Barış adalet gerektirir

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 100 yıl önce kuruldu.

Werner Rügemer

1919 yılında Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren ‘Versailles Antlaşması’, sadece Alman imparatorluğunun ödemesi gereken tazminatları düzenlemedi.

‘Çalışma’ başlıklı 13. bölümde; “Dünya barışı sosyal adalet temelinde mümkündür. Bu nedenle, diğer şeyler yanında, iş gününün ve iş haftasının maksimum süresi, işsizlikten korunma, iyi yaşam koşulları sağlayacak ücretler, iş hastalık ve kazalarından korunma, sendikal örgütlenme özgürlüğü düzenlenmek zorundadır. Prensip olarak, ‘emek bir meta değildir!“ ifadesi yer alıyordu.

Uluslararası emek örgütü olarak da Uluslararası Çalışma Örgütü kuruldu. Programında sekiz saatlik işgünü, 24 saatlik haftalık dinlenme süresi, eşit değerde iş için kadın ve erkekler için eşit ücret yer almaktaydı. Bu, bir asırlık talepler, Almanya gibi zengin ülkelerde de dahil olmak üzere güncelliğinden hiçbir şey yitirmedi.

ILO, Cenevre’deki Milletler Cemiyeti’nde yerini aldı. 1919’dan bu yana binadaki sloganı şöyle: „Barış istiyorsan, adalet sağla!“

1920’lerdeki başlangıcı kısa sürede boğuldu. ILO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişti ve o zamandan beri güçlü ve güvenilir devletler hukuku örgütü Birleşmiş Milletler’in bir parçası oldu.1948’de kabul edilen Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi, ilk kez çalışma hakkı ile başlayan ilk kez toplumsal hakları ve çalışma haklarını içermekte. Bu, ILO’yu önemli ölçüde güçlendirdi. Bugün ILO üyesi 187 devlet var.

İŞÇİ HAREKETİNİN GÜCÜ KARŞISINDA TAVİZ

ILO, bugüne kadar normlar adı verilen 189 işçi hakkını kabul etti. En fazla tanınan sekiz temel norm arasında özellikle de örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkı, eşit işe eşit ücret ve zorla çalıştırmanın kaldırılması hakkıdır. Kısmen sendikalar tarafından bile daha az tanınan haklar arasında: aileyi onurlu şekilde geçindirebilecek ücret, ücretli tatil ve mesleki eğitim hakkı, işten çıkarılmaya karşı korunma (hamile ve engelli olanlar da dahil), işyerindeki tehlikelere karşı korunma, sosyal sigorta, göçmenler ve ev işçileri için haklar bulunmaktadır. ILO’nun standartları kulağa hoş geliyor, ancak bugün hala hayata geçirilmekten çok uzaklar. Zaten 1919’da kurulan örgüt, 1917’de Rusya’da gerçekleşen devrim yanında, savaşın sonunda güçlü emek hareketleriyle karşı karşıya kalan galip güçlerin bu hareketin karşısındaki tavizinin sonucuydu. “Emek bir meta değildir” prensibi bu nedenle baştan yumuşatıldı: ABD dahil galip güçler, sömürgeler ve yabancı bölgeler de istisnalara izin verdi.

VERİLEN TAVİZLER GERİ ALINDI

Aynı şekilde, Almanya’daki işverenler de savaştan sonra 8 saatlik günü ve sendikaların ve işyeri işçi temsilciliklerinin (BR) yasallaştırılması konularında taviz verdiler.

Ancak bu kısa sürede, 1930’lardaki kısa vadeli istisnalar dışında, uluslararası düzeyde bile tartışılır hale geldi: Fransa’daki Halk Cephesi hükümeti ilk defa ücretli tatil hakkını kırdı, ABD’deki New Deal işyeri temsilciliklerini devlete bağladı ve yasal asgari ücreti getirdi. Sosyalizmin yıkılışına kadar ILO yükselişe geçti.

Uluslararası hukuk çerçevesinde bir antlaşma olarak 1966 tarihli BM Sosyal Paktı en önemli ILO standartlarını içeriyordu. Batı Avrupa ülkeleri de anlaşmayı onayladı- ancak hepsi bunu AB’nin yardımıyla unutup baskıladı. 2000’lerin Almanya’sındaki Hartz 4 kanunu, daha sonra yıllarca ötelenen ama aynı zamanda yoksulluk ücreti anlamına gelen yasal asgari ücretin ILO standartlarıyla hiçbir ilgisi yok. AB, CETA, TISA, TTIP, JEFTA ve EPA’lar gibi serbest ticaret anlaşmalarında, ILO’nun çekirdek normlarına kayıtsız kalmakta.

Yatırımcı ve işverenlerin hakları yargılanamazken işçi hakları tamamen gözardı edilmiş durumda. AB, Avrupa Merkez Bankası ve Dünya Bankası, Yunanistan’da olduğu gibi devlet borçlarının geri ödenmesinde işçi ve sendika haklarını hedefli şekilde ihlal ederken, askeri bütçelere dokunmadı.

Aynı zamanda, AB, kendisini Beyaz Saray’daki milliyetçi, ırkçı düşük ücret destekçisinin emirleri doğrultusunda güçlendiriyor. Emek adaletsizliği ve emek yoksulluğu yayılmaya devam ediyor. „Barış isteyen, adalet sağlamalı!“ – dünya savaşlarının sonuçlarından çıkarılan ILO’nun bu sloganı şimdilerde eskisinden daha da güncel.

(ver.di Publik dergisinden çeviren: Semra Çelik)