Alman Anayasası 70 yaşında: Bölücülerin telaşı

70 yaşına giren Alman Anayasası bu vesileyle medya ve siyset dünyasında da birçok yönüyle tartışma konusu oluyor. Anayasa’nın temel haklar ve sosyal devlet konusundaki pozisyonunu konu alan UZ gazetesinde Ralf Hohmann imzasıyla yayınlanan makaleyi ilginize sunuyoruz.

Ralf Hohmann

Onbir adam telaşlıydı. 10-23 Ağustos 1948 tarihleri arasında üç batı bölgesinin başbakanlarının sıkıştırmasına bağlı olarak sekreterlerine Anayasa taslağını dikte ettiriyorlardı. Telaşın nedeni Batılı galip güçlerin 1948 baharında bağımsız bir Batı Almanya’nın kurulması kararını almış olmalarıydı. İmparatorluk Markı yerine Alman Markı’nın geçirildiği 20 Haziran 1948’teki para reformu ile gerçeği ortaya koymuşlardı. Bu gerçek artık temel olarak Anayasa’ya yazılmak zorundaydı. Almanya Komünist Partisi (KPD), Almanya’nın bölünmesini esas alan böyle bir Anayasa’nın hazırlanmasına karşıydı, ancak engellenememesi halinde, emekçilerin temel toplumsal haklarının bu Anayasa’da garanti edilmesini istiyordu.

Onbir adamın hazırladığı 149 maddenin yasalaştırılması gerekiyordu. Bu amaçla, eyalet başbakanları tarafından batı bölgesindeki 11 eyaletin 65 temsilcisinden oluşan bir Parlamento Anayasa Komisyonu kuruldu. Bu sürece halkın direkt katılımı söz konusu değildi. Parlamento Anayasa Komisyonu, Eylül 1948’ten Mayıs 1949’a kadar çalıştı ve Federal Almanya Anayasası’nı karar altına aldı.

Küçük partilere ayrımcılık yapıldığı için KPD, komisyona sadece iki temsilci gönderebildi. Bunlardan biri KPD başkanı Max Reimann, diğeri ise Ekim 1948’te yerini Heinz Renner’e bırakan Hugo Paul’du. 1 Eylül 1948’teki ilk buluşmada Reimann, parlamento komisyonunun Batı bölgesi temelinde ayrı bir anayasa tartışmalarına son vermesini talep etti.

Komisyon, yapılan bir konferansta Londra’dan gelen bir tavsiyenin sonucuydu. Bu tavsiyeye uyan üç Batılı galip devlet (ABD, Büyük Britanya ve Fransa) ve Benelüks ülkelerinin dışişleri bakanları Almanya’nın bölünmesinin yolunu açmış oluyorlardı. Sovyetler Birliği konferansa davet edilmemişti. Reimann, Potsdam Sözleşmesi ile karar altına alınmış olan Savaş Sonrası Düzeni’ni savundu ve batılı güçlerin Almanya’yı bölme girişimine karşı çıktı.

OYLAMA DA SOSYAL HAKLAR DA YOK

KPD Başkanı ek olarak Parlamento Anayasa Komisyonu’nun Alman halkını temsil etmediğini belirtti. Alman halkı, tüm halkın seçtiği ulusal bir meclis tarafından hazırlanan ve halkın oyuna sunulan bir Anayasa’ya sahip bölünmemiş demokratik bir cumhuriyet istiyordu.

Komisyon bu dilekçeyi reddetti. Sonraki aylarda KPD temsilcileri çok sayıda değişik dilekçeyle çalışma hakkı gibi toplumsal hakların Anayasa’da yer alması için çaba harcadılar. Komisyon bu dilekçeleri de reddetti. Böylelikle Batılı güçler ve müttefikleri, 23 Mayıs 1949’da Almanya’nın bölünmesini esas alan ama çalışma, eğitim ve konut hakkını garanti etmeyen bir Anayasa’nın kabul edilmesini sağladılar.

TEMEL HAKLARDAN YOKSUN

Çok sayıda uluslararası sözleşme temel toplumsal hakları garanti eder. Örneğin 1976 yılından beri Almanya’da da geçerli olan Birleşmiş Milletler Toplumsal Sözleşmesi, çalışma hakkının en temel insan hakkı olduğunu belirtir. Bu düzenleme, daha 1948 yılında Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesinde yer almıştı. 1961 yılında da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde garanti edildi. Federal Almanya Cumhuriyeti bu sözleşmelere katılmasına rağmen Anayasa’da bu haklar garanti altına alınmadı.

EGEMEN SINIFIN ÇIKARINA

Burjuva devlet nötral değildir. Karar ve yasalarında egemen sınıfın çıkarlarını gözetir. İngiliz filozof James Harrington (1611-1677) ta o zamanlar, bunun bir sınıf sorunu olduğunu belirtti. Temel insan hakları ancak servetin üretim ve dağılımının sermayenin ihtiyaçlarına değil de halkın ihtiyaçlarına göre yapıldığı sosyalizmde gerçekleşebilir. Fakat bu, bu sistem içinde Anayasa’da temel insan haklarının garanti edilmesi için mücadelenin reddedildiği anlamına gelmez. Bu hakların Anayasa’da garanti edilmesi, gerçek hayatta da otomatik olarak uygulanması anlamına gelmese bile mücadeleyi kolaylaştırır. Egemen sınıfların 70 yıldan beri bu hakların Anayasa’da yer almasına karşı çıkmaları, bu düzenlemelerin onların çıkarına olmadığının göstergesidir zaten.

Çeviren: Semra Çelik


ANAYASA’DA HİÇBİRİ YOK

KPD temsilcileri verdikleri dilekçelerle Anayasa’da emekçilerin haklarının korunmasını sağlayacak maddelerin yer almasına çaba harcadılar. Bu dilekçelerden sonuncusunun tartışıldığı 6 Mayıs 1949’da Heinz Renner, çalışma hakkı, işin korunması organları, 40 saatlik iş haftası, kadın ve gençlere eşit iş karşılığında erkeklerle eşit ücret, hamilelikte korunma, tatil hakkı ve devlet memurlarına grev hakkının Anayasa’da yer almasını talep etti. Talepler arasında savaş suçlularının mülksüzleştirilmesi, sendikaların ekonomi ve sanayide söz hakkına sahip olması, yeraltı kaynakları ve ham maddelerin kamu mülkiyetinde olması ve özel mülkiyetin istismar edilmesinin yasaklanması da bulunmaktaydı. Tabi ki reddedildi. Bu nedenle Alman anayasası halkın ezici çoğunluğunu oluşturan emekçilerin değil egemenlerin çıkarlarını savunmaktadır.


23 Mayıs’ta imzalandı

İkinci Dünya Savaşı sonrasında galip güçler Büyük Britanya, Fransa ve ABD, işgal altındaki Batı Almanya başbakanlarına somut görevler içeren yetkiler verdiler. Bu yetkiler “Frankfurt Belgeleri” adıyla tanınıyordu. İlk ve en önemli belge, federatif ve demokratik bir anayasa hazırlanması amacıyla bir Parlamenter Anayasa Komisyonu tayin edilmesini talep ediyordu. Güçlü bir başbakan, eyaletlerin güçlü temsili, güçlü bir Federal Anayasa Mahkemesi, zayıf bir cumhurbaşkanı; Anayasanın bu ana noktalarını daha o zamanlar komisyon saptadı. 8 Mayıs 1949’da yasa metni karara bağlandı ve 23 Mayıs’ta Bonn’da imzalandı.


62 kez değiştirildi

Özellikle de Avrupa entegrasyonu ve iki Almanya’nın yeniden birleşmesi bağlamında Anayasa 62 kez değiştirildi. İltica hakkına ilişkin madde defalarca yeniden düzenlendi. Anayasa’da değişiklik yapılabilmesi için Federal Meclis ve Federal Konsey tarafından üçte ikilik bir çoğunlukla karara bağlanması gerekiyor.