Yeşiller neden yüksekten uçuyor?

YÜCEL ÖZDEMİR

12 Haziran’da Süddeutsche Zeitung’da yayınlana Pepsch Gottscheber’in karikatürü Almanya’daki siyasetin geldiği durumu güzel bir şekilde özetliyordu. Yüksekçe bir kayanın üzerine çıkan Yeşiller Partisi eşbaşkanları Robert Habeck ve Annalena Baerbock, yükseklik korkusuyla kayaya yapışmış halde duruyor. Harbeck’in ağzından “Kendimi kötü hissediyorum” sözü çıkıyor. Diğer partilerin liderleri ise kayanın üzerine çıkmak için gayret ediyor.

Gerçekten de Almanya’daki Yeşiller, ilk kez bu denli “yüksekten” uçuyor ve bu durum şimdiden başlarını döndürmüşe benziyor. 26 Mayıs’ta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oylarını yüzde 10,7’den yüzde 20,5’e çıkararak ikinci büyük parti oldu. Kamuoyu yoklamalarında ise daha da yüksekten uçmaya başladılar. Bazı anketlerde yüzde 26-27 ile Hristiyan Demokratların (CDU/CSU) önüne geçerek birinci parti olmaya başladılar.

Hal böyle olunca muhtemel bir erken seçimde Yeşiller’in birinci parti olabileceği üzerinden senaryolar yazılmaya başlandı. Der Spiegel dergisi yükselişi “(Yeşil) Başbakanlık Operasyonu” şeklinde kapağa taşıdı.

Yazılanların bir bölümü, Almanya’yı “Yeşil başbakana” hazırlamaya yönelik olduğu anlaşılıyor. Çünkü, siyasi gelişmeler yıllardır kapitalist sistemin asıl dayanağı olan Hristiyan demokratlarla sosyal demokratların kısa sürede toparlanamayacağını gösteriyor. Bunun için kurulduğu 1980’den bu yana sadece 1998-2005 yılları arasında SPD’nin liderliğindeki koalisyonun küçük ortağı olarak hükümet olan Yeşiller, diğer partilerden çok daha az yıpranmış durumda.

1990’lı yılların sonunda kadar “radikal sol” çizgide görünen Yeşiller, zamanla daha merkeze kayarak sistemin has partilerinden biri haline geldi. 1983’te yapılan erken genel seçimlerde ilk olarak yüzde 5 barajını aşarak Federal Meclis’e giren Yeşiller, aykırı bir profil çiziyordu: Spor ayakkabılar ve kot pantolonlarla oturumlara katılmak, oturumlar sırasına el örgüsü örmek alışık olunmayan bir durumdu.

1968 gençlik hareketinden başlayarak, SPD’nin solunda barış, çevre, insan hakları, demokrasi gibi sorunlara sözde daha farklı bir pencereden bakan Yeşiller, ilk olarak Hessen eyaletinde koalisyon ortaklığı yaparak, kapitalist düzeni değiştirme derdinde olmadığını, asıl derdinin düzenin bazı eksiklikliklerinin tamir edilerek yola devam etmek olduğunu göstermişti.

Gerçi aradan geçen yıllar, izlenen politikalar “tamir” derdini de ortadan kaldırdı. İşçi sınıfı ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik en kapsamlı saldırılar SPD ile ortaklık yaptığı yıllarda hayata geçirilen Ajanda 2010 ve Hartz yasalarıyla gerçekleşti. Keza bir “barış partisi” olarak bilinen Yeşiller’in iktidar ortaklığı döneminde Kosova sorunu nedeniyle Yugoslavya bombalandı, Afganistan işgal edildi. Bir “savaş” partisine dönüştü. Bu görüntüyü perçinlemek, orduyla bir sonunun olmadığın göstermek için hafta başında Yeşil milletvekilleri Cem Özdemir ve Tobias Lindner, Münster’de bir kışlayı ziyaret ederek, asker elbisesiyle fotoğraf çekerek sosyal medyada paylaştılar.

Muhafazakar ve sosyal demokrat partilerden umudunu kesen geniş kesimler açısından Yeşiller, ‚daha az yıpranan‘ bir parti olarak önemli bir seçenek halinde gelmiş bulunuyor.

Yeşiller’in yükselişinin birinci nedeni sistemin iki ana partisindeki yıpranma ve çözülmedir.

İkinci en önemli nedense çevre ve doğa sorunlarına karşı diğer partilerden daha duyarlı görünmesidir. Yeşiller, ilk önemli yükselişini Japonya’da meydana gelen nükleer felaket sonrasında gerçekleştirmişti. 11 Mart 2011’de Fukuşima’da meydana gelen deprem ve tsunamiden sonra yaşanan nükleer sızıntının yarattığı korku kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayıldı.

Benzer bir felaketi Almanya’da olması durumunda neler olabileceği üzerinden yapılan tartışmalardan sonra Başbakan Angela Merkel, bütün santralleri kapatma kararı almıştı. Aynı ay içinde Baden-Württemberg eyaletinde yapılan seçimlerde Yeşiller birinci parti oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hep muhafazakar CDU’nun yönettiği eyalette Yeşilller’in birinci olması siyaseten yeni bir durumdu. Muhafazakar seçmenlere seslenen, Yeşiller’in de sağ kanadında yer alan Winfried Kretschmer o seçimden bu yana eyalet başbakanı kalmayı başardı. Bu da yetmedi Stuttgart belediye başkanlığını da Yeşiller kazandı.

Daha önce eyaletlerde daha çok SPD ile koalisyon ortaklığı kuran Yeşiller, ilk olarak Hamburg’da olmak üzere zamanda diğer eyaletlerde de bu yolda ilerlemeye devam ettiler. Hatta Yeşiller zamanda Hristiyan demokratların ilk koalisyon tercihi haline geldiğini söylemek de mümkün.

Gelinen aşamada Yeşiller, çevre konularına duyarlı iyi kazananların partisi haline gelmiş bulunuyor. Kapitalizm sınırları içinde daha iyi bir çevrenin olabileceğini, küresel ısınmanın önüne geçilebileceğini savunan Yeşiller, özellikle genç seçmenlerin desteğini almış görünüyor. Anketlere göre 25 yaş altı gençlerin yüzde 31’i Yeşiller’i tercih ediyor. Son aylarda lise öğrencilerinin başlattığı kitlesel çevre eylemleri de Yeşiller’in güç toplamasına yardımcı oldu.

YÜKSELİŞ UZUN SÜRECEK Mİ?

Bu tablo sadece Almanya’ya da özgü değil. Fransa, Danimarka, Finlandiya, İrlanda gibi pek çok ülkede Yeşiller, benzer nedenlerde önceki döneme göre güç toplayarak seçimlerden çıktılar. Ne var ki; Yeşiller’im politik çizgisi, hitap ettiği toplumsal kesimler, günümüzde yaşanan sorunların çözmesi mümkün değildir. Dahası, yükselişlerinin devam etmesi, iktidara geldiklerinde kendilerine oy veren toplumsal kesimler lehine pek çok düzenleme yapmaları gerekiyor. Sosyal demokratların ömrünün bu kadar uzun sürmesi, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’dan sonra oluşan dünya dengelerine bağlı olarak, “sosyal devletin” kapitalizm için adeta bir zorunluluk olmasından kaynaklanıyor. Son 20 yıl içindeki geldikleri çöküş aşaması, aynı zamanda bu dengenin değişmesiyle ilintilidir.

Bu nedenle sınıflar arası çelişkileri azaltmadığı, yok edilen sosyal devleti geri getirmediği, tekellerden daha fazla verdi almadığı, yoksulluk ve ayrımcılığın önüne kısmen geçmediği, çevre ve küresel ısınmaya karşı somur adımlar atmadığı takdirde Yeşiller’in yükselişinin çok fazla sürmeyeceği bugünden görünüyor. Zira Yeşiller’in programında ve vizyonunda bu temel sorunların çözümüne dair ciddi planlar bulunmuyor. En önemli planları ise her alanda mümkün olduğu kadar pragmatist davranmaktır.