Alternatifleri düşünmek bile yasak!

Son günlerde Almanya’da tüm partilerin ve yayın organlarının katıldığı ciddi bir tartışma aldı başını gidiyor. Tartışmaların müsebbibi ise Jusos Başkanı K. Kühnert. Kühnert’in bir söyleşide sistemin nasıl aşılabileceği üzerine bazı şeyler söylemesi sermayeyi, politikacılarını ve basını çileden çıkardı. Tepkiler, sermaye ve politikacılarının diken üzerinde oturduklarını ve sistem karşıtı olabilecek alternatiflerin tartışılmasına bile tahammülleri olmadığını gösteriyor. Bu tahammülsüzler korosuna BMW ve Daimler tekellerinin baş temsilcilerinin de katılması ise tabloyu aslında tamamlıyor.

SERDAR DERVENTLİ

Haftalık “Die Zeit” gazetesinin 1 Mayıs tarihli sayısında SPD gençlik örgütü Jusos’un Başkanı Kevin Kühnert ile yayınlanan bir söyleşi Almanya’da büyük tartışmalara yol açtı. Adı sanı olan tüm yayın organlarında Kühnert’in “Doğu Almanya’ya dönmek istediği”, “son 100 yıllık tarihten ders çıkarmadığı”, “ekonomiden anlamadığı” vb. daha birçok şey yazıldı. “Bild” gazetesi, “SPD’nin en solcusunun” (“SPD-Ganzlinken”) partiden ihraç edilmesini talep eden bir yazıda “tüm partinin sola kaydığını” ileri sürmekten geri durmadı.

Kühnert’in SPD’li yoldaşları arasında da “ne içtiğini bilmiyorum ama saçmaladığı ortada”, “Trump gibi popülist” gibi “bel altı” sataşmalar bir yana “partiden atılmalı” talebini ileri sürenler olduğu gibi, “Jusos başkanları hep böyle ileri giderler, sıkıntı yok” diyenler de çıktı. Kühnert’i savunan SPD’liler ise, “doğru soruları ortaya attı ama yanlış yanıtlar verdi” demekle yetindiler.

CDU/CSU/FDP ve AfD, sermaye yanlısı basın tarzında karşı saldırıya geçtiler. CDU/CSU/FDP, “SPD mülkiyetle ilgili düşüncelerini netleştirmeli”, “Kühnert gibileriyle bu koalisyon devam etmez”, “Doğu Almanya’yı hatırlasınlar” vb. derlerken AfD, Kühnert ve Jusos örgütünün Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından takibata alınmasını talep etti.

Bir süre önce Berlin’de kiracılar hareketi tarafından ileri sürülen “konut tekellerini kamulaştırma” talebine “bu da bir yöntem olabilir” dediği için sermaye yanlısı basın tarafından yerden yere vurulan Yeşiller Eşbaşkanı Robert Habeck’in başına gelenleri unutmayan Yeşiller ise, “Biz BMW’nin kamulaştırılmasına, kısmi kamulaştırılmasına da karşıyız” diyerek sessiz kalmayı tercih ettiler.

Sol Parti Eşbaşkanı Katja Kipping ise “SPD ve Yeşiller içinde sorunlara eleştirel yaklaşanların olmasına sevindiğini ve Birlik partilerinin solunda birliğin oluşabileceğine dair umutlarını güçlendirdiğini” söyleyerek Kühnert’e (ve Habeck’e) destek verdi.

KÜHNERT NE DEDİ Kİ?

Aslına bakılırsa Kühnert söyleşide tipik bir sosyal demokrat gibi belirsizliğin ağır bastığı “öyle de olabilir böyle de olabilir” tarzında birçok şey söylüyor ama bir türlü net değil. Söyleşiye bilinçli olarak “sansasyonel bir hava” verme derdindeki Zeit muhabirleri ise ısrarla Kühnert’e ‘radikal’ bir şeyler söyletmeye çalışıyorlar.

Söyleşi biraz dikkatli okunduğunda BMW’yi gündeme getirenlerin gerçekte Zeit muhabirleri olduğu görülüyor. Kühnert’in “sosyalizm ütopisini” pek beğenmeyen muhabirler, “klasik tanımlamanın” farklı olduğunu belirtip “üretim araçları toplumsallaştırılmalı. Siz bunu imzalar mısınız” diye soruyorlar. Verilen yanıt yine net değil. En azından Zeit muhabirleri için. Kühnert’in bir süre daha kapitalizmde ortaya çıkan çelişkilerden, adil olmayan gelir ve servet dağılımından vb. söz etmesine müsaade eden Zeit muhabirleri, “Bu dengesizlikleri ortadan kaldırmak için ne yapacaksınız? Sosyalizmde BMW olacak mı veya Deutsche Bank, Siemens” sorusunu yöneltiyorlar. Kühnert, “Sosyalizmde piyasa mekanizmalarıyla çalışacak ve çalışmak zorunda olacak. Hedef, nasıl çalıştığımız ve ne ürettiğimiz üzerine demokratik denetim olacak” diyor.

“SOSYALİST OLDUĞUNUZA İKNA DEĞİLİZ”

Aslında bu yanıttan sonra Kühnert’in sosyal demokratların tarif ettiği (ve programlarına yazdıkları) sosyalizm fikrinden farklı bir sosyalizm düşüncesi olmadığı anlaşılıyor. Burada söyleşiye son verilebilir aslında. Zeit muhabirleri yerine sosyalist bir yayının muhabirleri söyleşiyi yapsalar, tartışmayı bu sosyalizm tanımlaması üzerine sürdürebilirler; Kühnert’in sosyalist olmadığını, gerçekte tipik bir “sol sosyal demokrat” olduğunu deşifre etme amaçlı.

Yukarıda belirtildiği gibi sansasyon peşindeki Zeit muhabirleri, “Bu somut olarak ne anlama geliyor” diye bir kez daha soruyorlar. Kühnert, “üretimin toplumsal ihtiyaçlar üzerinden belirlenmesi, örneğin silah üretimine ihtiyacımız var mı yoksa üretici güçler gerekli ihtiyaçlar üzerine mi yoğunlaştırılmalı, konut yapımı gibi” diyor. Zeit muhabirleri, “Hala sizin gerçek bir sosyalist olduğunuza ikna değiliz. Siz sadece silah üretmeyen bir sosyal piyasa ekonomisini tarif ediyorsunuz” diye itiraz ediyorlar.

Kühnert, tarif ettiği sosyalizme “evrimsel süreçlerden” geçerek varılacağına ve bu evrimin devam edeceğini belirtiyor ve on binlerce çalışanı olan bir tekele tüm çalışanların ortak olabileceğini ifade ediyor. Zeit muhabirleri, “Yani siz devletleştirmek değil BMW gibi bir işletmenin kolektivizasyonunu istiyorsunuz?” Kühnert ise, “Evet, ama demokratik yoldan. (…) Kolektifleştirme olmadan kapitalizmin aşılması düşünülmez” diyor.

Zeit muhabirleri ilk “sansasyonel” hedeflerine ulaşmış oluyorlar. Her ne kadar Kühnert, “devletleştirmeden” söz etmese de bir tekelin “kolektife” dönüştürülmesinden söz etmesi, yani “özel mülkiyete kısmen göz dikmesi” bile yetiyor. Ve muhabirler buradan deşmeyi sürdürüyorlar; “Birkaç hafta önce Jusos’ların Berlin’deki Sosyalizm kongresinde, ‘Neden birileri elinde 20’den fazla daireye sahip olmalı?’ dediniz. Söyleyin bize. Neden olmasın?” Kühnert: “Çünkü, barınma temel ihtiyaç olduğu için. (…) Tutarlı olarak sonuna kadar düşünüldüğünde herkes maksimum yaşadığı konuta sahip olmalı.”

Konut sorununda da kolektif çözümleri öneren Kühnert, kooperatiflerin kurulmasını ve konut sahiplerinin buralara üye olmaya teşvik edilmesini öneriyor.

DEMEK Kİ SİZ ’89 ÖNCESİNE DÖNMEK İSTİYORSUNUZ?

Verilen yanıtlardan Kühnert’in “sosyalizm fikrinin” gerçekte sosyal piyasa ekonomisi çerçevesinden birtakım iyileştirmeleri kapsadığını gören Zeit muhabirleri, “(…) Federal Cumhuriyetin tercih ettiği sosyal piyasa ekonomisi, mülkiyet sahiplerinin erklerini değişik biçimlerde sınırladı” diye hatırlatma yapıp, “dizginsiz bir kapitalizmde yaşamadığımızı” ileri sürüyorlar.

Haklı olarak “tüm bu sınırlamaların tesadüf olmadığını” söyleyen Kühnert, “iki sistem arası rekabet sonucu bu sınırlamaların ortaya çıktığını” ve “demir perdenin düşmesiyle sosyal piyasa ekonomisindeki tüm kazanımların” neo-liberaller tarafından sorgulandığını, hakların gasp edildiğini söylüyor.

Zeit muhabirleri, “O zaman siz gerçekte post 89 döneminin taşkınlıklarını düzeltmek istiyorsunuz, yani işçiler için daha iyi olan bir döneme dönmek istiyorsunuz?” diyorlar. Kühnert ise, “Salt bir geri dönüş değil. (…) Devletin 1970’li ve 1980’li yıllarda verdiği sosyal devlet sözünün abdeyt edilmiş (yenilenmiş/iyileştirilmiş) biçimiyle, gerçek eşitlik, Homeoffice (evden çalışma) ve benzeri şeyler bir başlangıç olabilir. Ama bu daha sosyalizm değil tabi” diyor.

TEORİ; TEORİ VE PRATİK ARASINDAKİ FARK…

SPD ve gençlik örgütü Jusos’ların programlarına bakıldığında kapitalizmin tarihin sonu olmadığı ve demokratik sosyalizmin hedef olarak yer aldığı görülecektir. Jusos’ların web sayfasında (www.jusos.de/wir-jusos/ueber-uns/) “Kapitalizmin üstesinden gelmek ve başka bir toplumsal düzeni, sosyalizmi istiyoruz. (…) Sosyalizm bizim için ulaşılmaz bir ütopya değil, zamanımızın sorunlarını çözmek için bir gerekliliktir” deniliyor. Yani Kühnert söyleşide, Zeit muhabirlerinin ilk kez duydukları bir şey söylemedi, ilk kez duyuyorlarsa da bu onların kendi aymazlıkları.

Parti programını hatırlamak bile istemeyen SPD’yi bir yana bırakıp Jusos örgütleriyle sosyalizmin teorisini, sosyal demokratların teori ve pratikleri üzerine tartışmak sosyalist gençlerin özellikle bugünlerde ertelememeleri gereken bir zorunluluk. Aynı tartışmaları sendikaların gençlik örgütlerinde de sürdürmek gerekiyor; Sendikaların tüzüklerinde de emek-sermaye çelişkisi (ne kadar sulandırılmış olsa da) anti kapitalist nüveler bulunmakta. Hele hele BMW ve Daimler gibi on binlerce emekçinin çalıştığı tekellerin baş temsilcilerinin, Kühnert’in bu masumane taleplerinden (demokratik yoldan tekellerin kolektife dönüştürülmesi ve konutların kâr amaçlı kiralanmaması. Yani tazminat ödenerek) ötürü, “SPD, işçiler için seçilebilecek bir parti olmaktan çıkmıştır” demelerinden sonra özellikle sendikalarda tartışmalara ağırlık vermek zorunluluktur.

BU ÖFKENİN, KİNİN KAYNAĞI NE?

Kühnert’in masum taleplerine bakıldığında kamuoyunda devam eden tartışmanın neden bu denli büyük bir öfke ve kinle sürdürüldüğü sorusu akla geliyor. Kühnert, tekellerin demokratik yoldan kolektife dönüştürülmesini talep ederken Federal Anayasa’nın 14. ve 15. Maddelerini ağzına bile almaması dolayısıyla kamulaştırmayı (devletleştirmeyi) gündeme bile getirmemesine karşın tüm sermaye ve partilerinin, bunların borazancılığını yapan basın organlarının ateş püskürmesi neden?

Hatırlayalım: 2015 sonundan bu yana bütün otomobil sektörünün uyması gereken onlarca ülkenin onlarca yasasını çiğnediği; ekonomik ve ekolojik olarak topluma büyük zararlar verdiği biliniyor. Tüm zararların faturası sadece bu tekellerde çalışan işçi ve emekçilere değil tüm topluma çıkartıldığı da biliniyor. Ve bu tekeller bütün bu yaşananlar yetmezmiş gibi önümüzdeki dönem “yeniden yapılanma ve dönüşüm” adına yüz binlerce işçiyi işten çıkarmayı, teknolojik gerekli alt yapının maliyetinin toplumun sırtına yıkılması için çabalıyor. Tüm bunlardan sonra biri kalkıp “BMW, demokratik yoldan kolektife dönüştürülebilir” derse bazıları bunu yeterli görmeyebilir. Onlarda, “neden kolektife dönüştürülsün ki, neden kamulaştırılmasın” diye tartışmayı ileriye taşıyabilirler.

Veya yine bir seneye yakın on binlerce kiracı Almanya’nın değişik bölgelerinde alanlara çıkıp, “barınma hakkı insan hakkıdır” diye haykırıyorlar. Son beş, altı aydır Berlin’de “3 binden fazla konuta sahip olan şirketler kamulaştırılsın” talebiyle imza topluyorlar. Berlinli kiracılar, devletten, tazminat karşılığı bu konut şirketlerini kamulaştırılmasını talep ediyorlar. Bir süredir bu kiracılar arasında “neden tazminat ödensin, neden el konulmasın” tartışmaları devam ediyor.

Son örnek olarak öğrencileri gösterebiliriz. Aylardır iklimin hızla değişmesine karşı radikal önlemler alınmasını talep eden öğrenciler her Cuma günü on binler olarak alanlara çıkıyorlar. Sermaye yanlısı politikacıların ve basının tüm saldırı ve aşağılamalarına, ailelere kesilen onca para cezasına karşın öğrenciler ailelerin ve bilim insanlarının da desteğini alarak eylemlerini sürdürüyorlar. Gençler taşıdıkları pankart ve dövizlerde, haykırdıkları sloganlarda “iklim sorunu sistem sorunudur” demeye başladılar.

Şüphesiz tüm bu verilen örnekler Almanya’da ciddi bir anti kapitalist hareketin veya sosyalizmi hedefleyen bir hareketin doğduğu anlamına gelmiyor, bugün ondan uzağız. Ama yaşadığımız sorunlar arttıkça geniş emekçi yığınlar içinde alternatif arayışları da artıyor. Egemenleri de bu alternatif arayışları korkutup öfkelendiriyor.