Demokrasi nasıl işlemeli?

Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti milletvekili Deniz Çelik ile çalışmaları ve eyaletteki gelişmeler üzerine görüştük.

Sinan Özbolat

Hamburg’da birçok halk oylaması yapıldı. Ancak eyalet hükümeti sürekli kendi hedeflerini uygulamaya çalışıyor. Peki neden halk oylaması yapılıyor o zaman?

Hamburg’da hastaneler özelleştirilmeden kısa bir süre önce, 2004 yılında yapılan referandumda halkın ezici çoğunluğu (yüzde 76,8) özelleştirmeye karşı oy kullandı. Ardından Senato bunu tanımadı ve 2005 yılında kamu hastanelerinin çoğunluk payını Asklepios’a sattı. Bu, Hamburg halkının demokratik iradesine büyük bir saygısızlıktı ve demokrasiye duyulan güveni sarstı. Referandumlar artık halk girişimlerinin politik baskısı nedeniyle yasal olarak bağlayıcı olsa da, bir çok parti tarafından doğrudan demokrasi göze batan bir diken gibi görülüyor. Her kaybedilen referandumdan sonra, en son Olimpiyatlar’la ilgili yapılan referandumun kaybedilmesi de bunu gösterdi, ek engeller ve yeni öneriler getiriliyor. Bazen referandum sonucunun kabulü için belirlenen oranın yükseltilmesi öneriliyor, bazen borçlanmaya ve borçların sınırlandırılmasına bağlı olarak karşı finansman önerilerinde bulunuluyor. Demokrasi sanki kasalardaki paraya göre belirlenecekmiş gibi.

Kısacası yönetenler doğrudan demokrasi ile yetki alanlarının sınırlandırılmasını istemiyorlar. Demokrasiyi, uçlaştırarak formüle edersem, her beş yılda bir yapılan seçimlere indirgiyorlar. Halk oylamalarının sonuçları rahatsız ediyor. Bunu hemşire ve hasta bakıcılarının sayısının arttırılması için oluşturulan birlikte yaşanan anlaşmazlıkta da görüyoruz. Bakım alanındaki kriz ve hastaların tedavi güvenliğinin yok edilmiş olmasına rağmen, Senato anayasaya aykırı davranıldığı iddiasıyla halk girişimi hakkında dava açıyor. Siyasi tartışmalar yapmak ve Hamburg halkının oy kullanması yerine, Senato, Anayasa Mahkemesi tarafından söylendiği gibi, federal hükümetin sorumluluğu dahilinde olduğu için daha fazla bakım personeli için düzenleme yapamadığından şikayetçi. Bu benim için politik iflasın ilanıdır!

ÇOĞU PARTİ EMEKÇİLERİ GÖRMEZDEN GELİYOR

Bir dönemdir Hamburg Parlamentosu milletvekilisiniz. Orada emekçilerin çıkar ve dilekleri dikkate alınıyor mu?

Elbette, Sol Parti milletvekilleri olarak, diğer partilerin aksine, emekçilerin çıkarlarını parlamentoya taşıyoruz. Bunu yapmasaydık, varoluş nedenimiz ortadan kalkardı. Ancak hükümet de dahil olmak üzere, diğer tüm partilerin büyük çoğunluğu, emekçi halkın çıkarlarını nadiren konu etmekte ve dikkate almaktadır. Siyasi kararlar üzerinde önemli bir rolü finansal olarak güçlü tekeller veya şirketler oynuyor. Emekli maaşlarının, sağlık hizmetlerinin ya da ulaştırma altyapısının özelleştirilmesi, halkın mağdur edilmesi pahasına yatırımcıların özel çıkarlarına hizmet etmektedir.

Özel emekli maaşı uygulaması, sigorta ve mali hizmet sağlayan firmalar için yeni bir gelir kaynağı haline gelmiştir, bunun karşılığında emeklilik payı düştüğü ve dar gelirliler özel emeklilikten yararlanacak ek ödeme yapamadıklarından çok daha fazla kişi yaşlılıkta yoksulluğa mahrum edilmektedir. Hamburg’da emeklilikte temel güvence alanların sayısı son on yılda neredeyse ikiye katlandı. Hamburg’da neredeyse tüm hastaneler ve bakım tesisleri özelleştirildi. Asklepios personelden tasarruf ederek yılda 80 milyon Euro kazanıyorsa, bunun nedeni sağlık sigortası katkılarımızın bir kısmı özel firmalara akması ve iyi sağlık bakımı için kullanılmamasıdır.

DEMOKRASİ SEÇİMLERLE SINIRLANDIRILAMAZ!

Sadece birkaç yılda bir oy verirseniz ve toplumsal ve politik yaşama başka katılım imkanınız yoksa demokrasiden söz edilebilir mi?

Hayır, demokrasi 4 veya 5 yılda bir yapılan seçimlere indirgenemez. Bir yandan, seçimlere katılımın düşmesiyle temsili demokraside bir meşrutiyet krizi görüyoruz. Giderek daha fazla insan seçimlere katılmıyor, çünkü çıkarlarının temsil edilmediğini düşünüyor. Yeterince temsil edilmeyenler düşük gelirli insanlar. Bu bölünme demokrasi için büyük bir tehdit. Öte yandan, insanlar siyasi kararlara daha fazla dahil olmak istiyor. Yıllarca, halkın büyük bir çoğunluğu dış askeri müdahaleleri veya sağlığın özelleştirilmesini reddetti. Yine de yöneticiler bu siyasi çoğunluklara karşı politika yaptılar. Federal düzeyde referandumlar yapsaydık bu siyasi çoğunluklar aynı zamanda hükümetin hareketi üzerinde bağlayıcı hale gelebilirdi.

Hamburg’da iyi bir deneyime sahibiz: Hamburg’un Olimpiyat Oyunları’na aday olmasının engellenmesini veya enerji ağlarının yeniden kamulaştırılmasını halk girişimleri ve referandumlarla sağladık. Dahası, demokrasi fabrika kapısında bitmemelidir, yani işçiler işyerlerinde de temel konularda karara katılma hakkına sahip olmalıdırlar. Özellikle toplu iş sözleşmesi ve işyeri işçi temsilciliği olmayan işletmelerde işverenler çoğu zaman demokrasi öncesi dönemlerde olduğu gibi hareket ediyorlar. Halbuki toplumsal ihtiyaçların neler olduğu, hangi ürünlerin hangi koşullarda üretileceği konusunda da sosyal tartışmalar yapılmalıdır. Silahlar, pazar mantığıyla kar edilmesini sağlıyor ancak insanları öldürüyorlar, insanların ülkelerinden kaçmalarına neden oluyorlar ve aslında tüm insanları tehdit ediyorlar.

TOPLUMSAL İLERLEME MÜCADELEYLE OLUR

Halk sesini duyurmak için ne yapabilir?

Meslektaşlarım ve ben parlamentoyu, emekçilerin ve işsizlerin çıkarlarını savunmak için bir platform olarak kullanıyoruz. Sol muhalefet de parlamentolarda çalışıyor. Örneğin Hamburg’da, kamu alanında asgari ücretin 12 Euro olması, esas olarak bizim başarımız. Ancak, şirketler ve lobi örgütleri hükümetin icraatları üzerinde çok fazla etkiye sahiptir. Örneğin Hamburg’da her yıl 10 bin konut inşa edilmekte, ancak bunların sadece üçte biri sosyal konut. Gerisi yüksek kiralı ve özel mülk sahiplerine ait konutlar. Bu, kimin çıkarlarının esas olarak belirleyici olduğunu açıkça ortaya koyuyor: Uygun fiyatlı konut ihtiyacına değil, emlak sektörünün çıkarlarına uygun çalışılıyor. Tarih, toplumsal ilerlemenin genellikle toplumsal mücadelelerin sonucu olduğunu göstermektedir. Hastalık durumunda para ödenmesi, genel oy hakkı yöneticilerin merhameti sonucu elde edilmedi. Mücadeleyle kazanıldılar. İnsanlara, seçilen politikacıların tüm sorunları çözeceğine güvenmek yerine kendileri gibi düşünen insanlarla biraraya gelmeleri, örgütlenmeleri ve ortak çıkarları için mücadele etmelerini tavsiye edebilirim.

Bakım alanında çalışanların grev gibi cesaret verici örnekler var. Bakım alanındaki kriz ve sağlık hizmetlerindeki kâr mantığının eleştirisinin giderek artmasını, örgütlenen ve bakım alanında insanca çalışma koşulları için mücadele eden sağlık emekçilerine borçluyuz.

Çeviren: Semra Çelik