İşçilerin birliği için 1 Mayıs’ta alanlara

Daha iyi ücret, çalışma ve yaşam koşulları için, dijitalleşmenin işçilerin lehine gelişmesi ve çalışma sürelerinin tam ücret ve personel karşılığı düşürülmesi için alanlara çıkalım. Bir insan hakkı olan sağlıklı (ve ödenebilecek) barınma koşulları için alanlara çıkalım. Tekellerin iktidarına karşı işçilerin birliği için alanlara çıkalım. Savaşlara karşı halkların kardeşliği, ırkçılığa karşı işçilerin birliği 1 Mayıs’ın güçlü geçmesi için tüm gücümüzü ortaya koyalım.

SERDAR DERVENTLİ

Uluslararası BİRLİK, MÜCADELE ve DAYANIŞMA günü 1 Mayıs’ta bu yıl da dünyanın dört bir yanında milyonlarca işçi coşkuyla alanlara çıkıp daha iyi ücret, çalışma ve yaşam koşulları için taleplerini haykıracaklar. Sermaye sınıfının, işçileri sömürerek gasp ettiği servetin haddi hesabı yok.

Her yıl “Davos Zirvesi” öncesi servet dağılımı üzerine rapor yayınlayan Oxfam isimli kurumun verilerine göre bir avuç bile denemeyecek kadar az olan en zengin 26 kişinin serveti dünya nüfusunun yarısının (3,8 milyar kişi!) gelirine eşit.

2018 yılında bir milyardan fazla insan günlük ihtiyaçlarını 1 Dolarla karşılamak zorunda kalırken en zengin 26 kişi servetlerini günde 2,6 milyar Dolar artırdılar. Dünyanın en zengini olan Amazon tekelinin sahibi Jeff Bezos’un servetinin (102 milyar Dolar) yüzde 1’i, 105 milyon nüfusa sahip Etiyopya’nın bir yıl içinde sağlığa ayırdığı bütçeye eşit olduğu da Oxfam raporunda açıklandı. Sermaye daha fazla kâr için havayı ve suyu zehirlerken 1,5 milyar insan temiz su içme olanağından mahrum durumda yaşamaya çalışıyor.

KÂR UĞRUNA KURBAN EDİLENLER

Günde 6 bin 500 işçi iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybediyor. Yani 15 saniyede bir işçi veya yılda 2,3 milyon (2.300.000) işçi sermayenin kâr hırsı, en zenginlerin servetinin daha da büyümesi için katlediliyor!

Dünya genelinde her yıl 374 milyon (374.000.000) emekçi çalışma koşulları ya da iş kazaları nedeniyle hastalanıyor. Yani her gün 1 milyondan fazla emekçinin yaşamı mahvediliyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) dünya genelinde gelir eşitsizliğini azaltma, herkese temiz su, sağlık, barınma, geçimini sağlayacak düzeyde ücret gibi “milenyum hedefleri”ni sürekli yenilemelerinin bir safsata olduğu ortada. Gerçekte emperyalistlerin devletlerin halklara karşı bir aracı olan BM, tekellerin dünya genelindeki sömürü olanaklarını geliştirmek, halkları daha fazla baskı altına almaktan başka bir şey yapmıyor.

İşte 21. Yüzyılda da kapitalizmin adaleti böyle.

KRİZ, İŞSİZLİK VE YOKSULLUK TEHDİTLERİ BÜYÜYOR

Birçok AB ülkesi 2008/09 krizinin etkilerinden hala çıkamadan tüm dünya yeni bir kriz tehlikesiyle karşı karşıya. Neredeyse bütün gelişmiş ve gelişmekte olan kapitalist ülkelerde ekonomik büyüme oranları aşağı çekiliyor, bazı ülkeler ekonomik olarak durgunluk aşamasındayken bazılarında ise daralma belirtileri hızla artıyor.

Buna ek olarak ise tüm dünyada teknolojik olarak büyük bir dönüşüm sürecinin ilk aşamasının sancıları yaşanıyor. Almanya’da uzun yıllar üretici güçlerin gelişmesine engel olan tekeller şimdi son hızla yeni teknolojileri üretim sürecine dahil etmeye, üretim süreçlerini yeniden düzenlemeye çalışıyorlar. Birçok tekel ve büyük işletmeler on binlerce işçiyi çıkarma planlarını açıkladı.

Bu kez aşırı üretim krizi ve üretimin yeniden yapılanma süreci aynı döneme denk gelmesi ortaya çıkacak tahribatın da dünya genelinde çok daha büyük olmasına neden olacağa benziyor. Tüm veriler buna işaret ediyor.

DGB, KISA ÇALIŞMA PARASI İSTİYOR!

1 Mayıs günü işçi ve emekçileri, “Avrupa. Ama şimdi tam (olsun)” gibi çevirisi yapılabilecek (“Europa. Jetzt aber richtig!“) bir sloganla alanlara çağıran Alman Sendikalar Birliği DGB, gerçek sorunları gündeme getirmiyor. Tüm AB genelinde emekçi halkların AB’ye karşı tepkileri artıyor. Milyonlarca emekçi için AB sosyal barışın değil sosyal savaşın, dostluğun değil güçlü ülkelerin zayıf ülkelere karşı yaptırımlarının gündemde olduğu bir birlik haline geldi.

AB yasalarına göre işçilerin günlük 12 saatlik çalışması mümkün, esnek çalışmada sınır yok, emeklilik ise “mezarda emeklilik” anlamına geliyor. Baden Württemberg Eyaleti Çalışma Bakanı Nicole Hoffmeister-Kraut, 1 Mayıs arifesinde yaptığı bir açıklamada, “Ekonomimize daha fazla esneklik gerekiyor. Günlük 10 saat, haftalık 48 saat gibi katı kurallar yerine günlük 12 saate ve haftalık 54 saate kadar esnek çalışmak mümkün olmalı” diyerek sermayenin taleplerini dile getirdi.

DGB, bu ve benzeri saldırıları görmüyor mu ya da görmezden mi geliyor?! İşçilerin haklarını koruma ve yenilerini elde etme, işçiler arası rekabete ortak mücadeleyle son verme gibi ilkeler artık DGB’yi ilgilendirmiyor mu?!

DGB’nin 1 Mayıs çağrısına bakıldığında bunun böyle olmadığı görülüyor. DGB tarafından hazırlanan ve basına yansıtılan bir “Strateji metni”nde (“Strategiepapier”) sendika yönetimi gelişen kriz tehdidine karşı “dönüşüm kısa çalışma parası” (“Transformationskurzarbeitergeld”) talep ediyor!

“Değişik branşlarda gündemde olan temel dönüşüm sürecinde çalışanların ve işletmelerin desteklenmesi için” talep edilen kısa çalışma parasının hükümet tarafından karar altına alınmasını isteyen DGB, “İşverenler, böyle bir aracın rekabet güçlerini korumak için çok gerekli olduğunu kavramalılar” diyor.

Bayrağına işçi hakları yerine “üretim merkezinin korunmasının” ilkelerini yazan DGB, talep ettiği “dönüşüm kısa çalışma parası”nı gerçekte işçiler için değil sermaye için istiyor. Bu yöntemle bir yanda geniş işçi kitleleri saldırılara karşı mücadeleden alıkoyulacaklar diğer yanda ise sermaye kalifiye elamanlarını korumuş olacak!

DGB ayrıca işçiler için, “yasal meslek geliştirme hakkı” (“gesetzliche Rechtsanspruch auf Weiterbildung“) talep ediyor. Biz tabi ki işçilerin yasal eğitim haklarının geliştirilmesinden yanayız. Ama talep edilen “hak” işçilerin ihtiyaçlarından değil Alman sermayesinin ihtiyaçlarından hareketle ileri sürülüyorsa o zaman, “siz kimin için varsınız, kimin çıkarlarını savunuyorsunuz” sorusunu sormak gerekiyor!

1 MAYIS’TA TALEPLERİMİZ!

Bugün Almanya’da 45 milyon kişi çalışıyor. Bunların 22 milyonu güvencesiz ve/veya düşük ücretli işlerde çalışmakta. Süreli iş sözleşmeleri, kısa süreli işler (Mini ve Midijobs), kiralık işçilik, taşeron firmalar ve düşük ücretli işler.

2016 yılında yayınlanan devletin resmi rakamlarına göre insanca yaşamak için asgari saat ücretinin 12,67 Euro olması gerekiyor. Ama Almanya’da bugün asgari saat ücretinin düzeyi 9,19 Euro, 2020 yılında ise bu miktar 9,35 Euro’ya çıkacak! Sermayeye düşük ücretli işgücü sağlamak için tasarlanmış olan bu asgari ücret “yaşamak için az – ölmek için çok”!

Asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye çekilmeli (12-13 Euro arası) ve tüm sosyal ödemeler (Hartz IV vb.) buna endekslenmeli. İşyerlerinde eşit işe eşit ücret hala uygulanmıyor. Kadın ve erkek işçiler arası ücret farkı branşa göre yüzde 7 ila 37 arası (ortalama yüzde 21) değişebiliyor.

Önümüzdeki yıllarda kitlesel işten atmaların yaşanacağı kesinleşti. DGB ve ona bağlı sendikalar “kısa çalışma parası” talep edecekleri yere haftalık çalışma sürelerinin tam ücret karşılığı 30 saate çekilmesini talep etmeliler. Bu talep kapsamında esnek çalışma koşullarına ve fazla mesailere karşı da mücadele örgütlenmeli. Almanya’da her yıl 1 milyar saate yakın fazla mesai ücret karşılığı olmadan yapılmakta!

Bugün Almanya genelinde bir milyondan fazla emekçi kiralık işçi, bir buçuk milyon ise taşeron firmalar üzerinden çalışıyor. Bu işçilerin yüzde 40-60 arası daha düşük ücretle çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Bu nedenle kiralık ve taşeron işçiliğin yasaklanması, bu işçilerin hepsinin bulundukları yerlerde kadroya alınması talebi ileri sürülmeli.

SAVAŞLARA KARŞI HALKLARIN KARDEŞLİĞİ…

Prusyalı General Carl von Clausewitz’in, „Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır“ sözü emperyalistlerin temel ilkesi haline gelmiş bulunuyor. Bugün dünyanın değişik ülkeleri arasında “ticaret savaşları” adı altında devam eden emperyalist paylaşım mücadelesi yerini her an silahlı savaşlara bırakabilir. Bugün Orta Doğu’da, Libya, Yemen ve Afrika kıtasının daha birçok bölgesinde devam eden bölgesel çatışma ve savaşlar da bu emperyalist paylaşımın parçası, yani emperyalistlerin halklara karşı saldırısıdır.

Emperyalist ülkelere “ticaret yollarının, enerji üretiminin ve sevkiyatının güvenceye alınması”, “uluslararası ticaret anlaşmalarının uygulanması”, “yatırımların güvenceye alınması” gibi gerekçelerle karşılıklı yaptırımları gündeme getiriyorlar, emperyalistlere boyun eğmeyen ülkelere karşı ekonomik ambargo ile başlayıp askeri müdahalelerle devam eden saldırıları uyguluyorlar.

Bu nedenle 1 Mayıs’ta diğer taleplerimizin yanı sıra emperyalist savaşlara karşı halkların kardeşliği için de alanlara çıkacağız. Silah ticaretine son verilmesi, silah üreten fabrikaların halkın yararına üretime dönüştürülmesi gibi talepleri ileri sürmeliyiz.

Alman silah sanayisi tüm dünyaya ölüm satmayı sürdürüyor. Hem de her yol ve yöntemi değerlendirerek. Yasal olanaklar yetmeyince kaçak yollardan silah satan şirketler yakalandıklarında bunun faturasını da işçilere kesiyorlar. Örneğin Meksika’ya kaçak silah satan Heckler&Koch şirketi suçüstü yakalandıktan sonra kesilen para cezasını Almanya’daki işçilerin sırtına yıktı. IG Metall’in de onayı ile Heckler&Koch işçileri şirket yeniden ekonomik düzlüğü çıkıncaya kadar haftada 2,5 saat ücretsiz çalışacaklar!

IRKÇILIĞA KARŞI İŞÇİLERİN BİRLİĞİ

Irkçı AfD federal ve eyalet düzeyinde tüm meclislere girdiler ve artık işçi ve emekçi düşmanı, nefret politikalarını bu kürsülerden höykürüyorlar. Almanya’da olumsuz giden her şeyin sorumlusu olarak göçmenleri gösteren AfD, geniş emekçi kitlelerin gelecek kaygılarını kullanarak ırkçı bir politika sürdürüyor. Emekçilerin daha fazla sosyal konut talebine, “mülteciler geldi konut sorunu baş gösterdi” gibi kışkırtmalarla yanıt veriyorlar.

Emekçilerin sermayeye karşı mücadele etmelerinin önüne geçmek, fabrikalarda örgütlü tabanlarını artırmak için ırkçı-faşist gruplar “sendika” adı altında gruplar kuruyorlar, işyeri temsilciliği seçimlerine katılıyorlar.

AfD parlamentodan geniş emekçi kitlelerinin demokratik taleplerine karşı göçmenlere yönelik politika yaparken sendika adı altında çalışma sürdüren bu gruplar ise, güya “sendika bürokrasisine” karşıymış gibi tutum alarak gerçekte işçi ve emekçilerin örgütlerine ve taleplerine karşı mücadeleyi örgütlüyorlar. Onlar için esnek çalışma, kiralık işçilik veya düşük ücretli işler sorun değil. Bunlar, Alman sermayesinin uluslararası alandaki çıkarları ne gerektiriyorsa onu yapmaya hazır olarak bekliyorlar.

İşçi ve emekçileri bölme çabalarına karşı işçilerin birliği için mücadelemizi sürdürelim. Hangi ulustan, din ve renkten olursa olsun işçi ve emekçilerin geleceği birlikte, ortak mücadelede ve dayanışmadan geçmektedir.

TÜM GÜCÜMÜZÜ ORTAYA KOYALIM

Bu 1 Mayıs’ta daha iyi ücret, çalışma ve yaşam koşulları için, teknolojinin işçilerin lehine gelişmesi ve çalışma sürelerinin tam ücret ve personel karşılığı düşürülmesi için alanlara çıkalım. Bir insan hakkı olan sağlıklı (ve ödenebilecek) barınma koşulları için alanlara çıkalım. Tekellerin iktidarına karşı işçilerin birliği için alanlara çıkalım. Savaşlara karşı halkların kardeşliği, ırkçılığa karşı işçilerin birliği 1 Mayıs’ın güçlü geçmesi için tüm gücümüzü ortaya koyalım.