Türkçe basının haline çare aranıyor

YÜCEL ÖZDEMİR / ESSEN

Uzunca bir süredir “kriz” içinde Avrupa’daki Türkçe basının durumu 28 Nisan günü Essen’de düzenlenen çalıştayda bir kez daha masaya yatırıldı. Adalet ve Kalkına Partisi’nin (AKP) öne sürdüğü “diaspora politikası”na bağlı olarak daha önce de beş çalıştay yapılmış, ancak bugüne kadar bundan bir sonuç alınabilmiş değil. Essen’deki altıncı çalıştaydaki tartışmalar ve katılıma bakıldığında da bunun kısa sürede bir sonuca ulaşması beklenmiyor.

Yurtdışı Türkleri ve Akraba Toplulukları Birliği (YTB) tarafından desteklenen ve Kanal Avrupa Sahibi Ali Paşa Akbaş’ın başkanlığını yaptığı “Avrupa Türk Basın Yayın ve Gazeteciler Birliği” tarafından organize edilen ve değişik çevrelerden katılımın olduğu bir günlük çalıştaydan yansıyanlara bakıldığında Avrupa’daki Türkçe basının Avrupa’daki durumu içler açısı.

Bunlardan ilki merkezi Türkiye’de bulunan günlük gazetelerin durumuyla ilgili. 1990’lı ve 2000’li yıllarda önemli bir okur kitlesi olan günlük gazetelerin toplam tirajı gelinen aşamada bir kaç bin ile ifade ediliyor. Bir zamanlar sadece Hürriyet gazetesinin tirajının 100 bin civarında olduğu gözönüne alındığında bugün önemli bir çöküş söz konusu. Bu nedenle, günlük gazetelerin Almanya’daki büroları önemli oranda küçülmüş ve şu anda kendi yağında kavrulmanın mücadelesi veriliyor. Konuştuğumuz günlük gazetelerden birisinin yöneticisi, zarar durumunda gazete sahibinin hemen Avrupa baskısına son vereceğinin farkında olduklarını söylüyor. Bu nedenle, halen yayınlanan gazeteler kendi yağlarında kavrulmaya devam ettikleri sürece, bir kaç bin de olsa yayınlanmaya devam edecekler gibi görülüyor.

Gazetelerin güçten düşmesinin başlıca nedenlerinden birisi gelişen internet teknolojisi ve buna bağlı olarak insanların artık gelişmeleri gazete satın almayarak öğrenme yolunu tercih etmeleri gösteriliyor. Buna sosyal medya ve televizyonları da eklemek gerekiyor. Elbette değişen okuyucu profili de çok önemli. Göç sürecine bağlı olarak yeni nesillerin günlük yaşamında Türkçe’den çok Almancayı kullanması daha çok Almanca okuması, süreci önemli ölçüde etkilemiş durumda.

Her ne kadar toplantıya katılan muhafazakar sivil toplum örgütlerinin yöneticileri “Türkçe dinimiz, kimliğimiz, benliğimiz” dese de yeni kuşaklarda Türkçe’ye bu derece önemli misyonlar biçilmiyor.

Söz konusu kurumların temsilcilerinin çalıştayda konuşmacı olduğu oturumda “Türkçe basın için Türkçe’nin yaşatılması” anlayışı öne çıkıyordu. Türkçe basının bu denli zayıflaması de Türkçe’deki büyük erozyona bağlanıyordu. Ve ortadaki tablo milliyetçi-muhafazakar güçleri önemli oranda tedirgin etmişe benziyor. Süreci anlayarak ona göre politika oluşturma yerine panik durumu söz konusu. Çalıştaydaki oturumlarda yapılan konuşmalardan çıkan sonuç: “Avrupa’da Türk basını yerlerde sürünüyor ve devletin el uzatmaması durumunda kısa zamanda güç toplaması beklenmiyor.”

Göç süreciyle birlikte dilde de bir değişimin olduğu ve yaşanılan ülkelerin dilinde de yayın yapılması gerektiği yönündeki mesajlar neredeyse, “ihanet” ya da “yozlaşma” olarak değerlendiriliyor ve mutlak şekilde iki dilli yayınlara karşı çıkılıyor.

Hal böyle olunca söz konusu çevreler “Türkçe yok oluyor” propagandası üzerinden safları sıklaştırması çağrıları yapılıyor. Ancak bunun hayattaki karşılığı yok denecek kadar az. Zira kendileri de konuşurken araya Almanca kelimeler katmadan edemiyorlar.

YEREL TÜRKÇE BASIN

Tartışmalar sırasında öne çıkan bir diğer konu ise yerel düzeyde Türkçe yayın yapan ilan gazetelerin durumu oldu. “Ulusal basının” zayıflamasından sonra umudunu bu gazetelerin varlığına bağlayanların sayısı hiç de az değil. Almanya’da bölgesel ya da kentler düzeyinde yayın yapan onlarca aylık, iki aylık, hatta altı aylık ilan gazeteleri var. Asıl olarak bölge esnaflarının verdiği ilanlarla ayakta kalan bu gazetelerin yaptığı yayının içeriği tartışmalı. Kimi konsolosluk ve cami cemaatlerinin, kimisi de esnaf tanıtım bülteni gibi. Dolayısıyla bütün umudu bu gazetelere bağlamak hayalcilikten başka bir şey değil.

Ama buna rağmen bu gazeteler de büyük bir varlık yokluk sorunu yaşıyor. Bölgedeki Türk işverenlerinin eskisi gibi ilan gazetelerine reklam vermedikleri, gazetelerin okumadan paketler halinde çöpe atıldığı vs. anlatılıyor.

Şimdi başta bu gazeteler olmak üzere Avrupa’daki Türkçe basının gözü kulağı Ankara’dan gelecek maddi yardımda. Zira Türkçe’nin varlığı ve yaşama devam etmesi bu gazetelerin yayınına devam etmesine kadar indirgeniyor. AKP tarafından seçimler öncesinde yurtdışına yönelik hazırlanan “manifesto”da Türkçe basının yaşatılması için kaynak ayrılacağı vaat ediliyor. Türkiye’de Basın İlan Kurumu üzerinden verilen desteğin bir benzerinin Avrupa’daki Türkçe basına da verilmesi hedefleniyor. Bunun asıl organizatörlüğü ise YTB’te verilmiş durumda. Daha önce yapılan çalıştaylarda da konu gündeme getirildiği ve vaatlerde bulunulduğu halde somut bir adım atılmamış.

Son toplantının öncekilerden en önemli farkı hükümet kanadından hiç kimsenin katılmaması. Davetiyelerde AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ve YTB Başkanı Abdullah Eren’in katılacağı belirtiliyordu. Ancak her ikisi de toplantıya katılmadı. Daha da önemlisi toplantının sponsoru YTB’den hiç bir temsilci hazır bulunmadı. Sadece Essen Başkonsolusu Şener Çebeci etkinlikte, Türkçe basının önemine dikkat çeken bir konuşma yaptı. Türkiye’den toplantıya katılan CHP Kahraman Maraş Milletvekili Ali Öztunç ise basını lobicilik yapmaya çağırdı.

Anonslar Türkçe-Almanca yapılmakla birlikte Alman tarafından katılan ise olmadı. Sadece Eyalet Başbakanı Armin Laschet, görüntülü bir mesaj göndererek başarılar diledi, Türkiye’de demokrasi ve basın özgürlüğü sorununa dikkat çekti. Durum böyle olunca Alman tarafından da tartışmalara bir muhatap bulunamadı.

Gelişmeler göçün kendi içerisinde geçirdiği değişime bağlı olarak sözü edilen Türkçe basının bir evrim geçirmediğini, bu nedenle derin bir kriz içerisinde olduğunu gösteriyor. Göç ve yaşanılan ülke gerçeğine bakıldığında basının kendisini acil olarak yenilemek zorunda olduğunu gösteriyor. Bunun bir yanını içerik diğer yanını ise teknolojik yenileme oluşturuyor. Bu iki durumun gerçekleşmesi durumunda bile maddi sorunların kolay bir şekilde aşılması beklenmiyor.