Almanya’ya sosyalizm mi geliyor?

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da geçen cumartesi günü düzenlenen gösterilerde on binlerce insanın fahiş kiralara karşı “Emlak spekülatörlerinin elindeki konutlar kamulaştırılsın!” talebini dile getirmesi, ardından ülkede sosyalizm tartışmasını yeniden alevlendirdi. Berlin’de emlak tekellerinin elindeki konutların kamulaştırılması için referandum yapılması amacıyla imza kampanyası başlatılması ise emlak tekelleri, onların sözcüsü partiler ve basında panik havası yaratmış durumda.
Sokakta yükselen kamulaştırma talebine özellikle neoliberal Hür Demokrat Parti (FDP ile Hıristiyan Demokratlar sert tepki gösterdi. Hepsi de kamulaştırma talebiyle ile sosyalizm arasında bir bağ kurarak geçit vermeyeceklerini söylediler.
Önceki gün Süddeutsche Zeitung’da “Pahalı yaramazlık” başlığıyla yayımlanan makalede de konut sorununun ancak özel yatırımcılarla çözülebileceği tezi savunularak, “Özel sermayeyi korkutmaya ne gerek var? Kamulaştırmayı gündeme getiren Sol Partinin geçmiş mirası tam bir ironi. Eski Doğu Almanya hep konut sorunuyla boğuştu. Sorun çok düşük kira almak ve çok kötü bina yapmakla çözüldü. Eğer referandum başarılı olursa tam da buna yol açacak. Bunu tabii ki sosyalizmle bağlantısını kurarak tartışmamız gerekiyor” (Nikolaus Piper, 10.04.2019).
Yani yazar diyor ki; düşük kiralar yeni ve modern yapılaşmanın önünde engel. Bu neoliberal tezi savunanlar kamulaştırma talebinin daha fazla gündemde kalması durumunda özel yatırımcıların yeni konut inşasını durduracağını, bunun da daha fazla soruna yol açacağını söyleyerek bir nevi tehdit savuruyorlar.
Sosyal demokratlardan başlayarak siyasi yelpazenin sol tarafında duran örgüt ve partiler, aralarında pek çok farklılıklar olmakla birlikte, “kiraların frenlenmesi”nden tekellerin elindeki konutlara tazminatsız el konulmasına kadar değişik öneriler yapıyorlar.
Tartışmalarsa Alman Anayasası’nın 14. ve 15. maddelerinin dayanak yapılması önemli. Her iki madde de gerekli durumlarda tazminatın ödenerek kamulaştırmanın yapılabileceği yer alıyor.
15. maddede kamulaştırmanın önü şu şekilde açılıyor: “Toprak ve arazi, doğal kaynaklar ve üretim araçları, toplumsallaştırma amacıyla, tazminatın biçim ve ölçüsünü belirleyen bir yasayla, kolektif mülkiyet veya kamu ekonomisinin diğer şekillerine dönüştürülebilir.”
Görüldüğü gibi kamulaştırma, “el konulma” şeklinde değil, “tazminatın ödenmesiyle” öngörülüyor.  Bunun daha açık tercümesi ise, eyalet hükümetleri ya da belediyeler emlak tekellerinin elindeki konutları satın alması demektir. Dolayısıyla ortada gerçek bir sosyalizm yok. Emlak tekellerinin elindeki bütün konutların kamulaştırılması durumunda bile sosyalizmin geldiği anlamına gelmeyecek.
Aslında iki Almanya birleşmeden önce Federal Almanya’da konut piyasası büyük ölçüde yerel idarelerin denetimindeydi. Pek çok kamu kurumunun da kendisine ait konutları vardı ve bunlar çalışanlara uygun fiyata kiralanıyordu. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde (DDR) ise konutlar devlete aitti ve kira sorunu da yoktu. Belki konutlar Batı Almanya’daki kadar modern değildi, ancak sokakta da kimse yaşamıyordu. Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre bugünün Almanya’sında sığınmacılarla birlikte 1.2 milyon evsiz.
Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla sert şekilde esmeye başlayan neoliberal dalgada kamuya ait konutların çoğu özelleştirildiği gibi yeni sosyal konut imarı da azaltıldı. Böylece en temel haklardan biri olan barınma konusunda söz, gözleri kârdan başka bir şeyi görmeyen emlak spekülatörlerine geçti.
Şimdi ise büyük kentlerde kiralar fahiş düzeyde. Tepkiler üzerinde Federal hükümetin kira artışını düzenleyen yeni yasalar çıkarması da sorunu çözmüş değil. Bu nedenle kamulaştırma en gerçekçi çözüm olarak öne çıkıyor.
Halk arasında özel şirketlerin elindeki konutların eyaletler ve belediyeler tarafından kamulaştırılmasına yönelik talebe desteği azaltmak için yoğun bir çaba harcanıyor. Hatta, on binlerce konutun satın alınarak kamulaştırılmasının belediyeleri borç batağına çekeceğinin propagandası yapılıyor. Ancak buna rağmen yapılan anketlerde halk arasında emlak tekellerinin elindeki konutların devlet tarafından satın alınarak, ucuza kiraya verilmesine destek oldukça yüksek. Berlin’deki gösteri sırasında bir anda 15 bin imzanın toplanması da bunu gösteriyor.
Yapılan araştırmalara göre, Almanya’da çalışanlar, kentlere göre farklılık arz etmekle birlikle, maaşlarının yüzde 30-50 arasını kiraya veriyor. Yoksulluk ve düşük ücretli işlerin yaygınlaştırdığı ülkede bu durum özellikle Berlin, Münih, Frankfurt, Hamburg, Köln gibi büyük kentlerde tahammül edilecek gibi değil. Bu nedenle uzun bir aradan sonra “konut sorunu” temelinde yeni bir sosyal hareket mayalanmış durumda. Özelleştirmelere karşı kamulaştırmanın öne çıkarması politik havanın değişmesi açısından büyük bir önem taşıyor. Konut sorunu üzerinden sosyalizme de bu nedenle saldırıyorlar.
Biçareler…