Köln Ford’ta sular durulmuyor

Almanya’da birçok kent vardır ki, isimleri adeta ev sahipliği yaptıkları büyük fabrikayla özdeşleşmiştir. Bunlardan biri de Köln ve Ford’tur. 90 yıldır otomobil üreten Köln Ford, bir süredir 5 bin 400 işçinin işten çıkarılacağı haberleriyle çalkalanıyor.

Köln’de yaşayan emekçiler için Ford fabrikası deyince ilk akla gelen; „Eğer Ford`ta çalışıyorsan bir nevi geleceğini garantiye almışsındır“ sözü olur. Bu yüzden de Köln’de her emekçinin hayalinde Ford’ta çalışmak vardır. Çalışma koşulları, ücretler, güvence ve meslek eğitimi vb. diğer işletmelere göre nispeten daha olumlu görüldüğü için işçilerin çoğu biraz da gururla ‚Ben Ford’ta çalışıyorum‘ der. Ancak ne var ki son yıllarda bu pembe tablodan fazla bir eser kalmadı ve işçiler arasında o özgüvenin yerini şimdi korku ve tedirginlik aldı.

Özellikle son bir yıldır Ford işçisi deyim yerindeyse adeta kuşatma altına alındı. İster bulvar basını, ister işletme yetkilileri olsun sistematik bir şekilde, “Ford Avrupa zarar ediyor, bundan dolayı önümüzdeki süreçte büyük bir tasarrufa gidilecek. Ancak yüzde 6’nın üstünde bir kar olursa yaşayabilir.” propagandası işlendi.

İşyeri temsilciliği (BR) de sürekli, Ford Avrupa’dan menajerlerin geleceği ve bunların planlarının belli olmadığını sözleriyle işçileri oyalayıp durdu. Planın önceden belli olduğunu biliyorlardı fakat biz işçileri belirsizlik ve beklenti içinde tutmak istediler ve bunda başarılı da oldular.

Sonunda işletmenin Almanya genelinde 5 bin 400 işçiyi çıkaracağı kesinlik kazandı.

Şu anda en çok konuşulan konu işverenin hazırlamış olduğu Tazminat Programı. İşçilerin kendi isteğiyle işten ayrılması için yoğun bir ikna operasyonu sürüyor.

İşçilerin büyük bir bölümü de “eğer işten çıkarsam ne kadar tazminat alırım” konusuyla meşgul. Her gün hesaplar yapıyorlar, ‚Personalabteilung‘ (insan kaynakları bölümüyle) sürekli bir matematik hesabi içine giriliyor. Bu arada şurası da bir gerçek ki, tazminat alarak işten çıkma hesapları Türkiyeli emekçiler arasında daha yaygın bir tutum. Genellikle de şöyle örnekler veriliyor: “Bu tazminat az, bak Bayer firması daha fazla veriyor. Ford oldum olası cimri bir şirket.”

TAZMİNATI CAZİP BULAN AZ DEĞİL

İşçileri tazminat alıp işten çıkmaya yönelten nedenlerden biri konut vb. için aldıkları banka kredilerinden kurtulma imkanı bulmuş olmaları. “Alacağım tazminat kredi borcumu öder nasıl olsa bir iş bulup çalışırım, tazminat yanıma kar kalır” düşüncesi epey yaygın denebilir.

İşçilerin bir bölümü ise yapılan bütün açıklamaları başlangıçta hiç ciddiye almıyorlardı. “Bunlar her zaman yalan söylüyorlar. Ford kardan zarar gösteriyor. Yıllardır aynı hikayeyle bizi kandırıyorlar. Bu sefer de öyle olur” diye yaklaşıyorlardı. Fakat son dönemlerde çıkışlar somutlaşınca, olayın ciddiyeti anlaşıldı ve daha farklı tepki vermeye başladılar. Ancak hala kafalarda bir çok soru bulunuyor.

İşçilerin bir kesiminde ise korkulu ve endişeli bir bekleyiş hakim. Geleceklerinin ve iş koşularının bu işletmede iyi olduğunu, buradan çıkarsa aynı koşullarda başka bir iş bulamayacağını düşünerek tazminat alıp çıkmaya sıcak bakmıyor bu kesim.

Bu kesimde şöyle fikirler de az değil: “Ford Avrupa’nın zarar etmesinden hem menajerler hem de işçiler sorumluyuz. Herkes işimi daha iyi yapsa bu duruma gelmezdik”! Bu kesimin ağırlıklı bölümü yerli emekçilerden oluşması dikkat çekiyor. Ve bunlar tazminat programıyla da pek ilgilenmiyorlar.

Gerek işveren gerekse işyeri temsilciliği tarafından körüklenen propaganda işçileri çaresizlik içinde durumu kabullenmeye zorluyor sonuçta. Eğer Ford olmazsa başka bir yerde çalışıp iş bulurum düşüncesi teşvik ediliyor. Teşvikle de kalmayıp, kentteki bazı işletmelerin (KVB vb. gibi) Ford’tan çıkacak işçilere öncelik tanıyacağı propaganda ediliyor. Bu da özelikle genç işçiler arasında tazminatlı çıkışı cazip hale getiriyor. Çünkü “Betriebsbedingdekündigung‘ sonucu işten çıkarılırsam o parayı da alamam” diye düşünüyorlar.

ZARAR VE FEDAKARLIK İŞÇİYE, KAR PATRONA!

Peki işten çıkarmalara neden gösterilen ‚Ford Avrupa zarar ediyor‘ yaygarası gerçekten doğru mu? Otomobili piyasasında yoğun bir rekabet olduğu elbette bir gerçek. Ancak tablonun işveren ve işyeri temsilciliğinin çizdiği kadar kara olmadığı da açık. Son üç aylık ciro sonuçlarına ve özellikle ticari araç pazarındaki payının genişlemesi gibi veriler pek fazla konuşulmuyor. Ayrıca Romanya’da bulunan fabrikaya son dönemde 1600 işçinin alınmış olması, işverenin asıl derdinin ucuz işgücü üzerinden karını arttırmak olduğuna işaret ediyor. Nitekim yakınlarda uğradığım bir Ford satış bayiinde anlatılanlar da, araba satışların az olmadığı hatta talebi karşılamada zorluk çekildiği şeklindeydi.

Bütün bunlara rağmen işveren, çıkışların mecburi olduğu ve bu zararın faturasını işçilerin ödemesi gerektiği fikri kabul ettirmeye çalışıyor. Ama işletmede durum parlakken, karlar yüksek olurken işçiyi düşünmeyenlerin, durum zorlaşınca zarar edince faturayı işçilere ödetmek istemesi içinde yaşadığımız sistemin ne kadar emek düşmanı olduğunu bir kez daha göstermiş oluyor.

Bu arada işçilerin hakkını ve taleplerini savunmak için en önemli araçlardan biri olan sendikadan, IG Metall’den de şu ana kadar ciddi bir sesin ve hareketin olmaması dikkat çekiyor.

Çıkışların gündemde olduğu Köln Ford’ta yaşanan tablo genel hatlarıyla böyle. Tazminat tuzağının şimdilik etkili olduğu işletmede, işçilerin zararına olacak kararların önüne geçilebilmesinin tek yolu işçilerin tabanda güçlü bir birlik ve mücadele hattı oluşturmasına bağlı. Fakat bunun şu aşamada çok cılız olduğu görülüyor. Bu cılızlığa rağmen özellikle son işyeri toplantısında, bir bölüm işçinin, sahneye çıkan işveren temsilcisini yuhalaması Ford’ta işlerin değişebileceğinin de bir belirtisi sayılabilir. Yeter ki, işçilere gerçeklerin onlara anlatıldığı gibi olmadığını gösterecek adımlar atılsın ve yeter ki işçiler gelişmeler karşısında çaresiz olmadıklarını fark etsinler ve kendi talepleri etrafında tartışıp harekete geçebilsinler.

Ford’tan bir işçi