Umut yeniden sosyalizmde

Almanya bir ay arayla yeniden, hem de hararetli bir şekilde sosyalizmi tartışıyor. Bu sefer tartışmayı ateşleyen isim ise Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD), Angela Merkel’in başkanlığında yeniden “Büyük Koalisyon” kurmasına karşı çıkan ve bu temelde muhalefet örgütleyen partinin gençlik örgütü Genç Sosyalistler (Juso) başkanı Kevin Kühnert oldu.

Haftalık Die Zeit gazetesinden Jochen Bittner ve Tina Hildenbrandt’ın “Siz devletleştirmeyi değil, BMW gibi işletmeleri kolektifleştirmeyi mi savunuyorsunuz?” şeklindeki sorusuna “Evet, demokratik yolla. Benim için sonuçta BMW’nin devlete ait otomobil şirketi mi, yoksa anonim şirket mi ya da kolektif mi olduğu önemli değil. BMW’nin şimdiki biçimde olmasına gerek yok. Her şeyden önce elde ettiği karın demokratik şekilde kontrol edilmesi gerekiyor. Böyle bir işletmeye kapitalist bir sahibin olmasına da gerek yok. Değeri yaratan onbinlerce insan neden bağımlılık nedeniyle pazarlık yaptıkları ücretle yetinsinler?” şeklinde yanıt veriyor.

Kühnert aynı röportajında kapitalizmin aşılarak demokratik sosyalizme geçilmesi gerektiğini ve herkesin sadece kendi yaşadığı evin sahibi olması gerektiğini savunuyor. “Demokratik sosyalizme” itiraz edenlere sosyal medya üzerindeki hesabında SPD’nin 2017’deki kongresinde karar altına aldığı “Demokratik sosyalizm özgür, adil ve dayanışmacı bir toplum için bizim vizyonumuz olmaya devam edecek” cümlesini hatırlattı. Keza şu günlerde 70. yılı kutlanan Alman Anayasası’nda yer alan 14. ve 15. maddeler de toplumun yararına kamulaştırmayı içerdiği ifade ediliyor.

Sembol olarak seçilen BMW’nin (Bayerische Motoren Werke) hisselerinin yarısı Quandt ailesine ait. Bu nedenle bir aile işletmesi olarak biliniyor. 2018 verilerine göre yıllık cirosu 97,5 milyar Euro olan BMW’de 134 bin kişi çalışıyor. Tekelin yarattığı zenginliğin önemli bir bölümüne asıl olarak bir aile el koyuyor.

NEDEN BU KADAR TEPKİ GÖSTERİLİYOR?

Hem kamulaştırma hem de kolektifleştirme tartışmalarına sermaye cephesinden verilen yanıtların çoğunda sosyalizmi karalayarak, çökmüş ve iflas etmiş bir düzende neden çare arandığından söz ediliyor. Ayrıca sık sık İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Almanya’da kurulan Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) ile bağlantılandırılarak karşı çıkılıyor. Örneğin, Bild gazetesi ilk gün “SPD’de ne kadar DDR var” diye başlık atarak Kühnert’in geçmişe özlem duyduğunu yazdı. Parti içinde yeterinde Kühnert’e tepki verilmediğini ifade etti. Bir gün sonra ise SPD eski Başkanı Sigmar Gabriel, sermayenin rafine sözcüsü Handelsblatt gazetesi için kaleme aldığı yazıda Kühnert’i popülistlikle suçlayarak “Donald Trump’un metodları” tanımlamasını kullandı. SPD Başkanı Andrea Nahles de beklendiği gibi gençlik örgütünün başkanının açıklamalarına sahip çıkmadı. SPD’nin Avrupa Parlamentosu liste başı adayı Adalet Bakanı Katarina Barley ise tartışmadan yana olduğunu ifade etti.

Ülkenin en çok satan gazetesi Bild, bunlarla yetinmeyerek 4 Mayıs günü manşete BMW ve Mercedes’in logolarını koyarak, “SPD artık işçiler için oy verilebilecek bir parti değil” başlığını kullandı. BMW ve Mercedes İşyeri İşçi Temsilciliği başkanlarında görüş alarak yayınlandı. İşçilerden kat be kat fazla maaş alan işyeri temsilcileri, büyük tekellerin kolektifleştirilmesi durumunda işyerlerinin yok edileceğini, işçilerin işlerini kaybedeceğini iddia ettiler. Hatta özel aile şirketlerinin (BMW), bir bölümü kamuya ait olan şirketlerden (Volkwagen) daha başarılı olduğunu propaganda edenler de oldu. Bütün bunları sıralayan Bild gazetesinin aynı sayfasında yer alan “Ücretimiz yeterli bir emeklilik için yeterli değil” haberi ise ayrı bir çelişkiyi gösteriyor. Haberde, “11 milyon insanı yaşlılıkta yoksulluk bekliyor. Maaşları, emekli olduklarında ancak 800 Euro maaş almalarına yetiyor” deniliyor. Sadece bu bile yaşlılıkta yoksulluğa karşı Almanya’nın sosyalizme ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Zaten sosyalizm tartışmasını da canlı tutan bu çelişkilerin varlığı ve çözüm arayışından başla bir şey değil.

Yazılanlara ve söylenenlere bakılırsa “kolektifleştirme” açıklamasını sanki adında “sosyalizm” olan bir gençlik örgütünün 29 yaşındaki başkanı üniversite öğrencisi değil, Başbakan Angela Merkel yapmış gibi bir hava yaratılıyor. Bunun için de toplumda sosyalizm düşmanlığını diri tutmak için herkes kendi cephesinden yoğun bir saldırıya geçiyor ve bir bardak suda fırtına koparılıyor. Bu nedenle derinleşen sosyal sorunlar ve buna bağlı olarak çözümü “kamulaştırmada” görmek adeta suç haline getiriliyor. Ve burjuva partilerinden kimi isimlerin çare olarak “kamulaştırmayı” ya da “kolektifleştirmeyi” işaret etmesinin arkasında neoliberal politikaların yaratmış olduğu tahribatın üstü örtülmek istiyor.

TARTIŞMA KİME YARIYOR?

Liberal ve muhafazakar partiler, tartışmayı 26 Mayıs’ta yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde SPD’nin aleyhine kullanmanın çabasında. Bu nedenle rezervlerinde sosyalizmi karalamaya dair var olan eskileri çıkarıp piyasaya sürüyorlar. Ancak yeni bir şey yok. İşçi sınıfının ve emekçi halkın neoliberal politikalar, sömürü, özel mülkiyetin azınlığın elinde toplanması nedeniyle yaşadığını sorunların çözülmesine dair de yeni bir şey söylemiyorlar. Bu devranın olduğu gibi devam etmesini istiyorlar. Hem de bunun ırkçıları, faşistleri güçlendirdiklerini bildikleri halde.

SPD cephesinde de asılında yeni bir şey yok. Ancak, uygulayıcısı oldukları neoliberal politikalar nedeniyle dibe vuran itibarlarını kurtarmak için sosyalizmi, sosyal devleti kullanmaktan başka da çareleri yok gibi. Parti yönetimi halen ısrarla geleneksel neoliberal çizginin sürdürülmesinden yana. Ancak, bunun bir çöküş olduğunun farkında olan genç kesimler, yeni tartışmalarla güç toplamanın yollarını arıyorlar.

Diğer taraftan siyaseten kendilerini kurtarmak için ’sol, sosyalist‘ bir söylem kullanmakla sosyalist olunmadığı da ortada.

Bunun için burjuva klikleri arasında süren “sosyalizm” tartışmasını daha farklı bir zemine taşımak, sınıfların kaldırılması ve üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile derinleştirmek gerekiyor.

Bu tartışmaların gösterdiği bir başka nokta da, çelişkiler derinleştikçe, geniş halk kesimleri arasında artan gelecek arayışlarının kaçınılmaz olarak sosyalizmi gündeme getireceğinin bir kez daha görülmesi oldu.

Yani kapitalizmden kurtulmak için sosyalizmden başka alternatif bir sistem yok.