Kriz belirtileri mi yoksa geçici durgunluk mu?

Yılın ilk çeyreği Alman otomobil tekelleri için parlak geçmedi. BMW modellerinin (BMW 2 – BMW 7 modelleri) satışında yüzde 5 ila 29 arası düşüş yaşandı. Daimler tekelinin bir bütün olarak binek araç satışları yüzde 5,6 geriledi. VW tekeline bağlı markalarda ise satışlardaki düşüş şöyle yaşandı; Skoda yüzde 3, VW yüzde 5, Audi yüzde 6 ve Porsche yüzde 12.

Otomobil tekellerinin şefleri yaptıkları açıklamalarda satışlardaki düşüşü “model değişikliği”, “AB genelinde egzoz salınım ölçümlerindeki yeni uygulama”, “Çinli müşterilerin önümüzdeki aylarda KDV’nin düşmesini beklemesi”, “ABD’li müşterilerin olası gümrük vergisi yükseltilmesi kaygıları” vb. gerekçelerle açıklamaya çalıştılar.

ÖNEMLİ OLAN SONUÇ

Müşterilerin şu veya bu nedenle araba satın almadıkları ortada, ama önemli olan sonuç. Diğer yandan önümüzdeki aylarda müşterilerin eğiliminin olumlu yönde değişeceğine ilişkin verilerde yok. Aksine değişik piyasa uzmanları otomobil satışlarının daha da düşeceğine ilişkin açıklamalar yapıyorlar.

Uzmanların özellikle dizel araçların satışlarında düşüşün yaşanacağını bildirmesi önümüzdeki aylarda otomobil tekellerini zora sokacağa benziyor. BMW, Daimler ve VW tekelleri geride bıraktığımız yıllarda yüzbinlerce dizel motorlu aracı geri almak zorunda kalmışlardı. Bunun yanı sıra önceden üretilen yüzbinlerce dizel motor depolarda bekletiliyor ve kapitalizm için tipik olan aşırı üretim krizinin ilk belirtileri olarak değerlendiriliyor.

Tüm bu yaşananlar sadece BMW, Daimler ve VW tekellerini etkilemiyor. Leoni, ZF, Mahle veya Bosch gibi otomobil branşının önemli tedarikçi firmalarını da etkiliyor.

Otomobil tekellerinin, yılın ikinci çeyreğinin ilk ayı olan Nisan ayındaki satışları, “beklentinin altında gerçekleşti” diye yorumlamaları gidişatın olumlu olmadığını ve tekeller arası rekabetin keskinleşeceğini gösteriyor.

ÇELİK SANAYİSİ TEKLEMEDE

Konjonktürün nasıl gelişeceğine ilişkin ilk belirtileri hammadde ve üretim araçları üreten sektörlerdeki gelişmelerde görmek mümkün. Bunlara bakıldığında da durumun pek parlak olmadığını söylemek mümkün.

Çelik üretimiyle ilgili yapılan açıklamalarda, dünya genelinde fazla üretim kapasitesinde bir gerileme olmadığı gibi artışın beklendiği açıklandı. 2018 yılının ortasında Commerzbank tarafından yapılan bir açıklamada, 2019 yılında çelik üretiminin dünya genelinde yüzde 4,6 artması bekleniyordu. Aynı bankanın Nisan sonunda yaptığı açıklamada ise üretim artışının yüzde 1,8 olması beklendiği bildirildi.

Çelik fabrikalarının yıl ortalamasında yüzde 85 kapasite ile çalışmalarının normal sayıldığı bildirilen açıklamada, “Ancak bugün dünya genelindeki üretim kapasitesinin ortalama yüzde 75 dolayında olduğunu görmekteyiz. Çelik üretimindeki artışın beklenildiği düzeyde olmaması branştaki fazla üretim kapasitesinin aratacağı sinyalini veriyor” denildi.

Bu açıklamadan kısa bir süre sonra dünyanın en büyük çelik üreticisi ArcolarMittal, Avrupa’daki çelik üretimini 3 milyon ton aşağı çektiğini duyurdu. Buna gerekçe olarak ise, “piyasadaki talebin düşme eğilimi” gösterildi. ArcolarMittal üretimi şimdilik sadece doğu Avrupa ülkelerinde aşağı çekeceklerini açıkladı.

Diğer yandan ise bir süre önce Hintli rakibi TATA ile Thyssen-Krupp-Stell’i birleştirmek için girişimlerde bulunan Thyssen-Krupp (TK) yönetimi bu planlarından vazgeçtiklerini açıklamışlardı. Her ne kadar gerekçe olarak, “AB Komisyonu’nun birleşmeye yeşil ışık yakmama ihtimali arttı” denilse de bunun gerçeği yansıtmadığı ihtimali daha güçlü görünüyor.

AB Komisyonu’nun yeni kurulacak şirketin piyasada tek yanlı ağırlığı olmaması için talep ettiği bir takım değişikliklere TK Yönetimi onay vermişti. Ancak tekelin büyük hissedarlarından İsveç merkezli yatırım fonu “Cevian Capital AB”, uzun süredir TK’nın bir bütün olarak elden geçirilmesini ve kar getiren bölümlerinin tek şirket olarak borsaya girmesini talep ediyordu. Güney Asya’daki rakiplerden dolayı fazla geleceği olmayan çelik bölümünün ise önemli ölçüde tasfiye edilmesini de talep eden Cevian Capital’in bu tumumun TATA ile birleşmeye asıl olarak engel olduğu ihtimali yüksek görünüyor.

MAKİNE SANAYİSİNDE SİPARİŞLER GERİLİYOR

Çelik branşındaki gerileme belirtileri ve ArcolarMittal gibi tekellerin üretim planlarını aşağı çekme eğilimlerini anlamak için makine sanayisine bakmakta faydalı olacak. Alman Makine ve Tesis Üreticileri Birliği (VDMA) tarafından Mart sonunda yayınlanan raporda, siparişlerin dördüncü kez peş peşe gerilediğini gösteriyor.

Kasım 2018’de bir önceki yıla oranla siparişlerin ±0 olarak artışın olmadığı en düşük seviyeye geldiğini belirten VDMA yetkilileri, Aralık ayından itibaren ise siparişlerin bir önceki yıla oranla gerilediğini açıkladılar.

Buna göre Aralıkta yüzde 8 olan gerileme, Ocak ayında yüzde 9, Şubat ve Mart aylarında ise yüzde 10 dolayında devam etti. Almanya genelinde yurtiçi siparişler yüzde 15 gerilerken yurtdışı siparişler ise yüzde 8 dolayında düştü.

Özellikle Doğu Almanya makine sanayisinde yurtdışı siparişlerinin Mart ayında yüzde 24 oranında gerilediğine dikkat çekilen açıklamada, “Yurtiçi siparişlerin Doğu Almanya’da yüzde 12 artması ülkenin bu bölgesindeki genel tabloyu değiştirecek bir rol oynamadı” denildi.

AB ülkelerinden gelen siparişlerine yüzde 19 gerilediğini bildiren VDMA uzmanlarından Dr. Ralph Wiechers, AB üyesi olmayan ülkelerin siparişlerinde ise yüzde 11’lik bir gerileme olduğunu bildirdi. ABD ve Çin arasında devam eden gümrük vergisi anlaşmazlığından Alman makine sanayisinin olumsuz etkilendiğini söyleyen Wiechers, “Her ne kadar bir süreliğine daha elimizde iş olsa da eninde sonunda siparişlerdeki gerileme üretime yansıyacak. Şuan bunun değişebileceğine ilişkin veriler mevcut değil” dedi. Wiechers, Alman makine sanayisinde baskı ve tekstil makinelerinin yanı sıra özellikle büyük motorların ve takım tezgahı makinelerinin siparişlerinin yüzde 20 civarında düşmesini, “Anlaşıldığı kadar sanayiciler uzun vadeli yatırımlardan uzak duruyorlar” dedi.

Makine sanayisindeki sipariş girdilerinin gerilemesi direk çelik sektörüne yansıyor. Ancak VDMA uzmanı Wichers’in “sanayicilerin uzun vadeli yatırımlardan uzak durduğu” yönündeki açıklaması, genel olarak konjonktürde gerilemenin ilk habercisi olarak değerlendirilebilir.

Yaşananların “kriz belirtileri mi” veya “geçici durgunluk mu” olacağı önümüzdeki aylarda belli olacak. Fakat sermaye önümüzdeki dönemde ekonominin nasıl yol alacağı bir yana uzun vadeli planları (“yeniden yapılanma”, “dijital dönüşüm”) kapsamında işten çıkarmaları gündemine almış bulunuyor. Eğer konjonktür tahmin edildiği gibi gerilemeye başlarsa ilan edilen işten atmaların devede kulak kalacağı da ortada. (YH)