Varşova Paktı’nı kurmuştu.

Böylece askeri açıdan da ikiye bölünen dünyada, ABD’nin liderliğindeki NATO, bir taraftan Varşova Paktı’na diğer taraftan üye ülkelerde “komünistlere karşı savaş” stratejisini derinleştirdi. Bu çerçevede bütün üye ülkelerle komünizmle mücadele adı altında legal-illegal örgütlenmeler kuruldu. Bunların başında ise gizli paramiliter bir örgüt olan Gladio (kontrgerilla) geliyordu.

TÜRKİYE 1952’DE ÜYE OLDU

SSCB ve onun temsil ettiği komünizme karşı mücadeleyi her alanda esas alan NATO, ayrıca ABD’nin üye ülkelerde askeri üsler kurmanın da önemli dayanağı haline getirildi. Özellikle Almanya’da bu kapsamda birçok ABD üssü kuruldu. 18 Şubat 1952’de NATO’ya resmen üye olan Türkiye ve Yunanistan da, bütün bunlardan payını aldı. “Güney kanadı” misyonu verilen her iki ülkede yükselen toplumsal hareketi bastırmak üzere askeri darbeler gerçekleştirildi. Her iki ülkede on binlerce insan katledildi, yüz binlerce insan cezaevlerine atıldı. Komünist örgütlere, yükselen işçi sınıfı ve emekçi hareketine NATO’nun belirlediği plan çerçevesinde darbeler vuruldu.

Kapitalizmi ayakta tutmak üzere bir savaş örgütü olarak görev yapan NATO, SSCB’nin 1989’da dağılması, Varşova Paktı’nın 1 Temmuz 1991’de kendisini feshetmesinden sonra da varlığını sürdürmeye devam ediyor.

ESKİ DÜŞMANLAR YERİNE YENİ DÜŞMANLAR

SSCB ve Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra varlık nedeni pratik olarak ortadan kalkan NATO’nun dağıtılması yönündeki taleplere kapitalist devletler karşı çıktı. Gerekçe olarak da “yeni düşmanlar” gösterildi. Özellikle 1990’lı yıllarda “terör” baş düşman gösterilerek, bunun üzerinden varlık nedeni gerekçelendirildi. Ancak SSCB dağılmasına rağmen, varisi Rusya ve onun etki alanındaki ülkeler hep Batılı kapitalistlerin hedefinde oldu. Bu çerçevede NATO kurulduktan sonra ilk olarak Yugoslavya’da savaşa katıldı. Kentler ve kasabalar NATO tarafından alınan karar çerçevesinde bombalandı, binlerce insan katledildi. Bu savaşın ardından Yugoslavya emperyalist devletler tarafından parçalandı.

11 Eylül 2001’de El Kaide’nin ABD’de İkiz Kuleler’e yönelik gerçekleştirdiği terör saldırısından sonra NATO bir kez daha harekete geçerek bu kez Afganistan’ı “Önleyici Savaş” doktriniyle bombaladı. “Sonsuz Özgürlük” adına verdikleri işgalde on binlerce insan katledildi. “NATO’nun bir üyesine yapılan saldırı bütün üyelere yapılmış bir saldırı” ilkesinin yazıldığı ünlü 5. madde böylece ilk kez devreye konulmuş oldu. 2011’de ise bu sefer hiçbir terör saldırısı olmadığı halde NATO, Libya’nın işgal edilmesine karar vererek bombalamalar gerçekleştirdi. Her iki ülkede de savaş, çatışma ve istikrarsızlık devam ediyor.

YENİ BAŞ DÜŞMAN RUSYA

İlk olarak 1999’da eski Varşova Paktı üyeleri Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’ni üyeliğe alan NATO; zamanla 15 Doğu Avrupa ve Balkan ülkesini bünyesine dahil etti. Kuzey Makedonya’nın da yakında üye yapılacağı göz önünde bulundurulduğunda üye sayısı Soğuk Savaş’ın bitmesinden bu yana tam iki katına çıkmış olacak.

Yeni üyelerle Rusya sınırına dayanmak için büyük bir gayret sarf etti. Rusya’nın zaman zaman buna tepki göstermesi de sonuç getirmedi ve bugün Rusya’nın etrafı, Ukrayna ve Beyaz Rusya dışındaki bölgelerde NATO üyesi ülkelerle sarılmış durumda. Özellikle de Baltık ülkeleri üzerinden son yıllarda NATO bölgeye önemli bir askeri yığınak yapmış durumda. Rusya ile muhtemel savaşın bu ülkeler üzerinde gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. NATO’nun Ukrayna’yı üye yapma girişimleri ise Rusya’nın ve üye ülkelerden gelen itirazlar nedeniyle şimdilik askıya alınmış durumda.

GÜVEN DEĞİL GÜVENSİZLİK NEDENİ

70. yıl kutlamaları öncesinde NATO yöneticileri ve eski danışmanları tarafından basına verilen demeçlerde sık sık paktın dünya çapında güvenliğin garantisi olduğu ileri sürüldü. Örneğin Süddeutsche Zeitung’da yer alan habere göre 2017 yılına kadar ABD ordusunun Avrupa komutanlığını yapan Ben Hodges, “NATO Doğu Avrupa ülkeleri için ABD korumasıdır” diyor. Ne var ki NATO’nun bugüne kadar yaptıkları güvenlikten çok savaş ve güvensizlik yaratmak olmuştur.

Bugün dünya üzerindeki paylaşım mücadelesine halen NATO’yu büyük anlamlar yüklemeye devam eden ABD açısından, Donald Trump’ın başkan seçildikten sonra birkaç kez NATO için “eskimiş” tanımlamasını kullanması tepkilere ve tartışmalara neden olmuştu.

2001-2005 yılları arasında ABD’nin NATO elçiliğini yapan Nicholas Burns, Süddeutsche Zeitung’a verdiği söyleşide açık olarak “NATO krizde” diyor. Krizin bir nedenini Trump’ın Pakt’a destek vermemesine diğer nedenini ise üye ülkeler arasındaki tartışmalara bağlıyor. Özellikle Almanya’nın NATO Zirvesi’nde savunma harcamalarının yüzde 2’ye çıkarılması yönündeki karara uymaması, en önemli tartışmalardan birisi.

Bütün üye ülkelere, Gayri Safi Milli Hasılalarının yüzde 2’sini askeri harcamalara ayırmayı dayatan NATO’nun bu kararının 2023 yılına kadar hayata geçirilmesi gerekiyor. Ancak başta Almanya ve İtalya olmak üzere birçok ülke şimdiden yüzde 2 şartını yerine getirmeyeceklerini ima ediyorlar. Bu durum doğal olarak Trump’ı daha fazla sinirlendiriyor.

ÇELİŞKİLER DERİNLEŞECEK

Özellikle Almanya ve Fransa öncülüğünde AB ülkelerinin ayrı bir savunma ordusu kurma yönünde yaptıkları hazırlıklar, NATO’nun belirlemiş olduğu yüzde 2’lik kriterin yerine getirilmemesinin önemli nedenleri arasında yer alıyor. Zira, ABD ile rekabet içinde olan AB ülkeleri, NATO’nun belirlediği çerçevenin dışında gelecekte daha farklı hareket edebileceklerinin mesajını veriyorlar. Çin ve Rusya ile ilişkilerin nasıl sürdürüleceği de bu farklı hareketler arasında yer alıyor.

Şimdilik Rusya’nın kontrol ettiği alanların elde edilmesi çerçevesinde NATO şemsiyesi altında ABD ile birlikte hareket eden Almanya ve Fransa’nın politikasının hep böyle devam etmeyeceği anlaşılıyor.

Buna bir de üye ülke Türkiye’nin Rusya ile girmiş olduğu yakın askeri ilişkiler eklendiğinde 70. yılını kutlayan NATO’nun eskisi gibi güçlü olmadığı ortada.

En önemlisi de birliğin kaderini NATO şemsiyesi altına bir araya gelen emperyalist devletlerin, yeniden paylaşım sürecinde nasıl davranacakları ve halkların savaşa ve militarizme karşı vereceği belirleyecek. Varlık nedeni çoktan ortadan kalkan NATO’yu bundan sonra bir arada tutmak çok daha zor.