30 yıl önce: Cumartesi için mücadele

Mücadeleci bir geleneğe sahip olan matbaa işçileri 1989’da kısa ve güçlü bir grevle hafta sonunun iş günü olmasını engelledi. 30 yıl önce verilen bu mücadele bugün birçok açıdan öğretici ve anlamlı. 130 bin matbaa işçisinin grevine kitlesel destek gelmişti.

Bugün yeniden “teknolojik gelişme”, “verimliliği artırma”, dijitalleşme” vb. tartışılıyor. Üretimi daha rasyonel örgütleme, makinelerin üretim sürelerini uzatma, hatta kesintisiz hale getirme tüm bunlar bugünün “fenomeni” değil. Sermayenin günlük çalışma sürelerini uzatma, haftalık çalışma günlerini artırma, emeklilik yaşını sürekli yükseltme çabası bugün olduğu gibi geçmişte de sürekli gündemdeydi.

35 SAATLİK İŞ HAFTASI

Haftalık çalışma sürelerinin tam ücret ve personel karşılığı kısaltılması için yapılan son kitlesel grevlerde metal ve matbaa işçileri öne çıkmıştı. Her iki sendikada da taban ve tavan arasında çok ciddi çatışmalar yaşanmış ve en sonunda haftalık çalışma sürelerinin toplu sözleşme döneminde ileri sürülmesi kararı sendikaların genel kurullarında alınmıştı.

Alman Sendikalar Birliği DGB içinde bu konuda tam fikir birliği sağlanamamıştı. DGB, IG Metall ve IG Druck und Papier sendikalarına destek vermek için girişimlere başlarken Tekstil ve Giyim İşçileri Sendikası GTB, çatı örgütünün bu çabalarına rağmen erken emeklilik talebiyle TİS görüşmelerine başlamıştı.

DGB içinde baş gösteren gerginlik en alt kademelere kadar yansımış, geniş işçi ve emekçi kitleleri arasında hangi talebin daha doğru ve elde edilebilir olduğu üzerine tartışmalar yapılmıştı. Önce IG DruPa (12 Nisan 1984) ardından IG Metall (14 Mayıs 1984) saflarında grev oylamasına giderek süresiz grevi başlattılar.

Her iki iş kolunda da grevli mücadele çok sert geçiyordu. Metal ve matbaa patronları on binlerce işçiye lokavt uygulayarak sendika üzerinde baskıyı artırmaya çalışıyordu. Dönemin Başbakanı Helmut Kohl (CDU) ve Federal Çalışma Bakanı Norbert Blüm (CDU) grev bölgesi dışında olan ve lokavta maruz kalan işçilere yasal olarak ödenmesi zorunlu olan “kısa çalışma” parasını ödemediler. Hükümetin planlarına göre bu yöntemle sendikalar lokavttaki işçilere de grev parası ödemeye zorlanacaklar ve ekonomik olarak geri adım atmak zorunda kalacaklardı.

Fakat hesap tutmadı, sermayenin ve hükümetinin sert tutumu işçiler arasındaki birlik ve dayanışmayı son derece güçlendirdi. Sonunda IG Metall 7 hafta, IG DruPa 13 hafta sonra grevlerine son verdiler. 35 saate ilk adım atılmıştı. Fakat aynı zamanda imzalanan sözleşmelerle çalışma sürelerinin esnekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

“FAZLA BİR ŞEY İSTEMİYORUZ”

Sözleşmelerin altındaki imzalar daha kurumadan dönemin (1986-1996) Alman İşverenleri Birliği (BDA) Başkanı Klaus Murmann karşı saldırıya geçti. Der Spiegel dergisi başta olmak üzere verdiği “özel demeçlerde” Almanya’da makinelerin verimli çalışmadığı, hafta sonları tamamen kapatıldığı ve hafta içi ise birçok fabrikada çalışma sürelerinin kısaltılması nedeniyle tam kapasite çalışmadığını ileri sürüyordu. Bu durumun Almanya için çok kötü olduğunu söyleyen Murmann, “Uluslararası alanda rekabet gücümüz zayıflıyor, ihracatta geriliyoruz. Tüm bunlar yüz binlerce işçinin işsiz kalmasına neden olacak” diyordu. Murmann, “Biz fazla bir şey istemiyoruz. Sadece yasal çalışma günü olan cumartesi günlerinde çalışılması gerektiğini düşünüyoruz. Haftalık çalışma saatlerini değiştirmek istemiyoruz” diyerek saldırı dalgasını başlattı.

1980’li yılların ikinci yarısında tüm Almanya’da ciddi bir rasyonelleşme dalgası yaşandı. Yeni makineler, robotlar üretim sürecine dahil edilirken sözleşmelerin sunduğu esnek çalışma modelleri de uygulanıyordu.

Bilgisayar kullanımının yaygınlaşması özellikle basım işkolunda binlerce dizgicinin işlerine son verilmesine neden oluyordu. Kalıplar otomatik makinelerde hazırlanıyor ve yine otomatik olarak makinelere takılıyordu.

“CUMARTESİ BABAM BANA AİT…”

1956 yılında “Cumartesi babam bana ait” sloganıyla 1 Mayıs gösterilerine çağrı yapan sendikalar hafta sonu çalışmasını çok sınırlı işkolları ve mesleklerle sınırlamayı başarmışlardı. Hastaneler, itfaiye, polis, gazeteciler, lokantalar ve öğleye kadar mağaza ve dükkanlar açıktı. Çelik ocaklarında nöbetçi ekipler duruyorlardı ama üretim neredeyse yapılmıyordu.

Murmann’ın “özel demeçlerini” doğru okuyan IG DruPa, 1988 yılında haftalık çalışma günlerinin beş gün olarak -Pazartesi-Cuma- toplu sözleşmeye alınması talebini ileri sürdü. Sendikanın bu talebini fırsat bilen sermaye tüm güçlerini harekete geçirerek geniş bir kampanya başlattı. Bunun üzerine IG DruPa, tek taraflı olarak sözleşmeleri feshetti. Şimdiye kadar Almanya sendikal hareketinde böyle bir şey yaşanmamıştı. İşverenlerin çalışma koşullarını kötüleştirmek için sözleşmeleri feshetmesi çok sık yaşanmıştı. Ama sendikaların çalışma koşullarını iyileştirmek için sözleşmeleri feshetmesi ilk kez yaşanıyordu. İşverenler ise ek sözleşmeleri feshederek “hodri meydan” demişlerdi.

IG DruPa’nın talepleri şöyleydi: Üç ay içinde en fazla 25 saat fazla mesai. Gece vardiyası, pazar ve tatil günleri ek zamları yükselecekti. Fazla mesai yapmak istemeyene baskı uygulanmayacaktı. Üçüncü tur görüşmelerde işverenler görüşmelerin çıkmaza girdiğini ilan ederek uzlaşma komisyonuna gideceğini açıkladı. Uzlaşma komisyonunda yapılan dört görüşmeden de sonuç çıkmayınca grev oylaması ve süresiz grev gündeme geldi.

GREV TAKTİĞİ DEĞİŞTİ…

Süresiz greve çıkmadan önce 40 bin matbaa işçisi ve büro çalışanı (mizanpaj yapanlar, ilanları düzenleyenler vb.) tam günlük uyarı grevleri yaptılar. Ve ilk kez bu kadar kitlesel bir greve karşın gazeteler neredeyse tamamen basıldılar. Redaksiyonlarda çalışan grev kırıcısı gazeteciler yeni teknolojiyle (bilgisayarlar) gazetelerin mizanpajını yapmış ve greve çıkmayan matbaalarda basılmasını sağlamışlardı. Gazetelerin büyük çoğunluğu komşu ülkelerde basılmıştı. Yaygın internet bağlantısı yoktu ama diskler, CD’lere dijital kayıtlar yapılarak matbaalara ulaştırılmıştı.

Bunun üzerine grev taktiğini değiştiren IG DruPa, 1-9 Mart arası bin 113 işletmede 126 bin 696 emekçiyi greve çağırdı. Sadece matbaa işçileri değil aynı zamanda tüm büro çalışanları da greve katıldılar. Yüzlerce gazeteci dayanışma grevine çıkarak mücadeleye destek verdi.

Grev kırıcılarını engellemek ve grevin etkisini artırmak için sendika, “bu grev evde tamir işleri için değil, hak elde etmek için yapılıyor” sloganını ortaya atmış ve tüm işçileri fabrikalarda kalmaya çağırmıştı. Örneğin metal işkolunda süresiz grevlerde işçiler sendika tarafından eve gönderiliyordu.

Makinelerin başında duran, bilgisayarların önünden ayrılmayan emekçiler, greve kırıcılarının makinelere yakınlaşmasını engelliyorlardı. Mücadelenin bu denli sert geçmesini ve diğer sendikaların desteğinin bu kadar büyük olmasını beklemeyen işverenler sendikayı masa başına çağırdılar. 100 saat süren müzakere sonucu sendika tüm hedeflerine ulaşmıştı: Asıl çalışma günleri pazartesi-cuma arası olacaktı, cumartesi ve pazar çalışılmayacak, sadece cumartesi ve pazar günleri yayınlanan gazeteler için çalışılacaktı. Fazla mesailer için ödemeler yükseltilmişti. Ve işverenler feshettikleri ek sözleşmeleri olduğu gibi yürürlüğe koydular.