Avrupa bu şekilde kurtulur mu?

YÜCEL ÖZDEMİR

26 Mayıs’ta yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine üç hafta kaldı. Bu nedenle 1 Mayıs ile birlikte seçim kampanyası “sıcak” bir döneme girdi. Muhafazakarlardan sosyal demokratlara, hatta daha solda olanlara kadar herkesin gündeminde, kıta genelinde yükselen aşırı sağa seçimlerde anlamlı bir yanıtın verilmesi var. Bu nedenle AB karşıtlığını esas alan aşırı sağcı partilere karşı AB’yi savunan partilere oy verilmesi çağrısı yapılıyor.
Bu yıl Almanya’daki 1 Mayıs kutlamalarının ana konusu da AP seçimleriydi. Alman Sendikalar Birliği (DGB) tarafından düzenlenen gösterilerin ana sloganı “Avrupa. Ancak şimdi tam olsun (Europa – jetzt aber richtig) idi.
Bir şeyin “tam” olmasını istemek için önce onun neden ve nasıl “yarım” olduğunu söylemek ve anlatmak gerekiyor. Ancak DGB yönetimi ve ona bağlı sendikaların başkanları, Avrupa halklarının neden AB’ye bu kadar tepki duyarak sağ partilere oy vermeye meyil ettiklerini bir türlü kendilerine sormayı akıllarına getirmedi. Hal böyle olunca da meydanlarda toplanan işçi ve emekçileri aşırı sağa geçit vermemek için AB yanlısı partilere oy vermeye çağırdılar. AB yanlısı partiler arasında emek düşmanı olanlarla emekten yana olanlar arasında bir ayrım yapma ihtiyacı dahi duymadılar.
Yeter ki sağ partiler istedikleri başarıyı elde edip AP’de çoğunluğu elde etmesinler ve bu çoğunluk zamanla AB’nin dağılmasının önünü açmasın…
Hiç şüphesiz bu anlayış ne emekçilerin yararına ne de AB’nin kurtarılmasına yeter.
Peki bir zamanlar üye ülkelerde neredeyse halkın yüzde 80-90’ının AB yanlısı olduğu koşullardan bugünlere nasıl gelindi? Elbette AB’nin üye ülkelere dayattığı açı reçeteler ve AB’yi savunan partilerin emekçi düşmanı neoliberal politikaları sayesinde. Pek çok alanda emekçi düşmanı politikalar izleyen, işçi ve emekçilere yoksulluk, işsizlik ve düşük ücretli işler dayatan partilere sırf aşırı sağcı ya da sağ popülist olmadıkları için oy vermek ne kadar doğru?
Alman sendika liderlerinin yaptıkları çağrılar tam da emekçilere geçmişte ve günümüzde yapılanları unutarak sermaye partilerine oy isteme anlamına geliyor. Hem de bu partilerin önümüzdeki dönemde AP’de emekçiler lehine siyaset izleyeceklerine dair en küçük bir belirti olmadığı halde…
Bu tutum ne emekçilerin ne de sendikaların lehine. Tersine daha fazla saldırıya kapı aralıyor.
Örneğin, Almanya’da geniş emekçi kesimlerin en yakıcı sorunlarının başında düşük ücretli işler ve kiralık işçilik, yoksulluk, yüksek kiralar, emeklilikte yoksulluk gelirken bunların hiç birisi doğru dürüst 1 Mayıs meydanlarında dile getirilmedi. Sadece ne anlama geldiği belirsiz, soyut bir “sosyal Avrupa”dan söz edilerek, sanki bu sorunların ancak bu şekilde çözülebileceğinin mesajı verildi.
Almanya’nın en büyük ve güçlü sendikası olan IG Metall’in Başkanı Jörg Hofmann, Bremen’deki mitingde yaptığı konuşmada haklı olarak doğru bir noktaya parmak bastı: “Sosyal bölünmüşlük de Avrupa’da milliyetçiliğin ve sağ popülizmin yükselişinin asıl nedenlerinden birisi. Avrupa sosyal olmak zorunda. Birçok ülkede gençlerin çoğu işsiz, her beş AB vatandaşından biri yoksul.”
Bunları diyen Hofmann, Ford ve VW başta olmak üzere değişik işletmelerden kendi sendikasına üye 100 bine yakın işçinin işten çıkarılması planları konusunda ise tekellerle gayet uyumlu çalışıyor. Başta otomobil olmak üzere birçok tekel binlerce işçiyi işten atmayı gündemine aldığı ve planlarını açıkladığı halde sendikaların bu politikaya bayrak açmaya yanaşmaması, durumu kabullendikleri anlamına geliyor.
İşsiz kalan işçi ve geçlerin yarın aşırı sağın destekçisi olmayacaklarının bir garantisi var mı? Tersine yapılan pek çok araştırmaya göre, yerli işçi ve işsizler arasında sığınmacı ve göçmen düşmanlığı yapan aşırı sağ faşist partilere destek diğer gruplardan daha yüksek.
Özetle, kıta genelinde milliyetçi-faşist partilerin yükselişinin asıl nedeni geniş emekçi kesimleri arasında baş gösteren iş, aş ve gelecek korkusudur. Dolayısıyla artan sosyal sorunlardır. Bu nedenle Avrupa genelinde özellikle yerli işçi sınıfının göçmen, sığınmacı düşmanlığı yapan sağ partilere oy vermesini öncelikle sendikalarının dert edinmesi, çözümler üretmesi, politika geliştirmesi gerekiyor. Ancak yapılan çağrılara bakıldığında sorunun asıl nedeniyle değil sonuçlarıyla ilgilendikleri görülüyor. Bu şekilde çok savundukları AB’yi de kurtaramayacaklar.
Dolayısıyla; asıl önemli olan ekonomik ve sosyal nedenlerden ötürü gelecek endişesi içinde giren işçi ve emekçilerin sorunlarına gerçek anlamda çözümler ortaya koymaktır. Bu yapılmadığı sürece aşırı sağ partiler güç oy toplamaya, faşizm yükselmeye devam edecek.
Bu nedenle, Avrupa sermayesinin çıkarlarını değil Avrupa işçi sınıfı, emekçileri ve halklarının sosyal sorunlarını azaltmak için verilecek bir mücadele doğal olarak aynı zamanda faşist hareketlerin zayıflamasına da yol açacaktır.
Gerisi boş laf…